Çağımız İnsanı Hakkında Bir Sorgulama…


cagimiz insani hakkinda bir sorgulama

Esselamu aleykum dostlar!

Ne olduğumuz, ne yaptığımız, nereye doğru ilerlediğimizden ziyade ne harcadığımızın ön planda olduğu bir çağda yaşıyoruz. Kapitalist sistem bizlere mülkiyetimize ve hayat standardımıza göre değer biçiyor. Ne kadar pahalı mobilya, ne kadar markalı kıyafet, o kadar hürmet ve prestij; madde put hâline gelmiş durumda!

Oysa, o kadar eşyanın arasından sıyrılmaya biraz olsa yeltensek, bu sûnî ihtiyaçların bizleri kendimizden, benliğimizden, kimliğimizden uzaklaştırdığını anlayabileceğiz. Maddeye o denli bağlanmışız ki, vücudumuzu da bir nevî et parçasından öte algılayamaz olmuşuz. Sürekli ihtiyaçlar üretip, onların en kısa sürede karşılanması için meşru veya gayrî meşru yollara başvuruyoruz, sonrasında ise yeni bir “ihtiyaç” peşine düşüyoruz. Bu kısır döngünün içinde kendimizi âdeta kaybediyoruz!

Yaşamakta olduğumuz çağa kadar, belki de bu kadar maddî refah içinde bulunmamışızdır. Geniş daireler, lüks mobilyalar, sayısız kıyafetler, çeşitli yiyecekler ve daha birçok nimet. Fakat, paralel olarak, depresyon vakâlarının haddi hesabı yok: insan mutluluğu yakalayamıyor!

Eşya insanı tatmin etmiyor; her alınan madde, sanki ruhumuzda bir ağırlık oluşturup bizleri bir kuyuya sürüklüyor. Koşuşturmaktan takatimiz kalmamış; ne kendimizi ne de etrafımızdaki dünyayı okumaya mecalimiz yok. Komşudaki koltuklara, arabaya takılıp insan olarak gelişme sürecimizi durdurmuşuz sanki. Baldan tatlı ilmi sunta parçalarıyla takas etmekle kalmayıp, bunu bir marifet olarak bensimsemişiz.

Bizleri aldatan nedir, ağlanacak hâlimizi süsleyen kimdir, neden bir Allah’ın kulu buna dur demiyor?! Neden sadece burnumuzun ucunu görüp, biraz meşakkatli işlere yeltenmiyoruz, uzun soluklu projelere imza at/a/mıyoruz?

Bu soruların cevabı birçok unsurda gizli. Öncelikle, çocukluk döneminde her istediği alınmış, bir dediği iki edilmemiş olan insanların hayallerinin olmaması dikkat çekicidir. Her istedikleri mevcutmuş gibi bir hise kapılıp, herşeyi de maddeden ibaret sandıklarından dolayı, ulaşmak istedikleri bir hedef söz konusu değil. Sonuç olarak, tatminsiz ve tembel insanlarlar ile karşı karşıyayız. Bunlar, bir yandan bütün güzellikleri elde etmek isterken, diğer yandan hedeflerine ulaşmak adına çaba göstermek çok ağır geliyor. Yani, bizlere zevk veren herşeyi ertelemekte zorlanırken, bizleri asıl mutluluğa ulaştıracak olan zorluklara katlanmak adına irademizi kullanmakta zorlanıyoruz. Peki, nedir bu disiplin sıkıntısı, neden olduğumuz yerden kalkmıyoruz? Neden düştüğümüz bu durumdan kurtulmakta bu kadar zorlanıyoruz?

Pasifliğimizin nedenini teknolojiye yüklemiyor değilim! Öyle ya, “boş vaktiniz” varsa, bunu televizyon veya internet dolduruyor; eğer heba edecek zamanınız varsa, vakit israfı konusunda kendileri oldukça beceriklidir! Aslında yarım saat kadar tv izlemek istersiniz, belki de ufak bir konu hakkında bilgi edinmek adına Google amcaya danışmaktır niyetiniz… Ama, bir bakarsınız ki, dört-beş saat geçivermiştir ve elinizde somut bir getiri yoktur. Ne hikmetse, günler birbirini kovalarken, hep aynı rutine hapsolursunuz.

Bilemiyorum, belki de insanlar mutluluğu yanlış yerde arıyorlar ve mutluluğa ulaşacak bireyler yetiştir/e/miyorlar. Bir çiçeğe bakıp tefekkür eden, şükreden ve bundan dolayı mutlu olan insan sayısı gün geçtikçe azalıyor. Hayatın bütün alanlarını kaplayacak bir mutluluk peşinde koşarken, küçük mutluluklardan mahrum oluyoruz. Unuttuğumuz önemli bir nokta ise, dünyanın cennet olmadığı; bunun farkına bir varabilsek!

Nilgün ERYILMAZ

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s