Bir Farz Olan Tessettür, Ne İdi Ne Oldu?


Bir Farz Olan Tessettür, Ne İdi Ne Oldu

Kendisinden başka hak ilâh olmayan yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ, hayat Kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurur:

Mü’min kadınlara da söyle: ‘Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar, süslerini açığa vurmasınlar ancak kendiliğinden görünenler hariç. Başörtülerini yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar…”1

Mukâbil b. Süleyman (rh.a.), “Tefsîr-i Kebîr” adlı eserinde bu ayetin iniş sebebini şöyle açıklar:

Mürşid (Mersed) kızı Esmâ’nın Harise oğulları arasında el-Vaal diye adlandırılan hurma ağaçları, bağı vardı. Kadınlar örtünmeksizin göğüslerinde, ayaklarında ve saçlarında bulunan ziynetlerini açarak o bağa giriyorlardı.

Esmâ:

— Bu ne kadar çirkin bir iştir! dedi.

(Bunun üzerine) Allah, bu buyrukları indirdi.”2

İmam İbn Kesîr (rh.a.), “Tefsiru’l-Kur’âni’l Azîm” adlı eserinde bu ayet hakkında şunları beyan eder:

Bu, yüce Allah tarafından mü’min hanımlara verilen bir emirdir. Bu emirle yüce Allah, bu hanımların kocaları olan erkek mü’min kulları adına onları sakındırmasıdır. Ayrıca bu, onların cahiliyye dönemi kadınlarının niteliklerinden farklılıklarını ve yapıp ettiklerinin müşrik kadınlarınkinden farklılığını ortaya koyan bir emirdir…

‘Başörtülerini de yakalarının üzerine indirsinler.’ Yani, başörtülerine kadınların göğüslerine kadar inen kenarları yapılsın ki, başörtüsünün altındaki kadının göğsü ve göğüs kemikleri örtülsün. Böylelikle cahiliyye döneminin kadınlarının kılıklarına benzememiş olsunlar. Çünkü cahiliyye dönemi kadınları, böyle bir şey yapmıyorlardı. Aksine kadın, erkeklerin arasında göğsü açık, üzerine hiçbir şey örtmeden geçiyorlardı. Hattâ bazen boynunu, saç örgülerini, kulaklarındaki küpelerini dışarı çıkardığı da oluyordu. Yüce Allah, mü’min kadınlara kılıklarında ve çeşitli hâllerinde tesettüre riâyet etmelerini emir buyurdu…

Bu ayet-i kerimede Yüce Allah: ‘Başörtülerini yakalarının üzerine indirsinler’ buyurmaktadır. Başörtüleri, (yani) ‘humur’ başörtüsü demek olan ‘himâr’ın çoğuludur. Bu da, kendisiyle başın örtüldüğü örtüye denir. Halk arasında buna, ‘mikna’ (çoğulu: Mekani) denilir.

Said b. Cübeyr (rh.a.) dedi ki:

-‘Başörtülerini yakalarının üzerine’ gerdanlarına ve göğüslerine ‘indirsinler’ bağlasınlar ve ondan hiçbir şey görünmesin.”3

İmam Kurtubî (rh.a.) de, meşhur tefsirinde şunları kaydeder:

“Bu ayetin sebebi şudur:

Kadınlar, o dönemde başlarını örttükleri takdirde, başörtülerini sırtlarının arka tarafına salı verirlerdi.

En-Nekkaş der ki:

—Nebatîlerin yaptıkları gibi yaparlardı. Böylelikle boyun ve göğüs kısımları, kulakları da örtünmeksizin açıkta kalırdı. Yüce Allah da örtülerini, yakalarının üzerine bükmelerini emretmektedir. Bunun şekli de, kadının başörtüsünü göğsünü örtmek maksadı ile yakasının üzerinden geçirmesidir.” 4

Elmalılı M. Hamdi Yazır (rh.a) ise bu ayetin tefsirinde şunları beyan eder:

Buyuruluyor ki: ‘Ve başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar.’ Başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını, göğüslerini açık tutmayıp bu şekilde sımsıkı örtünsünler ve o halde bu emri yerine getirebilecek başörtüsü kullansınlar.

