Rüyamdaki Müfettiş (1. Bölüm)


Rüyamdaki müfettis

Müdür yardımcısı sınıf kapısısını büyük bir hışımla açtı. Nefes nefese kalmıştı.

– Çabuuuk hemen başlarınızı açın, müfettiş geldi.

Ne olacağını düşünmeden kaçmak için sınıfın kapısına doğru koştum. Müdür yardımcısının bana bağırtısı eşliğinde merdivenlerden aşağı doğru hızla koşuyordum.

Merdivenlerin sonuna geldiğimde olan olmuştu. Okulun eğitim düzeyini denetlemek (!) için sürekli ani baskın yapan müfettişle göz göze gelmiştim. Ne yapacağımı şaşırdım. Müfettişin yanındaki okul müdürü de şaşırmıştı. Sonunda bizi sürekli uyardığı ve olması halinde çok kötü şeylerin olacağı olay meydana gelmişti. Müfettiş beni okul forması ve başörtümle beraber görmüştü. Arkamı döndüm ve yukarı doğru hızla kaçmaya başladım. Peşimden müfettiş de koşmaya başlamıştı. Ben kaçıyordum o kovalıyordu. Okuldan dışarı çıkıyordum koşarak ve hala peşimden geliyordu. Uçsuz bucaksız yollarda koşuyordum, o da peşimden koşuyordu. Tam arkamdan yakalayacakken…

Kan-ter içinde uyandım.
Şu müfettiş rüyalarından artık bıkmıştım. Her seferinde aynı stresi tekrar yaşamak zihnimi son derece yoruyordu. Ne yazık ki, ortaokul dönemi boyunca gördüğüm bu rüyalardan uzun süre kurtulamadım.

**********

Çoğumuz 28 Şubat sürecinde başörtülü ablalarımızın neler yaşadığını az çok biliyoruz. Üniversite kapılarında başlarını açmadıkları için mağdur edilip polis tarafından tartaklanıp hapse atılan ablalarımız… Diploma alacağı son sınavında başını açmadığı için okuldan atılan ablalarımız…

Benim anlatacaklarım bir üniversite macerası değil. O yaşananları görmedim ama yaşadıklarım onların yaşadıkları ile aynıydı…

Çarşaflı ninelerimizin düşmandan kurtardığı bu topraklar artık bize gerçek bir Müslüman gibi yaşamayı yasaklamıştı. Bizler de bu yasaklara topyekün karşı çıkma yerine sürekli geçici çözümler ve alternatifler arama peşindeydik. Herkes kendi imanını kurtarmak zorundaydı.

28 Şubat sürecinden sonra evlerine kapanan Müslümanlar zorunlu kılınan 8 yıllık eğitime ve bu eğitim içerisindeki kılık-kıyafet düzenlemesine ciddi bir birlik içerisinde karşı çıkamadılar. Çoğumuz devletin dayattığı bu yasağa boyun eğerek buluğa eren kız çocuklarımızı başları açık orta okullara gönderdik. Hatta bununla kalmayıp liselere bile yollayanlar oldu.

Şuan özel okullar ve kolejlerdeki kılık- kıyafet rahatlığını 8-9 sene önce bulmak çok zordu. Etrafımızda bilinçli aileler ya kız çocuklarını ilk okuldan sonra okutmuyor –ki bu da şikayet meselesinden dolayı çok azdı – ya da özel okullara göndererek bir çözüm bulmaya çalışıyorlardı.

Ben de orta okul sorununu özel okulda başörtülü okuyarak atlatan kızlardandım. Sadece muhafazakar kesime ait olduğu ve başörtülü durmama izin verdikleri için ailem beni o okula göndermişti. Orada yaşadıklarım hayatım boyunca unutamayacağım, arada rüyalarıma giren birer anı olarak kaldı.

Bu yazacaklarım 11-12 yaşlarında başörtüsü mücadelesi vermiş kızların yaşadığı o ruh halini anlatmaya yetmez. Ama bir nebze de olsa neden böyle olduğumuzu anlamanıza yardımcı olacağını umuyorum..

**********

Sınıfta sessizlik hakimdi. Herkes önündeki sınav kağıdına pür dikkat kesilmiş ve Fen bilgisi final sınavından iyi bir not almak için ter döküyordu. En sevdiğim ve başarılı olduğum derslerden biriydi Fen ve teknoloji dersi.. O yüzden sınavı çok da önemsemiyordum. Bulmaca çözer gibi önümdeki sınav kağıdını doldurmaya başladım.

