Prof. Dr. Nevzat Tarhan: Aşk, Evliliğin Sebebi Değil Sonucudur


Aşk, Evliliğin Sebebi Değil Sonucudur

Hocam, bir genç evlilikten ne beklemelidir? Evlilikle birlikte kendisinde neleri değiştirme fikrine alışmalıdır? İsterseniz buradan başlayalım.

Gençlerde evlilik yaşı biraz gecikti, uzuyor; evlilik önceye göre gecikiyor. Gençler arasında evlilikle ilgili çeşitli kaygılar var, endişeler var. Endişeler, gençleri evlilikten uzaklaştırmamalı, korkutmamalı, bilinçli evlilik yapmaya itmeli. Bunun için de evlilikle ilgili “İdeal evlilik nasıl olur?” sorusu hakkında düşünmeli. İnsan, bir araba alırken en iyi arabayı almak için belli standartları araştırıyor. Evlilikte de karar verirken kadın için de erkek için de ideal evliliğin özellikleri nelerdir? Onunla ilgili çeşitli ölçüler var, standartlar var, ona dikkat edilmesi gerekiyor.

Birincisi kişi, evliliğe karar vermeden önce kendisini tanımalı. Kendisi evlilikten ne anlıyor? Evlilikten ne bekliyor? Evlilik bir erkek için veyahut bir kadın için değişiyor. Mesela erkek için evlilik, cinsel ihtiyaçların karşılandığı bir birliktelik mi? Yoksa evlilik, kadın-erkek karşılıklı duyguların, kalplerin alışveriş yaptığı birliktelik mi? Yani evlilik, çocuk yetiştirmenin dışında hayatta ne anlamlara geliyor? Kişinin bunu bilmesi gerekiyor.

“Araba kullanmak için ehliyet olgunluğu varsa evlilik olgunluğu da var.”

Evlilik olgunluğu dediğimiz bir şey var. Araba kullanmak için ehliyet olgunluğu varsa evlilik olgunluğu da var. Evlilik olgunluğunun oluşması için kişinin evlilikle ilgili bencil duygularını gidermesi gerekiyor. Bencil kişiler evlilikte başarılı olamıyor. Evlilikte en çok sorun yaşayanlar bencillik yapan kişilerdir, alttan almayı bilmiyorlar ve ilişki yönetimini yapamıyorlar. Hep kendi şartlarına uyulmasını istiyorlar, karşı tarafın şartlarını ve ihtiyaçlarını anlamıyorlar, evlilikteki en temel yapı olan empatiyi başaramıyorlar.

“Bir insan “Hem evli olacağım hem de özgür olacağım.” diyorsa bu, evliliğin doğasına aykırıdır.”

Son zamanlarda bayanların da çalışmasıyla ailelerde “benim param, benim arabam, benim evim…” gibi kavramlar çokça duyuluyor. Bu benlik düşüncesinden sıyrılıp nasıl “biz” olacağız? Evlenecek çiftlerin “biz” duygusunu yakalamaları için bencilliklerinden uzaklaşmaları mı gerekir sizce?

Evlenmeden önce insani ilişkilerini tek kişilik götüren kişi, evlendikten sonra artık iki kişilik düşünmek zorunda. Yani iki gözle değil de dört gözle, dört kulakla hareket etmek zorunda. Bir insan “Hem evli olacağım hem de özgür olacağım.” diyorsa bu, evliliğin doğasına aykırıdır. Kişi evlendiğinde özgürlüğünden fedakârlık yapması gerekiyor. Hatta bunun için H2O örneğini veriyoruz. Hidrojen ve oksijen doğada serbest, özgür hâlde bulunurken bir araya geldiklerinde özgürlükleri bitiyor ama su oluyorlar, farklı bir hayat kaynağı oluyorlar, yeni bir mutluluk alanı oluşturuyorlar, yeni bir denge oluşturuyorlar. Evlilikte de kişinin bunu düşünmesi gerekiyor.

