Çocuğun Manevi İhtiyaçları – 4


Çocuğun Manevi İhtiyaçları - 4

Geçen yazıda iletişim engelleri üzerinde kısaca durmuştuk. Bir sonraki “bireyselliğin desteklenmesi” konusu da bunlarla bağlantılıdır. Zira birey olma bilincine ermesi, çocuğun özgüvenine; bu da aile içinde gördüğü kabullenilme ve sevilme davranışlarıyla ilişkilidir. Çocuğun kabul edildiğini, sevildiğini ve desteklendiğini hissetmesinde de, onunla kurulan iletişimin büyük önemi vardır. Örneğin, çocuğu kabullenmek, bunu sözle söylemek değil; bütün olarak kabullenmektir. Bu da, onun birey olarak farklı yönlerinin bulunmasını sineye çekebilmeyi gerektirir. Çocuğu farklı gördüğünüz yönleriyle yargılıyorsanız kabullenilmediğini hissedebilir.

Sıkça yapılan bir hata da, çocuğu duyguları nedeniyle yargılamaktır. Oysa duygular kontrolümüzde değildir. Olumlu ve olumsuz karşılanan duygular her insanda fıtraten bulunur. İslam, bu duygulara meşru mecralarını gösterir. Bir insanın gösterebileceği en büyük başarı, duygularına İslam’ın (fıtratın) gerektirdiği şekilde yön verebilmesidir, onları yok etmesi ya da diğer insanlardan saklaması değil. Kendisinden duygularını yok etmesi ya da saklaması istenen çocuk, isyan duygularıyla dolacaktır. Ayrıca bu, onu riyakârlığa sevk edici bir tutumdur.

İletişim çatışmalarının nedenlerinden biri de birey olarak sınırlarımızı ve sorumluluklarımızı bilmemekten kaynaklanmaktadır. Bu nedenle çocuk yetiştirirken dikkat etmemiz gereken en önemli noktalardan biri, çocuklarımıza neyi, ne zaman ve nasıl yapacaklarını (yani sınırlılıkları) ve davranışlarının sorumluluğunu almayı öğretmektir. Aile içinde sınır ve sorumluluklarının bilincinde olan çocuklar yarın toplum içinde de kendi sorumluluklarını üstlenen, başkasının haklarına saygı gösteren yetişkinler olacaklardır.

Özetle, çocukla uygun iletişim kurmanın zannedildiği kadar basit bir işlem olmadığını söyleyebiliriz. Bunu Rasulullah (sav) zorlanmadan yapıyordu, ama bizim gibi olumsuz alışkanlıkları benimsemiş olan kişilerin bunlarla mücadele etmesi oldukça zor, hem de sürekli yeni sorularla karşımıza çıkan insan şeklinde “tatlı bela” bir imtihan varken…

Çocuğun konuşmalarına getireceğimiz her yorum, yargılama, övgü veya tavsiye iletişim engellerine girebilir. Bu noktada, batılı eğitimcilerin elinde olmayan bir hazine için ayrı bir parantez açmak gerekir: Allah (cc)’ın emirleri ve Rasulullah (sav)’ın tavsiyelerinden bahsetmek. Bu, kişiler arası çatışmaya malzeme yapılmadığı sürece iletişime zarar vermeden hakkı tavsiye etmeye yarayacak, nakledenin egosunu aradan çıkaracak muhteşem bir şanstır. Biz yine batılı eğitimcilerin çocuğun kişiliğini zedelemeden çatışmaları en aza indirgemekte yararlandıkları yöntemlere kısaca değineceğiz.

İletişim engellerinin daha geniş işlendiği bir önceki yazıdan hatırlayacaksınız; bu engellere takılmamanın en iyi yolu “aktif dinleme”, (Çocuğun söylediklerinden anladıklarını tekrarlama) bunun becerisini kazanana kadar da “pasif dinleme” (çocuğun söylediklerini yorum katmadan tekrarlama) dır. Bu durumda çocuk, başlattığı konuşmanın yargılanmadan ya da hemen ebeveyn tarafından bir anlama oturtulup tavsiyeye dönüştürülmeden onaylandığını hisseder. Böylece kendini açmaya devam etmesi sağlanmış olur. Belki daha da önemlisi, sonunda kendi çözümünü bulmasıdır ki aile böylece çocukların da fıtrattan getirdiği aklıselime sahip olduğu gerçeğiyle tanışmış olur. Bu da bulunmaz bir anne baba eğitimi fırsatıdır. Diğer yandan çocuk, kendi bulduğu çözümü çok daha kolay benimseyecektir. Böylece hem doğruyu doğallıkla yapacak; hem de kendine güven kazanacaktır.

