Öfke ve şiddetin kökeni


Öfke ve siddetin kökeni

Çocuk eğitimi ile ilgili katıldığım bir seminerde, gözü yaşlı bir anne yanıma geldi. “Hocam yardım edin. Vicdan azabından uyuyamıyorum artık.” dedi.

Biraz kenara çekildik. Ağlayarak anlatmaya başladı: “6 yaşında dünya tatlısı bir kızım var. Onu çok seviyorum. Ama yaramazlık yaptığında, sözümü dinlemediğinde daralıyor, tahammülsüzleşiyorum. Bazen kontrolümü kaybediyorum, bağırıyorum, vuruyorum… Sonra pişman olup özür diliyorum. Yavrumu da deliye çevirdim. Bir seviyorum, bir dövüyorum. Yardım edin Allah aşkına, ben hiç böyle bir anne olmak istemiyordum.”

Bu sözlere hiç de yabancı değilim. Ülkemizdeki birçok annenin ortak sorunu bu.

Çocuğuna şiddet uygulayan ebeveynler, çocuklarını sevmiyor değiller. Şiddet taraftarı hiç değiller. Çocuğun şiddetle terbiye olmayacağını bilmiyor da değiller.

Peki, nedir sorun?

Şiddet eğilimli davranışların kökeni çocukluk yıllarında yaşanan şiddete dayanır.

Biz biliyoruz ki çocuğunu çok sevdiği hâlde ona bağırıp çağıran, istemese de şiddet uygulayan anne babaların birçoğu kendi çocukluk yıllarında şiddet görmüş kişilerdir.

Hatta birçok anne baba, çocukluk yıllarında kendi yaşadıkları şiddeti asla çocuklarına yaşatmayacaklarına dair kendilerine söz verdikleri hâlde, şiddet uygulamaktan kendilerini alıkoyamamaktadırlar.

Şiddet eğilimli davranışlarda dikkat çekici iki durum söz konusudur…

Bunlardan biri, “çocukluk yıllarında” öfke kontrol sisteminin bozulmasıdır. Diğeri de bozulmuş bu sistemin dış dürtülerle uyarılmasıdır.

Pedagojik detaylara girip bilgi kirliliği oluşturmadan, kısaca izah etmeye çalışayım.

Saldırgan davranışlar, çocukluk yıllarında savunma amaçlıdır. Çocuğa zarar verici her türlü davranış karşısında, çocuk savunma amaçlı saldırgan davranış sergiler.

Saldırganlığı, insanın içinde bağlı duran güçlü bir boğaya benzetebiliriz. Bu boğanın boynunda kalın bir ip vardır ki bu, boğanın “öfkesini kontrol eden” iptir.

Erken yaştan itibaren kendisine insan olmaktan kaynaklanan “değerlilik” hissi ile davranılan çocukların içindeki boğa, sakin ve huzurludur, saldırgan değildir. Boğanın boynundaki ip de yıpratılmış değildir, sağlamdır.

Ancak bir kişi, çocukluk yıllarında şiddete maruz kaldı, cezalar verildi, baskın bir ortamda aşağılanarak büyüdüyse böylesi bir kişinin içindeki o güçlü boğa kendisine uygulanan bu muameleden kurtulmak için ha bire savunma amaçlı saldırganlık sergileyecek, kendisine kızana o da kızacak, kendini dövene kin ve nefret duyacak, bir başka deyişle boğanın boynundaki ip bu türlü saldırganlıklar karşısında zayıflaya zayıflaya yetişkinlik yıllarına erişilecek…

Çocukluk yıllarında kendini savunmak zorunda bırakılan, duyguları yıpratılmış kişiler, yetişkinlik yıllarında küçük olumsuzluklar karşısında, içlerindeki boğayı kontrol edemez, küçük olaylara büyük tepkiler verirler. Yeter ki bu duyguları ortaya çıkartan “eften püften” de olsa bir sebep olsun…

Kimi “yemek soğumuş” diye eşine…

Kimi “işe geç geldin diye” işçisine…

Kimi “ödevini yapmadın” diye öğrencisine saldırır…

***

İşte görüyoruz…

Son haftalarda, çocukluk yıllarında “adam edilmek” üzere şiddet uygulanmış kişilerin sağa sola saldırmalarının haberleri ile çalkalanıyor ülkemiz.

Kimi, hayatının baharında bir genç kıza saldırıyor; dövüyor, yakıyor, kollarını kesiyor…
Kimi, eski eşini takip edip yol ortasında bıçaklıyor…
Kimi, siyasi rakibini en ağır sözlerle aşağılıyor, hatta Meclis’te yumrukluyor…
Kimi, kendini kameraya çekerek canına kıyıyor…

Bütün bunların kökeninin çocukluk yıllarında yaşanan şiddet olduğunu fark edemezsek, sokaklarda gösteriler düzenler, hayalî birilerine bağırır dururuz… Ertesi gün yeni bir şiddet olayı ile travmalar geçirmeye devam ederiz…

Toplumsal şiddetin önlenmesi için, öncelikle anne baba ve öğretmenleri şiddetten arındırmalıdır. Kimse “Ben çocuğuma şiddet uygulamıyorum, bana ne!” dememelidir. Zira çocuğunu baskı ve zorlamalarla yetiştiren kişilerin çocuklarıdır, diğer çocuklara zarar veren kişiler…

Bir toplum şiddetten arındırılacaksa, ikinci yapılacak iş, şiddeti bir “problem çözme yöntemi” olarak kullananlara karşı toplumsal duyarlılık sergilenmeli, “yeter artık” denilmelidir…

Kızgınlık ve öfke ile bağıranlara, bir başkasına hakaret etmeyi kendi var oluşlarına zemin hazırlamak için kullananlara, “yeter artık” denilmezse, korkarım daha çok öfke kontrol sistemi bozuk nesiller yetişir…

Adem Güneş

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s