Kur’an’ın Öngördüğü İdeal Aile – 3


Kur’an’ın Öngördüğü İdeal Aile - 3

Geçen iki yazımızda, Kur’an’ın öngördüğü ideal ailenin kurulabilmesi için, evlilik öncesi durum ve evlilik sonrası durum diye iki başlık halinde konuyu incelemiştik.

Şimdi ise üçüncü ve son bolüm olan, eşler arası diyalog konusunu inceleyeceğiz. Çünkü eşler arası diyalog şuan en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşıyor. Toplumun diğer katmanlarıyla çok iyi ve ideal bir şekilde geçinmeye çalışan evli çiftler, konu kendi ailelerine gelince, başkasına davranmadığı gibi davranıyor. Bu çarpık diyaloğun sebebi ise çoğu kez, üstünlük kurma, nasılsa artik benim, ne istersem yaptırırım anlayış oluyor.

Evli çiftler, sevdiği ve önem verdiği bir arkadaşına davrandığı gibi birbirine davranmadıkça, bir dostuna gösterdiği ilgiyi ve saygıyı kendi eşine de göstermedikçe, mevcut yara kolay kolay kapanmayacaktır.

Eşler arası diyalog

1. Anlayışla yaklaşım
Eşler arası diyalogda mevcut sıkıntıların ortaya çıkmasının başlıca sebebi anlayışsızlıktır. Anlayışsızlık genellikle iki sebepten dolayı olur. Birincisi kişilerin farklı dünyalarda olduğu için ve farklı yerlerde durdukları için birbirini anlamakta zorluk çekerler. Bununda temel sebebi, evlenirken dikkat edilmesi gereken önemli bir konu olan denklik durumu göz önünde bulundurulmadan yapılan evliliktir. Bu tür evliliklerde birbirini anlamama ve anlayışsızlık çok olur.

İkinci durumdaki anlayışsızlık ise, çiftler birbirini gayet güzel anlar, ancak farklı beklentiler ve tahakküm kurma dürtüsüyle birbirlerini anlamıyormuş gibi rol yaparlar. Ve çoğu kez evliliklerinde huzursuzluk çıkartırlar. Çıkan bu huzursuzluk ise evlilik kurumunu biraz daha kemirir.

Her şeyin bir doğrusu vardır. Evlilik kurumunda doğru gidebilmesi içinse, eşlerin birbirini anlayışla karşılaması şarttır. Unutulmamalıdır ki, ortalama 25 yaşında evlenen çiftler, o yaşına gelinceye kadar belli bir hayat tarzı içinde yetişip büyümüşlerdir. Onlar üzerinde bizim tarzımıza uymadığını düşündüğümüz davranışlar var ise şayet, bu aynen karşı taraf içinde geçerlidir. Yani sizinde birçok davranışınız ona uygun değildir. Dolayısıyla ben gelmeden sen gel, ben değişmeden sen değiş, ben sana uyamam sen bana uy düşüncesi, Rahmani değil nefsanîdir. Her iki tarafta bulunduğu yeri bırakıp, ortak bir noktada buluşmalıdır. İşte doğru olan anlayış budur. Anlayışla yaklaşımın temelinde karşı tarafa hak verme vardır. Eşine hak vermeyen hiçbir zaman haklı olamaz!

2. Saygıyla yaklaşım
Saygı, karşı tarafa duyulan anlayışla başlar. Eşine anlayışla yaklaşım mesabesini aşmış kişilerde, saygıyla yaklaşım durumu görülür. Kişi karşısındaki kişiye önem verdiği oranda ona saygı gösterir. Eşine gereken önemi vermeyen insanlar, doğal olarak ta eşine saygıda göstermeyeceklerdir.

İnsanlara karşı yeterince saygı göstermeyen kişilerde aslında kendisine saygısı eksiktir. Kendisine saygısını yitirmiş insanlar doğal olarak eşine ve diğer insanlara da saygı göstermeyecektir. Bunun temel sebebi ise bencilliktir. Bencil insanlar yalnız kendini seven ve yalnız kendisine düşkün insanlardır. Onlardan saygı beklemek saflık olur. Bu tip insanların önce kendisine gelmesi ve toplumun içinde yasadığını öğrenmesi gerekir. Ancak iyi bir terbiyeden geçtikten sonra bu kişilerden saygı beklenebilir.

Evlenmekten sonra birbirine saygıyla yaklaşmayan çiftler, çoğunlukla gençlik ve çocukluk yılları sorunlu geçmiştir. İyi bir aile eğitimi ve terbiyesi almamış insanlar, çoğu kez saygıdan yoksun olarak büyür ve gelişirler. Bu onların iler ki yaşlarında uyumsuzluğunuda beraberinde getirir.

Bu olumsuz durumdan kurtulmanın yolu ise, kişilerin önce buna biraz kendini zorlamaları, ama önce bunun doğru olduğuna inanarak yapmaları gerekir. Önceden kazanılmamış olumlu bir durum, kişilerin ısrar ve çabasıyla sonradan muhakkak kazanılabilir. İnsan yeter ki istesin!