Sınava gireli henüz 15 dakika olmuştu. Sessizlik sanki olacakların habercisi gibi korkutucuydu. Aniden kendisinden daima çekindiğimiz müdür yardımcısı yaşlı bayan hışımla içeri girdi.

– Çabuuuk, çabuukk başlarınızı açın, ani baskın müfettiş geldiii!

Müfettiş sık sık okula gelirdi, ama bu ani baskınlar yok mu bizim için kabustan daha beterdi. Hocanın yüzündeki korku dolu ifade ve bağırtısı beni son derece tedirgin etmiş ve gayri ihtiyari ayağa kalkmama sebep olmuştu. Ne yapacağımı şaşırmış bir vaziyette öylece kalakaldım.

– Niye bekliyorsunuz, çabuk açın başınızı! Açsanızaaa!

Hocanın sesiyle irkildim. Ne yapmam gerektiğini düşünmeye çalışıyor ama bir türlü zihnimi harekete geçiremiyordum. Adeta donakalmıştım. Herkes sınavı bırakıp bizi izliyordu. Olaylar saniyede gelişiyordu. Müdür yardımcısı bağırmanın fayda etmeyeceğini anlamış olmalı ki hızla yanımıza geldi. Sağ tarafımdaki sırada ayakta duran arkadaşıma doğru yöneldi. Ne yapacağını kestirememiştim.

– Acele edinn hadiii! derken eli arkadaşımın başörtüsüne uzandı ve tuttuğu gibi aşağı doğru çekti.

Şok olmuştum. Zihnim artık durmuş ne yapacağını düşünemez hale gelmişti. Müdür yardımcısı sınıfın kapısına doğru yönelip ani refleksle kaçmamızı önlemek için kapıyı tutmuştu. Bir yandan da bağırması durmuyor, emirler yağdırmaya devam ediyordu. Başımızdaki başörtülü Fen hocası da çoktan başörtüsünü indirmişti bile.

Herkes bana bakıyordu. Ne olacağını hiç düşünmeden kapıya doğru hızla koştum ve önümde duran müdür yardımcısını var gücümle itekleyerek merdivenlerden koşmaya başladım. Müdür yardımcısı arkamdan hırkamı tutmaya çalışmış fakat başarılı olamamıştı. İsmim tüm koridorlarda onun sesiyle yankılanmıştı.

Aşağı doğru nereye gideceğimi bilmeden merdivenlerden koşmaya adeta uçmaya başlamıştım. Okulun en aşağısında bir çıkış kapısı daha vardı. Onun yanındaki kullanılmayan depo aklıma geldi ve oraya doğru kendimi attım. Deponun içine girdiğimde çömeldim ve nefesimi kontrol etmeye çalıştım. Kalbim sanki yerinden çıkacakmış gibi küt küt atıyordu.

Gördüğüm olayların şokunu bir türlü üzerimden atamadım. Erkeklerin gözü önünde en iyi arkadaşımın başı açılmıştı. Bu nasıl bir duyguydu Allah’ım! Sonradan o arkadaşımla göz göze geldiğimizde tek kelime etmedik. Onunla beraber akıttığım gözyaşı her şeyi anlatıyordu. Henüz 12 yaşındaydık ama yaşadığımız olaylar ve duygular bir çocuğun kalbinin alamayacağı kadar yoğundu.

Depoda 5 dakika soluklanmamdan sonra merdivenlerden bir koşma sesi hissettim. Kafamı kaldırdığımda başka bir arkadaşımın daha kaçtığını gördüm. Yanıma geldi ve nefes nefese kalmıştı. “Senden sonra cesaret bulup ben de peşinden kaçtım” dedi. Sevindim.

Hiç değilse iki kişi kaçmayı başarabilmiştik. Geriye kalan 3 başörtülü arkadaşım zaten bu tür durumlarda hemen açacaklarına dair okul yönetimine taahhütte bulunmuşlardı.