İslam uygarlığında da asr-ı saadette devlet yönetiminde dahi tepeden inme yaklaşımların değil, ikna olarak kendi isteğiyle yapmanın esas alındığını görüyoruz. Kur’anın kitap haline getirilmesi esnasında bunu yapmakta tereddüt eden vali ve hafızların zamanla ikna edilerek işe koyulmuş olduklarını görüyoruz. Diğer yandan, Enes bin Malik (ra)’in, elinde büyüdüğü Rasulullah’tan bir “of!” bile işitmemiş olduğunu söylediği hadis ve benzerleri meşhurdur. Hatta hanımları küçük Enes’in yaramazlıklarına kızdığında: “Enesciği rahat bırakın. O, Allah(cc)’ın istediğinden başkasını yapmıyor” buyurması, çocuk yetiştirmede ufak tefek sabır zorlayıcı aksi davranışların Allah(cc)’ın o ebeveyne bir imtihanı olduğunu hatırlatması açısından eşsiz bir örnektir.

Disiplin mi? Yoksa İç Disiplin mi?

Disiplinin üç temel amacı vardır. Bunlar:
1-Sevgi ve güven ilişkisini geliştirmek
2-Benlik değerinin temelini atmak
3-Başkalarını anlayarak ve onların kişiliklerine saygı göstererek model görevini gerçekleştirmek olarak sınırlanabilir.

Disiplin, tutarlık-esneklik ikilemlerini içerir. Bir yandan çocuğa kurallar tutarlı bir şekilde verilmeli aynı zamanda çocuğa biraz da esneklik payı tanınmalıdır. Ebeveyn, yeri geldiğinde esnek davranabilmeli ve kabul edici ve hoşgörülü bir davranışla karşılıklı güven ilişkisi sağlanmalıdır. Zor ve şiddet kullanarak davranış yönlendirmeyi amaçlayan anne-baba,
a-Çocuğun kendilerine karşı öfke korku ve kızgınlık içinde olmasına sebep olur.
b-Çocuğa saldırgan olmayı ve sorunları şiddet yoluyla çözmeyi öğretir.
c-Zayıf vicdan ve ahlak gelişimine neden olur. Anne ve baba kontrolünden çıkıldığı an, tam tersi davranışlar ortaya çıkabilir.

Çocukta disiplinli davranış görmek isteyebiliriz. Ancak, bizim bunu görmemizle sorun çözümlenmiş olmaz. Çocuğun yanında kimse yokken davranışlarının olumlu hale getirilmesi, eğitimimizin esas amacını oluşturmalıdır. Bunun içinse, gereğinde hoşlanmadığımız şeyleri görmeyi göze almalı; bize karşı açık ve dürüst davranmalarını desteklemeliyiz. Gerçeği söylediklerinde cezalandırarak bunu sağlayamayacağımız açık.

Çocukta iç disiplinini, yani kendi kendini disiplinize edebilme alışkanlığının gelişmesi için öncelikle şuna dikkat etmemiz gerekir: Kararlarını kendi kendine almasını sağlamalıyız. Bu da, zorlayıcı konumdan, tavsiye edici ve verileri ortaya konucu konuma geçmemizle mümkün olabilir. Burada danışmanlık hizmetimizden yararlanmayı ısrarla reddeden çocuk, hata yaptığında bizim tarafımızdan tabiri caizse “pislikleri toplanmaz”, yaptığının sonucuyla kendisi yüzleşmelidir. Örneğin, ödevini yapmayı ısrarla reddediyorsa zorlamaz, yalnızca öğretmenin ödevini kontrol etmesi için kısa bir telefon açarsınız. Sadece namaz konusunda, çocuklara karşı ne kadar şefkatli olduğumuz peygamber efendimizin (sav) uyarısını dikkate alarak zorlayıcı olabiliriz. Tabii ki çoğu Müslüman aile o safhaya gelmeden çocuğu namaza alıştırarak, bu zorlamaya ihtiyaç duyacak hale gelmemektedir. Geç kalınmış olsa bile sık hatırlatma, sevdirme, sık nasihat, engelleyici faktörleri (TV, bilgisayar oyunu gibi) en aza indirme ve görevlerden sonraya bırakma gibi biraz daha zahmet ederek ve son çareye hafifçe cezalandırmayı bırakarak, önceki ihmalimizi telafi etmemiz gerekir.

Zaten çocuğuyla iyi bir iletişim geliştirmiş anne baba için çocuğa kendisi için iyi olanı öğretmek ve yaptırmak kolaydır. İnsan yapımı cihazlarda bile bir şey zorlanıyorsa bizim uygulamamızda yanlışlık olduğunu düşünerek güç uygulamayı bırakıp yeniden değerlendirmeye başlıyoruz. İnsanlar arası iletişimde de çıkmaza girdiğimizi hissettiğimizde zorbalıkla değil, geri çekilip bir düşünerek hareket etsek her şeyin göründüğünden çok daha kolay çözümleri olduğunu görebiliriz inşallah. Bu, her şeyden önce çocuklarımız için geçerlidir.