“Evlendikten sonra hem kafama göre yaşayacağım hem de canımın istediğini yapacağım. Bu benim hayatım, kimse karışamaz!” diyorsanız hep karşı taraf fedakârlık yapar. Bizim geleneksel yapımızda erkek evlendikten sonra kadını tapulu malı gibi görmeye başlıyor, daha sonra “ Artık istediğim gibi kullanırım.” tarzında hareket ediyor ve istediği gibi takılabileceğini düşünüyor. Kadının özgürleşme çağında yaşıyoruz. 20. yüzyılın ikinci yarısı ve 21. yüzyıl, kadının özgürleşme hareketlerinin yaygınlaştığı bir çağ. Böyle bir durumda erkek, kadının isteklerini anlayamazsa çatışma yaşanıyor ve aile içi şiddet olayları ortaya çıkıyor.

Evlilikte kadının çalışma zorunluluğu varsa erkek ev işlerinde ve çocuğun bakımında tüm yükü kadına yüklemeyecek. Yani kadının iki kariyeri oluyor, hem çalışıyor hem annelik yapıyor. Erkek sadece çalışıyor, eve geldiğinde sadece babalık görevini yapıyor. Hâlbuki evde eşiyle hayatı birlikte paylaşması gerekiyor.

Evlilik, ortak bir yolculuğa çıkmak gibi. Yolculuğa çıkan kişi, okyanusun ortasında “Ben sıkıldım, bu yolculuğu bırakacağım.” diyemez ya da evlilik, cerrahın ameliyat yapması gibi. Cerrah, ameliyatın ortasında “Ben sıkıldım, ameliyat yapmayı bırakacağım.” diyemez. Yani evlilik olgunluğu olmayan kimse, evlendiğinde evliliği doğru yürütemiyor ve boşanmaların artması gibi sonuçlar ortaya çıkıyor.

“Kadının özgürleşme hareketi, kadının dişiliğini sergileme hareketi değildir.”

Hocam; çıplaklığın artması, özgürlük adı altında kadının kendini olabildiğince teşhir etmesi, medyanın özellikle de TV’nin kadını cinsel bir meta olarak sunması, kadını “annelik” yerine “heves” makamına oturtması erkekleri nasıl etkiliyor? Erkekler kadınlara artık nasıl bakıyor?

Kadının özgürleşme hareketi kadının sokağa çıkma hareketi olarak algılandı. Aslında kadının özgürleşme hareketi demek kadının annelikten vazgeçmesi, annelik görevlerini zayıflatması hareketi değil. Yani kadın hem iyi bir anne olabilir hem de çalışması gerekiyorsa iyi bir eş de olabilir, iyi bir iş kadını da olabilir. Bunları yapabilmesi önemli ama kadının özgürleşme hareketi kadının dişiliğini sergileme hareketi değildir.

Erkek fizyolojisiyle kadın fizyolojisi farklı. Erkek fizyolojisi karşı cinsle erotizmi daha fazla düşünür. Kadın beyni ise erotizmi değil romantizmi daha çok düşünür. Yani kadın-erkek ilişkilerinde kadın romantizmi, duygu paylaşımını ön plana çıkarır. Erkek fizyolojisi ise cinsel paylaşımı ön plana çıkarma yönündedir. Yapılan deneyler var. Kadın ve erkeğin eline bir cihaz veriliyor, “Cinsellik aklınıza geldiğinde hemen düğmeye basın.” deniyor. Gün sonunda psikoloji öğrencileri arasında bu deney sonuçları inceleniyor ve araştırmanın sonucuna göre erkeklerin aklına beş misli daha fazla cinsellik geliyor. Yani erkek beyni, cinselliği daha fazla algılayan bir beyin. Bu bilinemediği için kadın sosyal hayatın içine girdiği zaman, yolda bir arabayı çeviriyor, “Beni şuraya kadar bırakır mısın?” diyor. Bunu söylerken cinsel bir niyeti yok ama erkek, kadının serbest hareketlerine cinsel anlam yüklüyor. Böyle durumlarda cinsel şiddet olaylarının artması gibi bir durum ortaya çıkıyor. Kadının bu konuda bilinçli olmamasının rolü var.

