Evlilik eşi duyabilme sanatıdır


Evlilik esi duyabilme sanatidir

Bir zamanlar bekardık ve hayalimizde bir evlilik vardı. Hayalimizde bir ev modeli vardı. Hayalimizde bir eş vardı, hayalimizde bir çocuk yaşamı vardı. Ama çok defa bu evlenmeden önceki, çocuk sahibi olmadan önceki plan ve program evlendikten sonra uyum içerisinde olmuyor. Çünkü artık hayat tek kişilik değil. Yanınızda eşiniz var ve bu ortak yaşamı uyum içerisinde sürdürmek durumundasınız.

Eşinizle birlikte bazı şeyleri planlamak zorundasınız. Önceden belki kendi kararlarınızı veriyordunuz ama artık kendi yaşamınıza ait olan konularda dahi tek başınıza karar veremiyorsunuz. Çünkü sizin duygularınız üstünden, anneliğiniz üstünden, babalığınız üstünden ihtiyacı olan birileri daha var yanınızda; “eş ve çocuklarınız”. Ve böyle olunca da insan ikiye bölünüyor. Kendi yapmak istedikleri ve öbür taraftan eşinin ihtiyaçları, eşiyle bir uyum süreci içerisinde ortaklaşa yapacağı şeyler.

Evlilik zaten kişinin uyum becerisidir. Kendisini ezdirmek değil, kendisini bir boyun eğmişlik içerisinde, mecburiyetle, itaate mecbur bırakma değildir. Evlilik uyum sağlayabilme becerisidir. Eşini duyabilme, eşiyle ortak bir yaşamı sürdürebilme becerisidir. Ve maalesef günümüzde çocukların yetiştiriliş tarzı ve bir süre sonra kendisinin anne-babalık tarzı, eşi duymaya, çocuğu duymaya ve ortak bir yaşam sürdürebilmeye çoğu kez engel oluyor.

Böyle bakıldığı zaman aslında her insan bir bireysel yaşam içerisinde var olma ihtiyacı hissediyor. Eşle uyum sağlanmadığı zaman herkes kendi yoluna gider. Kadın kendi için evinde bir alan oluşturur, işiyle gücüyle meşgul olur. Erkek dışarıda kendisinin oluşturduğu bir alan içerisinde işiyle, gücüyle, arkadaşlarıyla meşgul olur. Ev, akşamları buluşulan bir mekana dönüşür. Akşamlar da çoğu kez birbirleriyle derin bir muhabbete girmeyerek televizyon karşısında vakit geçirilir. Birisi orda sızar kalır, birisi öbür tarafta sızar kalır. Çocuklarsa kendi başına bir yerlerde büyür dururlar.

Evlilik, uyum sağlayabilme ruhuna sahip olabilmek, uyum sağlayabilme becerisine sahip olabilmek, eşi duyabilmek sanatıdır. Kendi başına yaşayan kişi evli kişi değildir, eşine acı çektiren kişidir. Evde sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamak için evi dizayn etmeye çalışan, temizliğiyle, tertibiyle, düzeniyle, “Kaç kere söyledim basmayın şuraya”, “Kaç kere söyledim şunu aldığınız yere tekrar koyun” demek doğru olmaz. Bu evde sadece anne veya baba yaşamıyor ki bağırıp duruyor… Evin içerisinde tertip ve düzen, her şeyin yerli yerinde olması güzeldir tabi. Ama bu davranışla ev yaşanmaz hale getiriliyor.

“Ben sana kaç kere söyledim, çöpü buraya atacaksın, şunu şuraya koyacaksın diye”, “Yine kaşıkları buraya koymuşsunuz, tabi arkanızda bir hizmetçi var”… gibi söylemler yakışıksız söylemlerdir. Evin içerisini yaşanmaz hale getiren söylemlerdir ve böyle söyleyen bir kadının, bir annenin, bir hanımefendinin yanındaki kişiler genellikle rahatsızdır. Dönüp sorun şu anda: “Rahatsız mısınız benim bu seslerimden?” diye, “Evet rahatsızız” cevabını veriyorlar mı acaba? Yok vermiyorlarsa; “Senin bu bağırtı çağırtından ve bizi evin içerisinde daraltmandan çok da memnunuz” diyorlarsa, o zaman da; “Acaba o kadar ürkmüşler de gerçeği söyleyemiyorlar mı?” diye de düşünülebilir.

Veya bir beyefendinin evin içerisinde sadece kendisi yaşıyormuş gibi: “Dışarıda para kazanıyorum, akşama kadar yoruluyorum, bir de geliyorum çocuklarla uğraşıyorum, şöyle bir nefes almak istiyorum, televizyonumu seyretmek istiyorum, maçımı seyretmek istiyorum, elbisemi sağa sola saçmak istiyorum, nerde çayım hala hazır değil mi, şeker atmadın mı hala çayıma, ne var ki yanına bir tane de şeker koysan, çerezini de koysan, şunu da koysan…” Ne hakla evi yaşanmaz bir vaziyete getiriyorsun. Evin içerisinde bir başka ruh var, gözünü dikmiş ve senden his bekleyen bir hanımefendi var, sana akşama kadar olan olayları anlatmak için çırpınan çocukların var. Nedir ki bu donmuş, sadece kendisi yaşar gibi, haz odaklı bu hal?…

Evlilik uyum sağlayabilme, eşi duyumsayabilme, beyefendi olma becerisidir. Evlilik eşine hanımefendi-beyefendi nezaketiyle hitap edebilme becerisidir. Ve ev bir şenlenme mekanıdır. Korkuyor günümüzün çocukları; “annem bağıracak” diye korkuyorlar, ne kadar ayıp, ne kadar utanç verici bir hal bir anne için… Anne içerdeki odada, çocuk öbür odada, anne oradan öbür tarafa bağırıyor: “Ali çantanı nereye koydun?”… Böyle bir tavırla çocuğu nasıl nezaket eğitimi içerisine alacaksın?