Tefsircilerin nakillerine göre, cahiliyye kadınları da hiç başörtüsü kullanmaz değillerdi. Fakat yalnız enselerine bağlar veya arkalarına bırakırlar, yakaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açığa çıkardı, ziynetleri görünürdü.

Demek ki, son zamanlarda asrîlik (çağdaşlık) sayılan açık-saçıklık böyle eski bir cahiliyye âdeti idi. İslam, böyle açıklığı yasaklayıp başörtülerinin yakalar üzerine örtülmesini emir ile tesettürü farz kılmıştır. Görülüyor ki, bu emir ile tesettürün yalnız vâcib oluşu değil, özel bir şekli de gösterilmiştir ki, kadının edep ve temizliğinin en güzel ifadesi budur.

Görülüyor ki bu emir, ev içinde veya dışında diye kayıtlanmamıştır. Bu bakımdan mutlaktır.” 5

Vasat ve şahid ümmetin en meşhur müfessir âlimleri böyle diyorlar!

Rabbimiz Allah Azze ve Celle diğer bir ayetlerinde şunu emretmektedir:

Ey peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına, dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle. Onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”6

İmam Taberi (rh.a.) “Câmiû’ı -Beyan Fî Tefsiri’ı-Kur’ân” adlı ünlü tefsirinde bu ayet hakkında şunları söyler:

Ey peygamber, hanımlarına, kızlarına, mü’minlerin hanımlarına söyle: Herhangi bir ihtiyaçları için dışarı çıktıkları zaman elbiselerini, cariyerin kıyafetlerine benzetmesinler. Saçlarını ve yüzlerini açmasınlar. Dış örtüleriyle örtünlersin ki, fasık olanlar onları rahatsız etmesinler. Allah, çok affeden ve çok merhametli olandır.

Bu ayet-i kerime ve Nûr Sûresi’nin otuz birinci ayet-i kerimesi, Mü’min kadınların ötünmelerini emreden ayetlerdir.

Bu ayet-i kerimede, kadınların, dış örtüleriyle örtünmeleri emredilmektedir. Dış örtüsü dediğimiz ‘cilbab’ kelimesi, Abdullah b. Mes’ud, Ubeyde es-Selamnî, Katâde, Heyan el- Basrî, Said b. Cübeyr, İbrahim en- Mehaî ve Atâ el- Horasanî’ye göre, başörtüsünü üstünden örtülen (ve bütün vücûdu örten) ‘aba’, ‘cübbe’ demektir. Bu gibi örtülerle kadınların yüzlerini de örtme zorunda olup olmadıkları hususunda iki görüş zikredilmektedir:

Ali b. Talha, Abdullah b. Abbas’ın bu ayet-i kerimeyi şöyle izah ettiğini bildirmektedir:

Abdullah b. Abbas (r.anhuma) diyor ki:

—Allah, mü’minlerin kadınlarına, bir ihtiyaçları için dışarı çıktıklarında, başlarının üzerinde örtecekleri örtüleriyle yüzlerini örtmelerini ve sadece bir gözlerini açmalarını emretmektedir.

Yine, Muhammed b. Sîrîn (rh.a.) diyor ki:

—Ben, Ubeyde es- Selmanî’ye bu ayetten sordum. Ubeyde, başını ve yüzünü örttü, sadece sol gözünü açık bıraktı ve ayetin, o şekli ifade ettiğini söyledi.

Abdullah b. Abbas’dan nakledilen diğer bir görüşe göre, kadınlar, bu örtüleriyle kaşlarının üstüne kadar olan bölümü örterler.

