Bebekten Anneye Mektup


Bebekten Anneye Mektup

Anneciğim, beni tanı diye yazıyorum bunları sana. Tanı ki; şaşırma sana düşkünlüğüme, seni bu kadar çok sevişime, gözümün önünden ayrılmana bile tahammül edemeyişime. Bil ki; küçüğüm, beraber büyüyeceğiz. Bazen yanılacağız, çok yorulacağız, uykusuz geceler geçireceğiz ama her güzel şey gibi bu da çabucak bitecek. Ben kocaman olacağım, sen kokumu içine neden daha çok çekmediğinden hayıflanacaksın. Dünya böyle anneciğim.

Anneciğim korkuyorum çoğu zaman; seslerden, ışıklardan, eşyalardan, insanlardan… Tebessümün, tesellim oluyor. Boyumdan büyük sözler veriyorum. Üzülüyorum, üzüldüğünde. Yorgunluktan sızlanınca, suratını asınca, söylenince kendi kendine, gözlerimin içine bakarak ‘bıktım senden’ dediğinde söz veriyorum uslu olacağım diye.

Keşke diyorum, büyük olsam anneme yardım edebilsem, işleri yapsam, sofrayı kursam. Neden böyle meraklıyım ki sanki? Keşke doğuştan bilseydim her şeyi, annem gibi. Daha çok üzülüyorum yardım edemeyişime. Benimle teselli bul, güçlen, mutlu ol diye yanına sokuluyorum. Oysa sen ilacını uzaklarda arıyor, beni görmüyorsun.

Seslere karşı çok hassasım biliyor musun? 6. aya kadar bulanık görüyorum ama daha doğmazdan evvel gayet net duyuyorum. İhtiyacım olan tek şey senin şefkat dolu sesin anneciğim. Beni uyutmak icin melodileşen, güldürmek için komikleşen, sakinleştirmek için sekineleşen, huzur veren, güven veren. Senin sesinle kıyaslayınca tüm bu ev eşyaları huzurumu kaçırıyor anneciğim. Elektrikli süpürgeden, bulaşık makinesinden, mikserden hatta bazen kapı zilinden bile korkabiliyorum. Dedim ya küçücüğüm daha diye. Büyüyünce geçecek biliyorum, sende bil anneciğim.

Bana karşı adaletsiz olduğunu düşünüyorum son zamanlarda. Hayır, seni suçlamak için değil sözlerim sadece hissettiğim bu, bil istedim. Senin otuz yılda öğrendiğin, alıştığın, benimsediğin, manasını kavradığın şeylere, benim 3-5 ayda uyum sağlamamı istiyorsun. İnan bana elimden geleni yapıyorum anneciğim. Minik omuzlarımda kocaman yükler birikti. Halbuki ne hayaller kurmuştum ikimize dair. Annem hep yanımda olacaktı, onunla ilgili hatırladığım en önemli şey gülen çehresi olacaktı, deneyecektim, yanılacaktım, sonra tekrar deneyecektim. Onun yapacağı tek şey tebessüm eden gözlerle beni izlemek olacaktı.

Yaramazlık değil niyetim. Küçücüğüm ya ben, bilmiyorum ya daha hiçbir şeyi. Korkuyorum çoğu zaman. Devler ülkesinde bir başıma kaldım sanki. Sahi eşyalarımız ne kadar büyük ve ne kadar çok. Vitrinler, tv üniteleri, kitaplıklar, gardroplar, mutfak dolapları, vestiyerler… Adına her ne diyorsanız işte. Her şey ne kadar büyük. Büyüklerin dünyasında küçük olmak ürkütüyor beni.

Büyük oldukları gibi keşfetmek de yasak üstelik. Neye elimi atsam bağırıyorsun, kaşlarını çatıp kocaman bir hayır diyorsun. Oysa ben dahil olmaya çalışıyorum senin dünyana, ögrenmek, ‘bak anneciğim, tek başıma neler yapabiliyorum’ diye göstermek istiyorum. Evimizin her yerini; renkli, ışıklı, boncuklu, ses çıkaran, kurcalaması eğlenceli şeylerle doldurup sonra bana hayır demen, beni çikolata dolu bir odaya koyup bunlardan sakın yeme demen gibi bir şey. Hiç anlamıyorum, neden böyle yapıyorsun. Sen alışveriş yapma hazzından, yeni tarifler deneme merakından, sosyal medyada gezinme bağımlılığından vazgeçmiyorsun ama ben Rabbimizin, dünyayı tanıyabileyim diye içime koyduğu keşfetme arzusundan vazgeçmek zorunda kalıyorum.

Bazen annem bebek olmamış, çocukluk yaşamamış anne olarak doğmuş herhalde annesinden diye düşünüyorum. Böyle olmasa anlardın beni; bana sabır göstermen, büyüdüğümde benim sana sabır göstermem demekti bilirdin. Merhamet ettikçe, merhamet edilesi biri olacaktın halbuki. Cenneti ayağına kadar getirmiştim. Ama sen ne kadar çabuk bıktın benden. Doyurmaksa mesele misafirlerini her türlü ağırlayabilecekken, hamarat desinler diye şatafatlı sofralar kurmaya çalışırken itekledin beni ayağımın altında dolaşma diye. Sen tatlı ihtiyacını tahin-pekmezle bile giderebilecekken, benim anne ihtiyacımı televizyonla karşılamamı bekledin. Hiç işin bitmedi; temizlik bitse yemek dedin, yemek bitse ütü çıktı başımıza. Belki farkedersin beni diye yanına geldim, ‘bebeğim hiç oynamadık değil mi bugün seninle?’ dersin sandım ama sen kapıları yüzüme kapattın. Atletlerimi ütülemesen de olur, akşam yemeğinde kahvaltı yapsak da yeter ki uzaklaştırma beni kendinden.

Sana verilen görevi düşündükçe ben bile ürperiyorum. İnsan yetiştireceksin sen; hiçbir şey bilmeyen bir bebeği, Rabbini bilen bir yetişkin haline getireceksin. Az kaldı, hızla büyüyorum. Bugün etrafımda gerçekleşen şeyleri nasıl hızla kapıyorsam yarın da öyle olacak. Ne olmamı istiyorsan onunla meşgul ol anneciğim. Ya Cennetin olacağım, ya Cehennemin.

Salih’in Annesi Serap

Reklamlar

Bebekten Anneye Mektup” üzerine bir yorum

  1. Bir anneye gönderilmiş anlamlı bir mektup. Hayata bir keşke daha katmamak icin şimdi bebekken onlara daha sıkı sarılmalıyız. Yarın büyüdüklerinde buna imkan olmayacak. Rabbi enguzel şekilde anlatıp ogretebilmek duası ile

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s