“Kadın, sosyal hayatta dişiliğiyle değil kişiliğiyle var olmalıdır.”

Kadının özgürleşmesi hareketi ve kıyafeti konusunda kültürel değerlerde ciddi bir değişme yaşanıyor, hatta sosyal ve siyasal boyutu da olan bir durum bu. Cinselliği sergilemesi kadının zaafıdır, bunu frenlemesi kadının olgunluğunu ve bilgeliğini gösterir. Yani kadın, sosyal hayatta dişiliğiyle değil kişiliğiyle var olmalıdır. Kadının bunu göstermesi için de cinselliği ikinci plana koyması gerekir. Erkeğin de cinselliğini kontrol edebilmesi önemli, yani kadının cinselliğini ikinci plana koymasını ve ondan fedakârlık yapmasını beklerken erkek de cinselliğini kontrol altına almalıdır. Bu, karşılıklıdır. Ancak bu şekilde sosyal hayattaki cinsel iletişim kazalarını ve cinsel özgürlük adı altında evliliğe zarar veren cinsel sorumsuzluğu önlemiş oluruz.

Evlenme niyetinde olan genç kızların adayların öncelikle diplomasına, maddi durumuna, evinin olup olmamasına baktıklarını görüyoruz. Peki, kadınlar erkeklere nasıl bakıyor artık hocam? Bu bakış tarzındaki değişimin sebepleri neler olabilir?

“Son Sığınak Aile” kitabımızda evlilik niyet sözleşmesi gibi bir sözleşme yapmıştık. Aslında o sözleşmenin sebebi farkındalık sözleşmesiydi. Yani evlilikle ilgili ne bekliyorsun? Eşinin yakınları hakkında ne düşünüyorsun? Eşinin iş hayatı, iyi günü, kötü günü hakkında ne düşünüyorsun? Ne yapacaksın? Bunlarla ilgili öz eleştiri yapıp farkındalık kazanma ve kendini tanıma önemli çünkü.

“Aşk, evliliğin sebebi değil sonucudur.”

Daha önceki evliliklerde insanlar, temel ihtiyaçlarını karşılayan bir evlilikle yetiniyorlardı ama şimdi, söylediğiniz gibi insanlar, standartlarının yüksek olmasını, evinin, arabasının, iş hayatının, sosyal hayatının olmasını istiyor. Bu insani bir durum, bu istenebilir ama bunlar işin vitrin kısmı, görünen kısmı. Görünmeyen kısmı ise şöyledir: İnsanlar kısa vadeli ilişkilerde görünümleriyle karşılanır, uzun vadeli ilişkilerde ise karakterlerle ilişki sürer. Yani evlilik uzun bir yolculuk olduğu için görünen değil görünmeyen avantajlar ön plana çıkıyor, suret değil siret önem kazanıyor, huy/karakter/insani özellikler ön plana çıkıyor. Bunun için kadın, psikolojisini bilen erkek aramalı; erkek de kocasını para makinesi gibi görmeyen kadın bulmalı. Modern yaşam bunu sunuyor. Kadın, kocasını para makinesi gibi görüyor; erkek de karısını sadece cinsel obje olarak görüyor. Modernizmin getirdiği bu yaklaşım, uzun süreli evliliklerde risk oluşturuyor. Kadın, çocuk sahibi olduğu zaman yahut fiziksel bazı özelliklerini yitirdiği zaman erkek farklı arayışlara giriyor yahut erkek, ekonomik krize girdiği zaman kadın farklı arayışlara giriyor.

Evlilik, büyük fotoğrafı görerek girilen bir yolculuktur. Bu yolculukta fırtınalar da vardır güzel günler de vardır. Böyle durumda ilişkide iyi bir iş birliği kurmak gerekiyor, “Aşk, evliliğin sebebi mi sonucu mu?” sorusunun tartışılması gerekiyor.

Aşk, evliliğin sebebi değil sonucudur; iyi iş birliği kurmanın sonucudur. İyi bir iş birliği kuramıyorsanız iyi aşık olamıyorsunuz, aşk buharlaşıyor ama iyi bir iş birliği kurarsanız ömür boyu aşk ortaya çıkıyor. O yüzden iyi iş birliğinin kurulabilmesi için kişilik uyumunun olması, evlilik becerilerinin ve evlilik olgunluğunun geliştirilmesi gerekiyor.