İkrime ise kadının bu tür örtülerle boyun ve boğazını da örtmek zorunda olduğunu söylemektedir. Cariyelerin ise sadece başörtüleriyle yetinmelerinin bir mahzuru yoktur.”7

Nûr Sûresi’nin otuz birinci ayeti ve Ahzab Sûresi’nin elli dokuzuncu ayeti, Mü’min müslüman kadınların gerek evlerinde, gerek evlerinden dışarıya çıktıklarında nasıl giyineceklerini beyanla emretmektedir… Âlemlerin Rabbi Allah Teâla, kendisine katıksız iman etmiş ve hükümlerine teslim olmuş mü’min müslüman kadınların tesettür şekillerini böyle beyan buyurmuş ve emrettiği gibi giyinmeleri, onların imanlarının gereği olduğunu açıklamıştır.

Ayet-î kerimelerdeki:

Mü’min kadınlara da söyle.

Mü’minlerin kadınlarına söyle” ifadeleri, hem mü’min, hem de mü’minlerin hanımları olan kadınlar, yani katıksız iman eden kadınları beyan etmektedir.

Allah, iman ehli olan mü’min kadın kullarına emrettiği gibi davranmalarını buyurmaktadır… Katıksız iman edenler, yegâne Rabbleri Allah’ın emrini hemen yerine getirirler… Çünkü onlar, iman etmiş mü’minler ve tam teslim olmuş müslümanlardır…

Aralarında hükmetmesi için, Allah’a ve Rasulüne çağrıldıkları zaman mü’min olanların sözü: ‘işittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte felâha kavuşanlar bunlardır.

Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse ve Allah’dan korkup O’ndan sakınırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.”8

Âlemlerin Rabbi Allah böyle buyurdu!.. O’nun hükmü budur!.. O’nun hükmünde, sözünde ve sünnetinde hiçbir değişme olmaz!..

Bu izahdan sonra muvahhidlerin, muttakîlerin ve mücahidlerin imamı Rasulullah (s.a.s.)’in bu konuda ki beyanlarına ve O’nun tabiriyle en hayırlı asırda yaşayan, en hayırlı neslin uygulamasına bakalım!..

Mü’minlerin annesi Âişe (r.anha) anlatır:

Esmâ bint Ebu Bekr, (bir gün) üzerinde ince (bir elbise) ile Rasulullah (s.a.s.)’in yanına gelmişti. (Rasulullah,) O’ndan yüzünü çevirdi ve:

“Ya Esmâ, (şurası) muhakkak ki, kadın ergenlik çağına erişince on(un vücûdun)dan şundan ve şundan başkasının görünmesi uygun olmaz” buyurdu ve (kendi) yüzü ile elini işaret etti.9

Ümmü’l-Mü’minin Âişe (r.anha) anlatır:

Anadan kardeşimin kızı, Abdullah b. Tufayl’ın annesi süslenmiş bir şekilde yanıma gelmişti.

Rasulullah (s.a.s.) gelince, O’nu görüp arkasını döndü.

O’na:
—Bu, benim kardeşimin kızıdır ve daha küçük, dedim.

Rasulullah (s.a.s.):

“Kadın, ay hali olma çağına geldiği zaman, yüzü ve şuraya kadar elleri dışında bir yerini göstermesi helâl değildir” buyurdu ve kendi bileğini beş parmak üstten tuttu.10

Ebu Davud’un “Merâsil”de Katâde’den bildirdiğine göre, Rasulullah (s.a.s.):

Kız çocuğu, aybaşı hâli olma çağına geldiği zaman, yüzü ve bileklere kadar elleri dışında vücûdunun görünmesi uygun değildir” buyurulmuştur.

Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.) böyle buyurur!..

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

Allah ve Rasulü, bir işe hükmettiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasulüne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.”12

Allah’ın ve Rasulünün hükmünü duyan kadın olsun, erkek olsun her muvahhid mü’min müslüman: “işittik ve itaat ettik” deyip tam teslimiyet göstermeleri, katıksız iman ve samimiyetlerinin gereğidir…

Hangi çağda, hangi asırda, hangi ülkede ve ne hâlde olurlarsa olsunlar, mü’min müslümanların değişmez karakterleri böyledir ve böyle olunmalıdır!.. Zamân ve mekân şartlarının değişmesi, muvahhid mü’minin şahsiyetinde bir değişiklik meydana getirmez… Gerek akîde ilkelerinde, gerekse salih amel şartlarında herhangi bir sapma, zalimlere bir eğilim gündeme gelemez!..