Kur’an’ın öngördüğü ideal ailede, saygıyla yaklaşım asıldır. İnsanların evlenmiş olmaları, onların dışındaki başka insanlara gösteremeyeceği saygısız yaklaşımları ev halkımıza göstermemizi meşru kılmaz. İnsanlar evlenince nedense eşine karşı istediği gibi davranabileceği kanaati oluşur. Bu da kesinlikle yanlıştır ve Rahmani değildir, nefsanîdir.

3. Sevgiyle yaklaşım
Sevgi, sevdiğine kişinin kendisini vermesidir. Sevgi paylaşmaktır. Sevgi saygı duymaktır. Sevgi aile kurumunun çimentosudur. Sevgi giderse o aile yıkılmaya mahkûmdur. O yüzden eşler birbirlerine sevgi beslemelidirler. Kur’an’i terbiye, “eşinizin bir yönünü beğenmiyorsanız, başka bir yönünü beğenebilirsiniz” der. Bu, insanın karşısındakini nasıl sevebileceğinin ilahi formülüdür.

Sevgi iki türlüdür. Birincisi nefsi sevgi, ikincisi ise kalbi sevgidir. Birincisinde kişi karşısındakini sadece nefsi (kendi) için sever. Bu sevgide etkili olan dış görünüştür. Ancak bu sevginin ömrü çok uzun olmaz. İkinci ve doğru olan sevgi ise kalbi sevgidir. Buradaki sevginin sebebi yalnızca nefsi değil, kalbi yani Rahmani’dir. Bu kişi, Efendimizin “siz dindar olanı seçiniz” hadisini özümsemiştir. Bu sevgide dış güzellik değil, iç güzellik önemlidir. Ömrü uzun olan sevgide işte bu sevgidir. Kalbi sevginin kaynağı Allah’tır. Kişinin birisiyle kalbi sevgiyle evlenebilmesi için önceden o kişide Allah sevgisinin yeşermiş olması gerekir.

Evliliğinde Kur’an’i bir aileyi kurmak isteyen kişiler mutlaka birbirlerine sevgiyle yaklaşmalıdırlar. Kalbi sevgi eşlerin el ele tutuşup Allah’a yürümelerini kolaylaştırır.

Sevginin doğru ayrıştırılmasının nasıl olabileceğini nasıl olabileceğini Hz. Ali’nin hayatından öğreniyoruz. Birgün Efendimiz, Hz. Ali’ye sorar derki;
Ya Ali Allah’ı seviyor musun?
Evet Ya resulullah
Peki Beni seviyor musun?
Evet Ya resulullah
Peki eşini seviyor musun?
Evet Ya resulullah
Peki çocuklarını seviyor musun?
Evet Ya resulullah
Peki bunların hepsini bir kalpte nasıl yapıyorsun? Diye sorunca, Hz. Ali bu beklemediği soru karşısında şaşırmış ve cevap verememişti. Bunu düşünmem gerek deyip oradan ayrılmıştı. Hz. Ali düşünceli bir şekilde dolaşırken eşi Hz. Fatıma annemiz düşünceli olduğunu fark edip kendisine sorarak, nedir bu hal ya Ali der. Eğer bu düşünceliliğin dünyevî kaygılardan dolayı ise sana yakışmaz bırak gitsin. Yok, bu halin, Rahman’ı kaygılardan dolayı ise, anlat birlikte çözüm bulmaya çalışalım der. Hz. Ali, Efendimizle geçen diyalogu bir bir Hz. Fatıma’ya anlatır. Hz. Fatma durumu öğrenince tebessüm eder. Hz. Ali’ye derki;
Ya Ali babama git ve deki, kişi Allah’ı aklıyla ve ruhuyla sever, Peygamberimizi kalbiyle sever, eşini nefsiyle sever, çocuklarını ise şefkatiyle sever.

Hz. Ali aldığı bu cevap karşısında memnun olur ve hemen Efendimizin yanına gelir. Hz. Fatıma annemizden öğrendiklerini efendimize anlatır. Efendimiz cevabı alınca tebessüm eder. Ve derki ya Ali bu bana getirdiğin gül, nübüvvet ağacından koparılmıştır. Bu hadise bize sevginin nasıl olacağını gösterir.

4. Arkadaşına yapamıyacağını eşinede yapmama
Evlenmeden önce birbirine son derece nazik ve hoşgörülü ve sevgi dolu olan insanlar, evlenince nedense birden değişebilmektedir. Sanki evlenince birçok şey kalkıyormuş gibi. Hâlbuki aslolan saygıyı yıpratmamaktır. Çünkü saygının zedelenmesi, zamanla sevgiyi de eritmektedir.

Şunu unutmayalım ki kendisiyle evlendiğimiz eşimiz önce bir insandır. Ona önce insanca davranmalıyız. Sonra bizim din kardeşimizdir ve herhangi bir din kardeşimize yapamayacağımız şeyler, eşimiz içinde geçerlidir. Ve en sonunda o bizim eşimiz yani hayat arkadaşımız, gönül yoldaşımızdır. Biz eşimizle evlenirken âhirette de onunla beraber olmayı düşünerek ve isteyerek evlendik. Yarın Rahman’ın huzurunda mahcup olabilecek şekilde birbirimize davranmamamız gerekir. Sonuç itibariyle eşiyle de iyi olandır.