“’Ben canımın istediğini yapacağım!’ diyen evlenmesin.”

Mutlak özgürlük düşüncesi evlilik müessesesinin kurulmasını sizce nasıl etkiliyor? Yani kişi “Ben özgür olmak istiyorum!” diyerek evlenmeyi ve bir aileden sorumlu olmayı erteliyor. Bu bağlamda özgürlük ve evlilik aynı çatı altında bulunabilir mi? Evlilik neden esaret gibi algılanıyor?

Evliliğin doğasında eşine hesap verme duygusu vardır, iki taraf için de bu geçerlidir. Birlikteliğin gereğidir bu. Evlilik hayatında eşe ve çocuklara karşı sorumluluk vardır. Eğer kişi bu sorumluluğu taşımıyorsa, “Bu benim hayatım, sen karışma!” diyorsa eşini köle gibi görüyor demektir. Bu, karşı cinsi köleleştirmektir. Kadın için de erkek için de geçerli bu. “Ben canımın istediğini yapacağım!” diyen evlenmesin. Böyle bir durumda zarar çocuğa oluyor, bu çocuklar topluma zararlı bireyler oluyor, parçalanmış aileler ortaya çıkıyor, iletişim çatışmalarının olduğu aileler ortaya çıkıyor, çocuk sağlıklı yetişmiyor. Evlilikte özgürlük ve sorumluluk dengesi önemlidir, evlilik rolü bunu gerektiriyor çünkü bu, farklı bir mutluluk alanı oluşturuyor.

“Evliliğe inanmıyorum!” diyen biri vardı, büyük konuştu, daha sonra evlendi ama eşinin psikolojik ihtiyaçlarını göz ardı ediyordu. Bana gelip “Neden evlenmeliyim?” diye sormuştu, ben de “Hayatının sonunu darülacezede geçirmek istemiyorsan evlen.” demiştim. Tabii gülmüştü.

İnsanlarda özellikle de erkeklerde mesela para, güç varsa bu hep böyle gidecekmiş gibi geliyor. Ama hastalıklar var, musibetler var, olaylar var. Büyük fotoğrafa baktığımızda mutluluk, toplam mutluluktur, o anki mutluluk değildir. O anda “Özgürüm, mutluyum. Niye evleneyim ki?” diye düşünüyor insan ama hayatın sonuna geldiğiniz zaman toplam mutluluğa baktığınızda evliliğin olduğu bir hayat, evliliğin olmadığı ama özgür diye düşünülen hayata göre toplam mutluluk kalitesi olarak daha yüksek bir hayat. Bunun için de emek vermek gerekiyor, evliliğe yatırım yapmak gerekiyor. Evliliği esaret olarak görmeyeceksin. Evlilik kişinin daha kurallı yaşamasını sağlıyor sadece. O kuralın bir zorluğu var ama kurallı yaşamanın da güzel sonuçları var, mesela bir çocuğunun her yaşının güzelliğini ayrı tadıyorsun. Her mutluluğu bir anda yaşama fikri güzel bir fikir ama gerçekçi de değil mümkün de değil.

“Evlilik programlarında evlenen biri kumarla evleniyor demektir.”

Evlilik programı adı altında sunulan evlilik algısına nasıl bakıyorsunuz? Bunlar gençleri nasıl etkiliyor?

O tarz programlar evliliği ayağa düşürdü, ciddiyetten uzaklaştırdı, bir şov malzemesi yaptı. Mesela bize gelen bir hasta, bizden çıktıktan sonra evlilik programlarını izleyip oradan evlenmeye çalıştı. Yani evlilik programına başvuran birçok insanın ruh sağlığının iyi olmadığını görüyoruz. Hastaneden sonra kendini biraz iyi hissedip evlilik programlarıyla hayat kurmak için maceraya atılan yani ruh sağlığı yerinde olmayan insanların dolaştığı programlardır bunlar.