Merhamet olunmuş ümmet”in öncüleri olan “Asr-ı Saadet Müslümanları”, Allah ve Rasulünün hükmünü işitip itaat ettikleri malumdur… İşitir işitmez, teslim olup gereğini yerine getirmiş kendilerinden sonra gelen nesillere en güzel örnek olmuşlardır…

Safiyye bintu Şeybe’den.

Âişe (r.anha):

— Şu “(mü’min kadınlar) başörtülerini, yakalarının üstüne (kapatacak şekilde) koysunlar” ayeti indiği zaman, izârlarını aldılar da onları etekleri yönünde yardılar ve bunlarla başlarını örttüler, demiştir.13

Urve b. Zubeyr (rh.a.) nakleder.

Mü’minlerin annesi Âişe (r.anha) şöyle der:

—Allah ilk muhacir kadınlara rahmet eylesin. Allah: “Başörtülerini yakaların üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar” ayeti indiğinde, yünden yada ipekten dokunan dış giysilerinin en kalınını ikiye bölüp onların (bir parçasını) kendilerine başörtüsü yaptılar.14

Şeybe kızı Safiyye anlatır:

Âişe’nin yanında oturduğumuz bir sırada Kureyş’in kadınlarını ve onların faziletini söz konusu ettik.

Âişe (r.anha) şöyle dedi:

—Gerçekten Kureyş kadınları çok faziletlidirler ama bununla birlikte Allah’a yemin ederim ki, Ensar kadınlarından daha ileri derecede Allah’ın Kitabı’nı tastik eden, indirilen hükümlere daha ileri derecede iman eden onlardan üstün kadın göremedim.

Nûr Sûresi’ndeki:

“Başörtülerini yakaların üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar” buyruğu nâzil olunca kocalar, Ensar hanımlarının yanına giderek, onlara bu sûrede Allah’ın üzerlerine indirdiği buyrukları okudular. Erkek, hanımına, kızını, kız kardeşine ve yakınlarına bu buyruklarını okuyordu. Aralarından üzerinde yolculuğa aid desenler bulunan örtüsünü alıp da, onunla başını bağlamayan tek bir kadın kalmadı. Onlar bunu, Allah’ın Kitabı’ndan indirdiği buyruklara iman ederek ve o buyrukları tasdik ederek yaptılar. Sabahleyin Rasulullah (s.a.s.)’in arkasında sabah namazında başlarını örtmüş olarak geldiklerinde başlarına âdeta kargalar konmuş gibi idiler.15

Mü’minlerin annesi Ümmü Seleme (r.anha) anlatıyor:

—“Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına, dış elbiselerden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle.” Ahzab, 33/59 ayeti inince, Ensar kadınları dışarıya çıktılar. (Başlarına bağladıkları siyah) örtülerden dolayı sanki başlarında (siyah) kargalar varmış gibi görünüyorlardı.16

İşte İslâm’ın asla değişmeyen hükmü ve katıksız iman eden muvahhid mü’minlerin teslimiyeti!.. Müslüman şahsiyetler her çağda ve her yerde aynı hâl içindedirler… Çünkü İslam’ın hükmünün gereği budur…

Hakikat bu!..

Bu hakikati öğrendikten, iman edip tasdik ettikten “işittik ve itaat ettik” dedikten sonra yaşadığımız ortama dönüp bakalım… Müslümanım diyen kitleler ne hâldedirler ve ne hâle getirildiler?