Anne-baba uygun davranışı sergilemesi için çocuğa model oluşturarak, sınırlarını belirleyerek, açıklama yaparak yardımcı olabilir. İstenmeyen davranış karşısında hoşnutsuzluğun belirtilmesi çok zorunlu hallerde cezaya başvurulması beklenir. İstenen davranışı sergilediğindeyse olumlu yüz ifadesi ve övücü sözlerle değerlendirilmesi, çocuğun davranışının şekillendirilmesinde etkili olabilir. Ayrıca, yanlış davranışı yaptığında mümkünse düzeltmesine izin vermek çok önemlidir. Bir şey döktüğünde kendi temizlemelidir örneğin. Doğru davranışları fark ettiğinizi belirtin ve teşvik edici sözler söyleyin. Bunları söylerken o doğru davranış cümlenin içinde yer almalı.

Adalet de çocukların saygı ve sevgilerini kaybetmemeleri için çok önemlidir. Çocuklar arasında en ufak ayırımı dahi peygamber efendimiz (sav) nehy etmiştir. Enes bin Mâlik anlatıyor:
“Peygamberimizin yanında bir adam oturuyordu. Bir ara adamın erkek çocuğu geldi. Adam çocuğu aldı dizlerine oturttu. Az sonra bir de kız çocuğu geldi. Onu da yanına oturttu.
“Peygamber Efendimiz adama sordu: “Niçin ikisini bir tutmadın?”
Rasulullah (sav), kendileri de Hasan ve Huseyin’i olduğu gibi, Hz. Zeynep’ten torunu Umame’yi de halkın içinde sırtında taşır, namazda sırtına binmesine izin verirlerdi.

Peygamberimiz çocuklar arasında sevgide eşit davranılmasını istediği gibi, bağış, hediye, ikram ve hibe konularında da eşit davranılmasını isterdi.
Numan bin Beşîr anlatıyor:
“Babam malından bir şeyler hibe etmişti. Annem, ”Bu hibeye Peygamberimizi şahit tutmazsan kabul etmem” dedi.
“Bunun üzerine bana yaptığı hibeye şahitlik yapması için babam beni alarak Peygamberimize gittik. Durumu öğrenen Peygamberimiz:
“Başka çocukların var mı?” diye sordu. “Babam, ”Evet, var” dedi.
“Bütün çocuklarına aynı şekilde hibede bulundun mu?”
“Babam, ”hayır” dedi.
“Allah’tan korkun, çocuklarınız arasında eşit davranın.”
“Babam Peygamberimizin huzurundan çıktıktan sonra bana yaptığı hibeden vazgeçti.”

Disiplini sağlayacak iletişimde kilit noktalar

İç disiplin için, “ceza alanı içerisinde 9 kusurlu hareketten kaçınma” olarak akılda tutabileceğimiz, bazı kilit noktalarda hata yapılmaması önemlidir:
1- Açık ve net olmak, sınırları belirlemek. Zihin okuma beklentisi içinde olmayın. Ne istediğinizi açıklığa kavuşturun. Bu konuda anne ve baba arasında söz birliğini sağlamak da önemlidir.
2- “Ben dili” kullanın. Yaptığı yanlışlıkların sonuçlarıyla onu karşılaştırırken diğer insanlar üzerindeki etkilerini ön plana çıkarın, suçlayıcı dilden kaçının. “Odanı çok dağıtıyorsun” yerine, “odanı toplamaktan başka işlerimi yapamıyorum” gibi. Mümkünse sorunun çözümünü beraber arayın ve her iki tarafın mutabık kalacağı kararlar alın.
3- Kararlı olun. Sınırlar belirlendikten sonra geri adım atmayın.
4- Tutarlı olun. Diğer kardeşlere nasıl kurallar uyguluyorsanız aynısının kendisi için de geçerli olduğunu bilmeli. Ayrıca, aynı eylem için bir gün olumlu, bir gün olumsuz tavır almamalısınız. Ancak uygun gördüğünüz yerde bilmiyormuş gibi yapabilirsiniz.
5- Makul olun. Yerine getirilebilecek şeyler isteyin. Çocuğu isyana sevk etmeyin, ya da kapasitesini aşan isteklerde bulunarak çaresizliğe itmeyin.
6- Emir vermek yerine seçenekler sunun. Karar vermek çocuğun kişiliğini güçlendirir. Emirler ise huzursuzluk ve kargaşa yaratır. Örneğin “dişlerini pijamalarını giydikten sonramı yoksa öncemi fırçalayacaksın” diye sormak; git dişlerini fırçala demekten çok daha etkilidir.
7- Eğlenceli olun durumları oyuna çevirin. Birlikte temizlik yapıp ortalığı toplarken onu Süperman yapabilirsiniz.
8- Doğal sonuçların oluşmasına izin verin. Fazla müdahaleci yada kurtarıcı olmayın. Bütün uyarılarınıza rağmen havlusunu asmayan çocuğunuz ertesi gün onu hala ıslak olarak bulsun.
9- Görmek istediğiniz davranışları sergileyin. Öğüt vermek yerine ona davranışlarınızla örnek olun. Çocuklar için eylem sözden aha etkilidir. Çocuk duyduğunu değil gördüğünü öğrenir ve uygular.

Dr. Mehmet Demir
Vuslat Dergisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s