Çocuğun manevi ihtiyaçları – 1


Çocuğun manevi ihtiyaçları - 1

Hepimiz çocuğun karnını doyurmak gerektiğini, hatta sağlıklı bir yapıya sahip olması için sağlıklı besinler alması gerektiğini biliriz. Diğer yandan yeterli yemedikleri düşüncesiyle onları zorlarız da; bu da ayrı bir bahis konusudur. Onları üşütmemeye, sıkı giyinmelerine, ama ille de tanınmış okullarda okumalarına ve yüksek öğrenim görmelerine çalışırız. Esasta çocuğun vazife edinmesi gereken bu ihtiyaçlarda rolümüz ne kadar olmalıdır? Uzmanlara bakılırsa sadece yönlendirme konumunda olmalı, ruhsal ihtiyaçlarına ağırlık vermeliyiz. Sonrasını çocuk kendisi getirecektir.
Çocuk, sadece anne ve babanın karşılayabileceği manevi ihtiyaçlarla dünyaya gelir. Bunların başlıcaları:

1-Kabul görme
2-Karşılıksız ve koşulsuz sevgi
3-Hak ve sorumluluklarının öğretilmesi
4-Bireyselleşmesine izin verilmesi
5-Sorgulama, öğrenme ve keşfetme isteğinin desteklenmesi şeklinde sıralanabilir.

1- Kabul görme

Bebeğin hizmetini görmek, çocuğun -kabul edilemez davranışları dışında- faaliyetlerini onaylamak kabul etme davranışlarıdır. Bu başlık altında yukarıda sayılan bedensel ihtiyaçlarının karşılanması da vardır, ama bir farkla: Çocuğu kabul etme davranışında sınırları zorlamak gerekmez. İmkânlarınız elverdiği kadar hizmet edebiliyorsanız çocuk kabul edildiğini hissedecektir. Diğer yandan çocuğun sorumluluğunu da omuzlayarak her şeyi için kendini paralamak onu kabullenme anlamına gelmediği gibi, güvensizlik ve kişiliğine müdahale anlamı taşır. Seçimlerine saygı duyar ve ona sınırları belirlenmiş bir hareket serbestîsi sağlarsak onu kabul etmiş oluruz. Bazı yazarlar siyasi bir kavram olan demokrasiyi bu tutumu tanımlamak için kullanıyorlar. Siz istediğiniz tanımı getirebilirsiniz. Ama bu, “değer verme” yi içeren bir tanım olmalıdır. Sınır koymak gerektiği yerde çocuğu kandırarak işi olaysız çözdüğünü sanan bir ebeveyn sadece çocuğu hiçe saymış ve kişilik gelişimini bir kez daha ertelemiş olacaktır.

2- Sevgi

Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet olunmuştur:

Adamın biri Peygamber Efendimiz’in yanına geldi. Beraberinde bir erkek çocuğu vardı.
Adam ikide bir çocuğu kucağına alıyordu. Efendimiz (s.a.v.) ona:
– Sen ona acıyor musun? (çok mu merhamet besliyorsun) dedi.
Adam:
– Evet, dedi.
Efendimiz de:
– İşte sen buna nasıl acıyorsan, Cenab-ı Allah da, senin bu acımandan (merhametinden) daha çok sana acır, buyurdular…
” (1) Bunun gibi, genelde ailesine ve insanlara karşı, özelde çocuklarına karşı merhametli olmakla ilgili pek çok hadisi şerif rivayet olunmuştur.

Sevgiyi şarta bağlamak hayatı bir insan için azap haline getirmek için yeterlidir. Yardım bekleyen depremzedelere bir vali “önce örnek vatandaş olun” dediğinde çok tepki almıştı. Çünkü insanlar sadece insan oldukları için sevgi ve merhameti hak ettiklerini ta derinlerden bilir ve bu haklarına dokundurtmazlar.

Peki, savunmasız bir çocuk sevgi görmez ya da ufak kusurları için “senin annen olmam” “seni sevmem” gibi sözler ya da bizzat takınılan tavırlarla sevgi ihtiyacı bazı şartlara bağlanırsa ne hissedecektir? O küçük dünyasını darmadağın etmek için bundan daha iyi bir yol düşünülebilir mi? Oysa yapmamız gereken, her durumda yanında olduğumuzu ve bunun hep böyle olacağını ona hissettirmektir.

Sevginin devamlılığı ve aynı kişi tarafından verilmesi de sevginin kendisi kadar önemlidir. Yörükoğlu’na göre çocukla değişen kişiler tarafından ilgilenilmesi bu kişiler ona sevgi veriyor olsa bile çocuğun sürekli aynı kişi tarafından verilen sevginin yerini tutmaz. Diğer yandan hiçbir koşulda değişmeyecek bir varlığın sevgisini hissetme mutluluğundan çocuklarımızı mahrum bırakmamalıyız. Evet, Allah sevgisinden bahsediyorum. Kimi anne-baba çocuğunu “diyalektik materyalizm”e göre yetiştirmeye; kimisi de çocuğu terbiye ederken bir korku objesi olarak onu yaratanı kullanmaya kalktığından, çocuklarda bu eşsiz sevgi hissi yeterince gelişmeyebilir. Bu durumda, kişiliğinin gelişme aşamasında iyi bir insan olmak için yeterli sebep bulamayabilir. Veya içine düştüğü çıkmazdan kurtulmak için ailesinin değerlerinin tam aksi bir hayat tarzını seçebilir. Oysa çocuğun kuru kuruya iyi olması gerektiğini öğrenmesi değil, iyiliği doğru temellendirmesi gerekir.