Yıl 1918

İslam adına kurulup altı yüz yirmi küsur yıl ömür süren, üç kıtaya hakim olan Osmanlı İslam Devleti iç ve dış düşmanlar tarafından parçalanmadan önceki son demlerini yaşamaktadır…

Osmanlı İslam Devleti’nin bir subayı olan Mustafa Kemâl şöyle diyordu:

Kadın meselesinde cesur olalım. Kuruntuyu bırakalım… Açılsınlar, onların zihinlerini ciddi ilimler ve fen ile süsleyelim. Namusu, bilimsel ve sağlıklı bir şekilde açıklayalım. Şeref ve gurur sahibi olmalarına birinci derecede önem verelim. Sonra kişisel ilişkilerine gelince, karakter ve ahlâkımıza uygun eş arayalım ve onunla evlenme şartlarını açık ve kesin olarak kararlaştıralım. Ona uymakta kusur edince onun gereğini yapalım. Kadın da böyle hareket etsin…”17

Yıl 1923

Osmanlı İslam Devleti yıkılmış, Osmanlı topraklarının üzerinde birçok devlet kurulmuş ve onlardan biriside Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir… Başşehri Ankara olup millet meclisi oluşmuş, Cumhuriyet ilan edilmiş ve Mustafa Kemâl Cumhurbaşkanı seçilmiştir…

Şöyle diyor M. Kemâl:

Din gereği olan örtünme, kısaca açıklamak gerekirse, denebilir ki, kadınlara külfet yaratmayacak ve terbiyeye aykırı olmayacak şekilde basit olmalıdır. Örtünme şekli, kadını hayatında, varlığından ayıracak bir şekilde olmamalıdır.”18

Din örtünme, kadınlar için zorluk yaratmayacak, kadınların sosyal hayatta, ekonomik hayatta, günlük hayatta, ilim hayatında, erkeklerle birlikte çalışmasına engel olmayacak şekilde basit olmalıdır. Bu basit şekil, toplumumuzun ahlâk ve terbiyesine aykırı değildir.”19

Yıl 1925

Türkiye’de, İslam’a aid olan bütün değerleri hayattan uzaklaştıran ve yasaklayan, onların yerine geçirilen inkılâplar gerçekleştirildi… Laik-demokratik ve gayr-ı İslâmî Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ideolojisi ve pratiğiyle yerine yerleşmekte, İslamî değerlerin uygulanmaları yasaklanarak saf dışı edildi… Edilmeye devam etmekte iken, M. Kemâl, Ağustos ayında yaptığı konuşmasında şunları söylüyordu:

Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir bez veya bir peştamal veya buna mümasil bir şeyler atarak yüzünü, gözünü (örtmüş) ve yanından geçen erkekler karşıya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın mânâ ve medlûlü nedir? Efendiler, medeni bir millet anası, millet kızı, bu garip şekle, bu vahşi vaziyete girer mi? Bu hâl, milleti gülünç gösteren bir manzaradır. Derhâl tashihi lazımdır.”20

Osman Güngör Feyzoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan “Atatürk İlkeleri ve İnkılabımız” adlı kitabında, M. Kemâl’in bu isteğinin kısa bir zamanda nasıl gerçekleştiğini şöyle anlatıyor:

Bu arada Türk kadını da içinde bulunduğu umacı kılığından, yani kara çarşaftan kurtarılıyordu. Türk’ün ulusal geleneğinde kadına en büyük saygı vardır. Kadının yüzü ve alnı açık olarak toplumun içinde yeri vardır. Onun utanacak, utanılacak bir durumu yoktur ki, erkekten kaçsın, ona görünmesin. Yanlış bir din anlayış ve görüşü onu, toplum içinde kafes arkasına, çarşaf içine sokmuştu. Bu durumdan kurtarılması gerekliydi. Kılık-kıyafetteki inkılâp hareketleri ona da bu fırsatı verdi ve kara çarşafı, peçeyi attı. Toplumdaki onurlu ve saygıya değer yerini yeniden kazandı.”21

Harp okulları için ders kitabı olarak hazırlanmış olan ve T.C. Genel Kurmay Harp Tarihi Başkanlığı tarafından yayınlanan, “Türk İnkılâp Tarihi” adlı eserde şöyle deniliyor:

Atatürk, Türk kadınının ortaçağ kılığı içinde dolaşmasını, Türklüğe en büyük hakaret olarak görüyordu. Gerçekten, İslâm’dan önceki Türk kadını umacı gibi dolaşmaz, her alanda erkeğinin yanında olurdu. Kadınlarımız, haklarına kavuştukça, ortaçağ kılığını attılar. Çarşaf ve peçe, kadınlarımızın istekleri dışında zorla giydikleri bu garip kıyafet, kısa sürede doğal bir gelişimle ortadan kalktı. Türk inkılâbı, bu konuda bir zorlama getirmemiştir. Fakat kadınlarımız, kendi haklarına sahip çıkarak, onur kırıcı bu durumu düzeltmişlerdi. Bu da Türk inkılâbının akılcı ve modern yönünü gösteren başka bir somut örnektir.”22

Prof. Dr. A. Afet İnan, Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan “Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi” adlı kitabında, bu konuda şunları yazar:

Cumhuriyet devrimimiz, Türk kadınına dış kıyafetinde bir serbestiyet kazandırmıştır. Mutaassıp zihniyeti yıkan diğer sosyal devrimlerimiz arasında erkek ve kadın için medeni dünya insanlarının giydiği şekillerin kabul edilmesi, Türkleri giyim bakımından ayrı bir âlem olmaktan kurtarmıştır. Kadınlar için bu bir kanun hükmü olmamakla beraber, Türk kadınını çarşaflanmaya mecbur eden zihniyet ortadan kalkmıştır. Bugün genellikle Türk kadını, medeni dünyanın dış görünüşüne göre, kendine yakışan kıyafeti giyer.”23

Yıl 1983 – Ağustos’un 24’ü

12 Eylül 1980 “askeri darbe”nin başkanı General Kenan Evren, Van ilinde halka konuşuyor. M. Kemâl’in izinden giden, onun ilke ve inkılâplarını silahla korumaya çalışan, bu uğurda binlerce insanı tutuklatıp, zindanlara atan ve birçoklarının kanlarını akıtan darbecilerin Başkanı Kenan Evren, Cumhuriyetin kuruluşundan altmış yıl sonra şunları söylüyor:

Kastamonu’da yaptığım konuşmayı da hatırlarsınız. O zaman Kastamonu’da yaptığım konuşmamda demiştim ki, bazı yörelerde Atatürk’ün başlattığı bu inkılaba aykırı giyinen kişiler görüyorum. Ve bu kişilerden bazısı erkek, bazıları kadın. Kadınların peçelerle yüzünü örtüyorlar. Bu kadınlarımız burunlarının üstüne kadar örtünüp yalnız gözlerini açık bırakıyorlar. Onlara çarşaf giydiriyorlar. Ve çarşafla gezenlerden aldığım mektupları dile getirmiş, bunların artık zamanımızda uygun olmadığını söylemiştim.”24

Yıl 1925 ve Yıl 1983! Zihniyet aynı zihniyet… Laik-demokratik ve gayr-ı İslâmî cepheden değişen bir şey yok!..

Laik-demokratik ve gayr-ı İslâmî Türkiye Cumhuriyeti Devleti yöneticileri olan siyasiler ve devletin ayakta durmasını sağlayan devlet memurları, ister eli abdestli olsun, ister eli rakılı olsun, “Atatürk ilke ve inkılâblarına bağlı kalacaklarına and içmekteler.

T.C. Anayasası

Madde 81 – Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, göreve başlarken aşağıdaki şekilde and içerler:
…….. Demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâblarına bağlı kalacağıma…….. büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim.”25

Ve “657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ve İlgili Mevzuat.”

“Sadakat”

Madde 6 – …….. Devlet memurları bu hususu “asli Devlet Memurluğuna” atandıktan sonra en geç bir ay içinde kurumlarınca düzenlenecek merasimle yetkili amirlerin huzurunda yapacakları yeminle belirtirler ve özlük dosyalarına konulacak aşağıdaki “Yemin Belgesi”ni imzalayarak göreve başlarlar.