Biraz daha sakinleşmiştik. Okul bahçesinin yan kısmında yaşlı bir teyzeye ait küçük bir ev vardı. Bir keresinde böyle bir durumda onun evine sığınmıştık. Tekrar kapısını çaldık. Güler yüzüyle bizi içeri aldı. Salona girdiğimizde üst sınıfımızdaki başörtülü arkadaşlardan birkaçının daha burada olduğunu gördük. İçimiz daha da rahatlamıştı. Oturup beklemeye başladık…

Birkaç saat sonra kaçtığımız evin telefonu okul müdürü tarafından aratılıp acil bir şekilde gelmemiz emredilmişti. Okula girdiğimizde ise tüm başörtülü öğrencilerin bir sınıfta toplanması gerektiği söylendi. Sınıfa girdiğimizde direnmeden başlarını açan öğrenciler bizden önce yerlerini almıştı bile. Toplam sayımızı on beşi geçmezdi. Birkaç dakika sonra müdür yanında birkaç başörtülü bayan hocayla beraber geldi. Kendisi muhafazakar biriydi. Okuluna başörtülüleri alma riskini göze almıştı. Ama bu riski ne kadar da alsa belli durumlarda yapabileceği bir şey yoktu. Teftişlerde veya Milli Eğitim’den bir yetkili gelmesi durumunda başlarımızı açacaktık, şartı buydu. Okul hocalarının ekserisi de başörtülü hocalardı. Bu yüzden bizi daha anlayışlı karşılarlar diye düşünüyorduk ama öyle olmuyordu. Onlar başlarını belli zamanlarda örtebildikleri için şükrediyor bizse okul yönetiminin bize kaçma imkanı sağlamadıkları için nankörlük (!) ediyorduk.

Müdür kızgın suratıyla bizlere okulu ne kadar çok tehlike altına soktuğumuzu anlatmaya başlamıştı. Hep aynı şeyler diye geçirdim içimden.. Müdür başlarını açanların el kaldırmalarını istedi. Ve kendilerine çok teşekkür edip, bu tür durumlarda İslam’ın Ammar b. Yasir’in yaptığı gibi imanı içimizde yaşayarak dışarıdan küfretmemize izin verdiğini açıklamaya çalıştı. İçimden gülmeye başladım. Kim olsa gülerdi verdiği bu örneğe.

Kendilerine teşekkür ettikten sonra onların çıkabileceğini söyledi. Onlar gidince de tekrar bize karşı esip gürlemeye başladı. Böyle yaparsak bizi baştan böyle kabul etmeyeceğini söyledi. On dakika kadar kızgınlığını ifade ettikten sonra çıkabileceğimizi söyledi. Bende sakin adımlarla kapıya doğru yönelen arkadaşlarımla beraber çıkmaya hazırlanıyordum. Birden sert bir sesle irkildim.

– Sınavdan kaçanlar kimdi? Peşinden Fen hocasının sesi:
– Bu ikisi hocam!
– Siz burda kalın o halde!

Sınıf boşalmış arkadaşım ve ben hocalarla başbaşa kalmıştık. Sınavından kaçtığımız hocanın ve müdür yardımcısının gözleri ateş püskürüyordu adeta.

– Sınavdan kaçmak da ne demek? Nasıl cesaret edersiniz? Diye söze başlamıştı müdür. Başımı kaldırmadan beş dakika boyunca aynı lafları tekrar dinledim. Bu sefer fena kızmıştı.
– Hocanızdan özür dileyin! diye sert bir emirle konuşmasını bitirip çıkmamıza izin verdi.

Sınıftan çıktığımızda beraber kaçtığımız arkadaşım bana bakarak hocadan özür dileyip dilemeyeceğimi sordu. “Hayır” dedim! “Niye özür dileyecekmişim, ben yüzümü kızartacak veya özür dilenecek hiçbir iş yapmadım” diye yanıt verdim. Özür dilersek belki bizi tekrar sınava alabileceğini söyledi. Kızgın gözlerle baktım.. Sınav umrumda değildi artık. Yüz puan alsam ne olacaktı ki? Sınıfın, okulun, şehrin birincisi olsam ne olacaktı? Beni böyle başörtümle asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyordum. Artık her şey daha da belirginleşmeye başlamıştı zihnimde. Bu zihniyetle biz azılı birer düşmandık. Ya onlara boyun eğecektim ya da boyun eğmeden farklı bir hayatı tercih edecektim…

Bu yaşadığım son olayla okula karşı kalbimde soğukluk oluşmaya başlamıştı bile..

(devamı gelecek…)

Peçeli Kızın Günlüğü

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s