Evlilik programlarında evlenen biri kumarla evleniyor demektir. Bu programlar evliliği küçülttü, değersizleştirdi, evlilik kurumuna zarar verdi. O programlar sadece eğlence olarak izlenebilir, orada evlenenlerin uzun vadede başarılı oldukları istisnadır. Bir istatistik yapılsa bu programların başarılı olduğunu veya orada sağlıklı bir evlilik uygulaması yapıldığını söyleyemeyiz.

Hocam, artık tanışma ortamlarının da değiştiğini görüyoruz. Evlilik siteleri, sosyal ağlar, üniversite ortamı vb. kanallarla anne-baba ya da aile büyüklerinin yok sayılarak evlilik kararları alınması söz konusu. Çoğu zaman da böyle kararlar boşanmayla neticeleniyor. Anne-babanın evlilik kararındaki yeri neresi olmalıdır sizce?

18 yaşını bitirmiş bir genci düşünürsek üniversite çağına gelmiş, mesleğini edinmiş bir genç bu durumda kendi isteğiyle evlenebilir. Evlilik kararı verecek genç hangi yaş grubunda olursa olsun gençlik, akıldan çok hislerin baskın olduğu yaş dönemidir. Bu yüzden evlilik konusunda üçüncü bir görüşe, bir ileri görüşe ihtiyaç duyulur. O da anne-babadır burada. Çocuğu tanıyor, karşı tarafa eleştirel bakabiliyor çünkü. Hani bir söz vardır ya “Aşkın gözü kördür, kaynanalar olmasa!” diye… Yani karşı taraf eleştirel bakabildiği için onun fikirleri denetim mekanizmasıdır evlilikte, o kör noktaları görmemizi sağlayan mekanizmadır.

Evlenecek kişi, anne-babanın görüşünü alır ama son kararı yine kendisi vermelidir. Anne-baba böyle durumlarda buyurgan yaklaşırsa, “Ya benim dediğim olur ya da seni evlatlıktan reddederim!” derse burada annelik şefkati ve babalık şefkatinin kötüye kullanıldığını yorumlamak lazım. Bu yanlış kullanımdır. Sonuçta annenin ve babanın uyarıcı bir görevi vardır, anne-baba uyarı görevini yapmalı, burada onların rehberliğine ihtiyaç vardır. Ama anne-baba, uyarı vazifesini yaptıktan sonra gence belli bir süre tanımalıdır. Süre tanıdıktan sonra buna rağmen genç, evliliği istiyorsa burada anne-babanın yapacağı şey “İçim rahat değil, onaylamıyorum ama yine de karar senin, sorumluluk sana ait.” demektir. Gencin içinde o duygu olursa evlendikten sonra ufak bir krizde “Ayrılıyorum!” diyemez. Anne-baba genci böyle bir karardan ötürü tamamen reddederse hataya itmiş olur. Bu dengeyi kurabilmek kolay değil tabii.

“Evlendikten sonra kişilerin anne-babayı uzaktan sevmeyi başarması lazım.”

Genç açısından anne-babanın görüşünü almak çok önemli ama evlendikten sonra kişilerin anne-babayı uzaktan sevmeyi başarması lazım. Günümüzde yapış yapış aile ilişkileri sağlıklı yürümüyor. Şimdi apartman aileleri var biliyorsunuz, yine aynı binadalar ama ayrı evdeler. Çekirdek aile gözüküyoruz ama değiliz. “Çekirdek aile konfederasyonu” demiş Batılı bir sosyolog buna. Çekirdek aileler ama yine beraberler. Bu, Türklerin bulduğu bir çözüm. Batı sosyolojisi “Kişi evlendikten sonra anne-babadan kopmalı.” diyordu hatta…

Söyleşi: Mustafa Furkan

Mustafa Furkan’ın Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile yapmış olduğu bu önemli söyleşinin devamını Elifelif “Evliliğe Hazırlık Sayısı” Yaz 2013 Sayısından okuyabilirsiniz. Kaçırmayın.

Elifelif irt: (0212) 616 49 17 – 0542 482 56 76

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s