Türkiye Cumhuriyeti anayasasına, Atatürk inkılap ve ilkelerine, anayasa ifadesini bulun Türk milliyetçiliğine sadakatla bağlı kalacağıma (…) namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.”26

M. Kemâl’ın başlattığı İslamî tesettüre karşı tavır, onun izinden gideceklerine and içen, yemin eden ve yeminlerine çok sadık kalan laik-demokratik ve gayr-ı İslâmî yöneticiler tarafından son hızla devam etmektedir… Bu zihniyetin yönettiği ülkede, sokaklara, caddelere, çarşılara ve plajlara bakıldığında, kendilerini müslüman zanneden ve öyle olduklarını beyan edenlerden dolayı “bir farz olan tesettür ne idi ne oldu?” sorusuna çok kolay bir şekilde cevab verilebilinir!..

Aklını kullanan bir topluluk için.”27

Dipnot

1- Nûr, 24/31.

2- Mukâtil b. Süleyman, Tefsir-i Kebîr, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2006, C. 3, Sh. 154.

İmam Suyutî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. İbrahim Seyfi Osmanlı, İst. T.Y. C. 1, Sh. 480.

Abdulfettah El-Kadî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. Doç. Dr. Salih Aydemir, Ank. 1986. Sh. 276.

3- İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2011, C. 7, Sh. 551, 554.

4- İmam Kurtubî, el-Câmiu Li Ahkâmi’l-Kur’ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2001, C. 12, Sh. 361.

5- Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, İst. T.Y. C. 6, Sh. 40-41. (Yenda Yayınları)

Sadeleştirilmiş nüsha, C. 6, Sh. 15. (Azim Yayınları)

6- Azhab, 33/59.

7- Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Karakaya-Kerim Aytekin, İst. 1996, C. 6, Sh. 520-521.

İmam Hafız İbn Kesîr, A.g.e. C. 9, Sh. 42.

8- Nûr, 24/51-52.

9- Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Libâs, B. 31, Hds. 4104.

Celâleddin es-Suyutî, Ed-Dürrü’l-Mensûr, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, C. 11, Sh. 36-37. İbn Merdûye ve Beyhakî’den.

10- Celâleddin es-Suyutî, A.g.e. C. 11, Sh. 36. Suneyd ve İbn Cerîr’den.

11- Celâleddin es-Suyutî, A.g.e. C. 11, Sh. 37.

12- Ahzab, 33/36.

13- Sahih-i Buhârî, Kitabu’t-Tefsir, B. 226, Hbr. 279.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Libâs, B. 29, Hbr. 4100.

14- Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Libâs, B. 30, Hbr. 4102-4103.

15- İmam Hafız İbn Kesîr, A.g.e. C. 7, Sh. 555. Hbr. 4907. İbn Ebi Hatim’den.

Celâleddin es-Suyutî, A.g.e. C. 11, Sh. 37. İbn Merdûye’den.

16- Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Libâs, B. 29, Hbr. 4101.

17- Atatürkçülük (Birinci Kitap) Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri, İst. 1984. Sh. 329.

Not: Bu kitap, Genelkurmay Başkanlığınca Hazırlanmış. Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığınca yayınlanmıştır. Kitapta yer alan metinler, aslıyla beraber sadeleştirilmiştir.

18- Atatürkçülük (Birinci Kitap), Sh.337.

19- Atatürkçülük (Birinci Kitap), Sh.337.

Ord. Prof. Enver Ziya Kanal, Atatürk’ten Düşünceler, İst. 1986, Sh. 57.

Not: Bu Kitap, Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığınca yayınlanmıştır.

20- Ord. Prof. Enver Ziya Kanal, A.g.e. Sh. 59.

21- Onman Güngör Feyzoğlu, Atatürk İlkeleri ve İnkılabımız, İst. 1992, Sh. 44, (M.E.B. yayınları)

22- Türk İnkılâp Tarihi, Ank. 1973, Sh. 164-165.

23- Prof. Dr. Afet İnan, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi, Ank. 1977, Sh. 174.

24- N. Yücel Mutlu, İslâm, Laiklik ve Kenan Evren, Ank. 1995, Sh. 142.

25- Dr. İsmail Polatcan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası-Gerekçeler, İst. 1989, Sh. 233.

26- Avukat Şerafettin Gökalp, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ve İlgili Mevzuat, İst. 1989, Sh. 13.

27- Ra’d, 13/4.

Muhammed İslamoğlu
Vuslat dergisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s