Bunun bir yolu kendini başkalarının yerine koymaktır. “Zor durumda olana yardım etmeliyim, bir gün ben de zor durumda kalabilirim”, “suç işlememeliyim, güvenlik bana da gerekli olacak”, “iyilik yapan iyilik bulur” gibi anlayışların yerleşmesidir, ama bu yeterli midir? Ancak her şeyi gören, bilen; herkesin Rabbi olan O yüce varlık neden iyi olmamız gerektiği sorusunu her vicdanı tatmin edecek şekilde cevaplar. Bir düşünün: Yaptırımlarından kaçmak mümkün değildir. Mükâfatı mutlaka yerini bulur ve karşılık O’ndan beklenir. Doğru’nun ne olduğu tartışması O’nun varlığında anlamını kaybeder. Dolayısıyla “göreceli ahlâk” değil, mutlak ahlâk vardır.

Herkese rızkını vermeye Kadîrdir, o halde örneğin petrol için savaşmak anlamsızdır ve cinayettir. Sadece Amerika’nın silahlanmaya 8 saat ara vermesiyle Afrika’da sıtmanın kökü kazınabilecekken yaşatmaya değil, öldürmeye yönelik sanayiye bu kadar yatırım yapmak gereksizdir. Dünyanın böyle bir anlayışa sahne olduğu zamanlar daima insanlık huzur bulmuş, tersi olduğunda insanlar ne kadar zenginleşse o kadar hüsrana uğramıştır. Bu satırları yazarken tarih BBC’de birkaç yıl önce yayınlanan “Suçlar ülkesi UK” belgeselinde ülkedeki suç istatistikleri yanında, halkın %75’inin hava karardıktan sonra kendini güvende hissetmediği görülüyor. Demek ki suçlular sadece görmek için ışığa gereksinim duyan kendileri gibi insanlardan korkuyor, Allah’tan değil! Ne kadar ilginç.

Muhammed Kutub’un kitabında; en ünlü terbiye metodlarının İngiltere’de olmasına rağmen İngilizlerin diğer ülke insanlarına karşı rahatlıkla suç işlediklerine dikkat çektiği bölümü hatırladım. Eksik olan kısım açık ve net. Üstün ve ilahi bir güce inanmak ve sevmek de sevgi eğitiminin ilkeleri arasındadır. Leibniz adında batılı bir düşünürün şu görüşlerini naklederken batılı tarafından Allah inancının doğrulanması gibi yetersizlik duygusu ürünü bir düşüncem yok. Düşüncelerini kendi içinde bizden farklı yorumluyor da olabilir. Ancak toplumsal huzur tarafından yola çıkıldığında evrensel bir kavram olan “erdem, iyilik” konusunda aklıselimin yine tek bir yüce güce inanmak noktasını bulduğunu görüyoruz: “Gerçek erdem, ancak Allah’a inanmakla mümkündür. Fakat bu sevgi; ateşini kalpten, nurunu akıldan alan bir sevgi olmalıdır. Allah’ı bu şekilde sevebilirsek, yaptığımız işlerden hususi bir haz duyarız. Öyle bir zaman gelir ki, insan toplumun menfaatine çalışmaktan daha büyük bir menfaat olmadığını kavrar. Başkalarının huzuruna hizmet ederken huzur ve mutluluğu bulur. Bir kere Allah’ın iradesine boyun eğip, O’nun daima en iyisini isteyeceğine inandık mı, giriştiğimiz işlerde başarılı olup olmayacağımızın önemi kalmaz. Yalnız yaptığımız işlerde kendi hatamızı anlarız. Allah’ın yaptığı her şey bizi memnun eder.“(2)

Şartlı sevginin çocuklarda sevgi açlığına yol açacağından bahsetmiştik. Çocuğa “Öyle yaparsan Allah yakar, taş yapar” vs. diyerek kendisini yaratanın sevgisini bu kadar basit şartlara bağlayarak onun elinden almaya hakkımız var mı acaba? Bir araştırmada bu sözlerle eğitilen(!) bir çocuğun Allah’la ilgili soruya verdiği cevap ilginç: “Allah’tan korkarım. Bizi taş yapmasından korkuyorum. Kızlar zayıf olduğu için saldıramıyorum” Acaba çocuklara bunu yapmaya Rasulullah (s.a.v.) razı olur muydu?..

(1) Buhari; el-Edeb ; s: 56
(2) Eğitim bilimine giriş, Doç. Dr. Halis Ayhan. Şule yayınları 1995

Dr. Mehmet Demir
Vuslat dergisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s