Nezaket, önce sesle, sonra duruşla, ondan sonra o sesin içerisine yüklenen kelimelerin düzen içerisinde olmasıyla mümkündür.

Bir hanımefendi evin bir ucundan öbür ucuna eşine bağırıp bir de: “Ben kötü bir şey söylemiyorum ki, sadece ismiyle hitap ediyorum…” diyorsa, bırakın ayrı bir odadan bir kişiye seslenmeyi, omuzunun üzerinden arkasındaki bir kişiyle bile konuşmamalıdır. Nezaket bunu gerektirir. “E hocam on kere mi gideceğim?”… Evet on kere de olsa gidilmeli, çünkü çocuğun on kere gelebilmesi için, anne on kere gidebilmeli…

Bir baba için utanç verici bir şeydir, çocuğun sesinden korkması… Babası bağıracak diye korkuyor, o kart sesiyle: “Oğlum!” diye sesleniyor ve çocuk sıçrıyor. Allah hiç mi merhamet vermedi ki bu çocuğu sıçratıyorsun! Halbuki sen öyle bir sese sahip olmalısın ki çocuk peygamber sesi işitmiş gibi, o sesin şefkatine koşsun… “Babam!” diye… “Buyur babam!” diye… Öyle bir şefkatle çıkması lazım ki sesin: “Babacığım sen mi seslendin? Bir ses duydum ama acaba sen mi seslendin?” diye… “Baba bir şey mırıldandın acaba bana mı seslendin?” diye dudaklarını okuyacak bir çocuk olabilmesi için; “Oğlum” diye kaba bir sesleniş olmamalı… Ve böyle kaba bir sesle, bir hanımefendiye, bir çocuğa hitap edilerek yaşam kurgulanıyorsa yazık…

Bir beyefendinin beyefendi olabilmesi, onun karşısındaki hanımefendinin hanımefendi olmasına bağlıdır. Eğer hanımefendi, evdeyim zaten diyerek paspal bir vaziyette dolaşıyorsa, o evin içerisindeki erkek beyefendi olmaz. Sabahın ilk dakikalarında kendi giyimine kuşamına değer vererek eşini karşılamıyorsa, eşi de elini yüzünü yıkamadan, atleti bir taraftan sarkmış olarak, pijaması bir taraftan çıkmış olarak evin içerisinde dolaşmaya başlar…

Erkeği beyefendi yapan, onun karşısındaki hanımefendidir. Hani bir çok kadın şikayetçi oluyor: “Neden benimle başkalarına konuştuğun gibi konuşmuyorsun, neden bana kaba saba konuşuyorsun?” diye… Kaba saba konuşuluyor ya, aslında o hanımefendi nezaket içerisine girse, aslında erkek onun karşısında utansa, işte o zaman erkek bir beyefendi nezaketinin içerisine girmeye başlıyor.

“Erkeği beyefendi yapan, kadının nezaketidir.”

“Bir kadını da hanımefendi yapan, erkeğin nezaketidir, değerli davranmasıdır.”

Eğer bir erkek karısına aşağılayarak davranıyorsa, gözünün ucu, burnunun ucuyla isteklerini işaret ediyorsa, karnı acıktığı zaman evin içerisinde bağıra çağıra davranıyorsa, eşine hanımefendi nezaketiyle davranmıyorsa, o kadından kadınlık beklemesin hiç… Böylelikle o kadın erkek olur ve bir kadın erkek olursa, bu erkekle hiçbir erkek baş edemez. Kadın kartlaşıp erkek gibi yürüyorsa evde, sertleşmiş sesiyle hitap ediyorsa, iki erkek yaşatıyorsun şu anda evde demektir…

O yüzden uyum sağlayabilmek, aynı zamanda kişinin nezaket içerisinde olmasıyla mümkündür. Kaçırmayın birbirinizi evin içerisinden, bağırtıyla çağırtıyla, hır-gürle kaçırmayın eşlerinizi evden. Yoksa eve gelirken trafik sıkıştığı zaman memnun oluyor, başka yollardan dolaşıyor. Alışverişe gittiği zaman, bir ekmek al diyorsun, gidiyor iki torba dolduruyor. Bir çok alışveriş yapıp da fazla eşya alan kişilerle yapılan çalışmalarda görüyoruz ki aslında bir ekmek alıp gelecekken, iki poşet doldurmuş, aslında markette vakit geçirmek için doldurmuş ve o vakit geçirdiği şeylerle de eşine daha sevimli görünmek için, eşinin bağırtısına ya da eşinin surat asıklığına engel olmak için doldurmuş.

Hayır, insan kocasına cehennem hayatı yaşatmamalı. Böyle bir evin içerisinde, uyumlu huzurlu bir çocuk doğru bir beklenti olur mu? O çocuk, “dişini gıcırdatıyor, tırnağını yiyor, altını ıslatıyor…”, çünkü siz birbirinize böyle yapıyorsunuz. O çocuğun evin içerisindeki yetişme zeminini bu vaziyete getiriyorsunuz, kaya dibinde çiçekler yetiştirmeye çalışıyorsunuz. Önce çocuğun dikileceği saksıyı zemin olarak toparlamamız lazım ki onun içerisinde gül çıksın.

Adem Güneş
Çocuk Deyip Geçmeyin Bölüm 468 Kısım 1 – 12 Ocak 2014

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s