5. Eşini annesiyle kıyaslamak
Bir erkek, evlenme çağına gelinceye kadar, en çok gördüğü, konuştuğu ve anlaştığı bayan annesidir. Bu birçok açıdan iyi gözükse bile, birçok açıdan bazı sorunları doğurur. İnsan psikolojisi ilk gördüğünü merkez almaya ve onu kabul etmeye temayüllüdür. Daha sonra karsılaştığını İlk gördüğüyle kıyaslamaya kalkar. Buda karşı tarafı yaralar, (çünkü bu durum onun şahsiyetine değer vermemek anlamına gelir.

Birçok evli erkek esinin, annesi gibi olmasını ister. Yemek yapmasından ev dizenine, çocuk bakımından misafir ağırlamasına varıncaya dek her şey yıllarca içinde yaşadığı ailesi gibi olsun ister. Ancak bu hatadır. Çünkü eşi annesi değildir. Annesi önceki evinde kalmıştır. Şimdi ise kendisi, uzun yıllar kendisinden farklı bir yaşantı sürmüş, bir kişiyle evlenmiştir. Yani artık bambaşka ve yepyeni bir aile kurulmuştur. Bu yeni ailenin gidişatı iki kişinin belirlenmesiyle oluşacaktır. Her iki tarafta durduğu yerden inip, ortak bir alanda birleşeceklerdir.

İşte doğru olan budur. Bunu başaranlar ideal aileyi kuracaklardır.

6. Eşini babasıyla kıyaslamak
Yine bayan kardeşlerimiz evleneceği çağa gelinceye kadar, büyük ölçüde bir erkek olarak babasını tanımış Ve hanim kızlarımızı birçoğu, eşinin babası gibi olmasını arzu ederek hayaller kurmuştur. Tabii babasından hiç hoşlanmayıp esinin ona benzememesini isteyen hanımlarda yok değildir, Hanım kızlarımızın da unutmamalar gereken şey, eşleri babaları değildir. Onları kendi içinde değerlendirmeleri gerekir. Babalarından zamanında çok baskı görmüş ve çok çekmiş insanlar eşlerinden de aynı şeyleri göreceğini zannederler. Bu anlamsız kaygılar ve yanlış düşünceler atılmadığı sürece ideal ve mutlu bir evlilik kurulamaz.

7. Ortak noktaları güçlendirmek
Kur’an’ı ailenin kurulabilmesi için, ortak noktaların oluşturulması gerekir. Ortak noktalar ancak oturup konuşmakla. Anlaşıp uzlaşmakla belirlenir. Ortak noktaların belirlenmesi, ileride çıkacak muhtemel sorunların da önceden kestirilip engellenmesini de doğurur.

8. Ortak hedefler belirlemek
Ortak noktalar belirlemenin ikinci aşaması da ortak hedefler belirlemektir. Hedefler belirlenirken İlahi vahiy dikkate alınmalıdır. Yüce kitabimiz Kur’an, kuracağımız aileler içinde ç0k önemli bir rehberdir. İdeal bir ailede en önemli hedefler; Allah’ın dinine hadim, terbiyeli, muttaki gençler yetiştirmektir. Bunun ön aşaması çocukların Allah’a adanması ile mümkündür. Allah’a adanmış çocuklar geleceğimizi inşa edenler olacaktır inşallah.

Ortak hedeflerin ikinci en önemlisi olan ise, örnek aileyi oluşturmaktır. Toplumun hararetle görmek istediği, birbirine nefsi değil, kalbi gözle bakan, elele tutuşup Allah’a yürüyen, her işini Allah için yapan örnek aile..

Ne mutlu örnek ideal aileyi oluşturanlara..

9. Dünyaya değil ahirete bakarak yaşamak
Kur’an’ı ailenin en büyük şiarı işte budur. Allah, “kim neyi isterse O’na onu veririm” diyor. İdeal aile yüzü Allah’a dönük yaşayan ailedir. İdeal aile, ahireti dünyaya tercih eden ailedir. Kur’an’ı ailenin rotasını dünyevî kaygılar değil, uhrevî kaygılar belirler. O aileyi, dünya sıkıntısı, yokluk ve imtihanlar fazla sarsmaz. Çünkü onlar ahiret yolcusudur. Onlar için ilahi kaygılar öncelenmiştir. Bir şeye ihtiyaçları varsa, önce o güzel Resulü ve o güzel ashabını hatırlar, gerçekten bir şey ihtiyaç değilse, ondan yüz çevirir. Yolunda gitmeyen bir şey varsa hemen Allah’tan özür diler ve tövbe ederler. Kendilerine bir hayır isabet ederse hemen Allah’ı hatırlayıp, hamd ederler. Onlar aile içinde ve aile dışında her zaman ahirete ve sonuçta Allah’a bakarak yaşarlar.

Ne mutlu Allah’ı merkez alarak yaşayanlara…
Ne mutlu Allah’ı her şeyin üstünde tutanlara…

Abdülhamit Kahraman

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s