Kadınlaşan erkekler, erkekleşen kadınlar


Kadınlaşan erkekler, erkekleşen kadınlar

Dün bilgisayarımı karıştırırken, bir hocamın attığı mail elime geçti. Son dönemlerde, kadınlarla erkeklerin farkları konusunda araştırma yapıyordum. Mail ilginç ve bir o kadar da üzücü geldi.

“Hint mitolojisine göre kadının ve erkeğin yaratılışı”nı anlatan minik bir yazı. Şöyle ki:

Tanrı, yaprağın hafifliğini, ceylanın bakışını, güneş ışığının kıvancını, sisin gözyaşını aldı; rüzgarın karırsızlığını, tavşanın ürkekliğini buna ekledi. Onların üzerine kıymetli taşların sertliğini, balın tadını, kaplanın yırtıcılığını, ateşin yakıcılığını, kışın soğuğunu, saksağanın gevezeliğini, kumrunun sevgisini kattı. Bütün bunları karıştırdı, eritti ve kadın yaptı. Yarattığı kadını, erkeğe armağan etti.

Tanrı kaplumbağanın yavaşlığını, boğanın bakışını, fırtına bulutlarının kasvetini, tilkinin kurnazlığını, boranın dehşetini aldı; sülüğün yapışkanlığını, kedinin nankörlüğünü, hindinin kabarışını, gergedan derisinin sertliğini bunlara ekledi. Bunların üzerine (bir hayvan ismi yazılmış ama ben yazmaya utandım resmen) …nın kabalığını, bukalemunun şıpsevdiliğini, sivrisineğin vızıltısını kattı ve erkeği yarattı. Yarattığı erkeği, adam etsin diye, kadına verdi.

Ölür müsün öldürür müsün tarzında bir sınıflama. İnsan böyle bir tanımlamaya kimin adına daha çok üzüleceğini şaşırıyor doğrusu. Öncelikle hayvanlar adına üzüldüm. Yaratılmış canlıların, sanki başka hiçbir özellikleri yokmuş gibi sadece tek kelime üzerinden tanımlanmaları bana kötü geldi bu bir…! İkincisi, insan davranışlarının tamamen hayvanlar üzerinden tanımlanmaya çalışılması da.

Bayanlardan ve erkeklerden mailler geliyor. Birbirini şikayet eden, birbirinden dolayı canı yanmış mailler. Ortalama herkes karşısındakinin hatalı olduğunu düşünüyor. Ve kadın/erkek ayrımı yapılıyor. Erkekler şöyledir, kadınlar böyledir gibi.

Evet… kadın ve erkeklerin yaratılıştan bazı farkları var; ama bu farkların arkasına saklanarak, uyum ve anlaşma düzeyini zorlayan davranışlar sergilemekte ısrar etmenin anlamı yok.

Bizler müslümanız. Ve iyi ki de müslümanız. Mitolojide kadın/erkek farkları, tarihsel gelişimde kadın/erkek farkları, edebiyatta kadın/erkek farkları, doğada kadın/erkek farkları, sanatta kadın/erkek farkları…vs. derken iyice uzaklaşmışız birbirimizden.

Oysa temeldeki bilgilerimizi harekete geçirecek olursak, bizim yaşam programımız, yani Kur’an’da Allah, kadını, erkeğe eş olsun diye yarattığı bilgisini verir bizlere. Kadınlarla erkekler birbirlerinin velisidirler. Birbirlerine iyiliği emretmek, kötülükten uzaklaştırmakla görevlidirler.

Çeşitli gerekçelerle birbirimize kızabiliriz, birbirimizi istemeden üzebiliriz. Ama bu kızgınlıklar ve gün içine yayılmış incinmişliklerin, yaratılmış bu iki cinsi birbirinden tamamen uzaklaştırmaması gerekir.

İnanın ki son günlerde gelen sorular endişelendiriyor beni. Kadınlar erkeklere düşman; erkekler kadınlardan nefret eder hale gelmiş gibi. Oysa Allah insanı, bir kadın ve bir erkekten yarattı.

Sevgili okurlar! İnsan ne bir melektir –tüm hata ve günahlardan uzak olan- ne de içinde tüm kötülükleri ve hayvani arzuları barındıran bir canavar! İnsan; “insan”dır. Unutan… hatalar yapabilen… yemek, içmek, giyinmek, ün sahibi olmak, çocuk sahibi olmak, mal sahibi olmak, cinsel isteklerini doyurmak isteyen güdüleri olan bir insan!

…ama aynı zamanda tüm bu güdüleri sınırlama ve kontrol etme yeteneği olan bir varlıktır. Sadece ün sahibi olacağım diye herkesi ezip geçemeyeceğini bilebilen! …sadece cinsel arzularının raydan çıkmış isteklerini doyurmak için evini, eşini, çocuklarını feda etmemesini sağlayacak fıtri kontrol mekanizmalarını da içinde barındırabilin bir insan!

Birilerinin bunu yapamıyor olması, birilerinin günlük hayatın ritmine fazlasıyla kendisini kaptırıyor olması, neden bizim birbirimizden ayrılmamızı hızlandırsın ki?

Birbirimizi öyle kategorize etmeye başladık ki, neredeyse bizim hoşumuza gitmiyorsa erkeklerin tümü kötü; beylerin hoşuna gitmiyorsa kadınların tümü baş belası…! Oysa farklılıklar olmalı zaten. Eğer olmazsa sonuç hüsran. Çünkü cinsler birbirine yaklaşmaya başlıyor ve kadını temsil eden davranışlarla, erkeği temsil eden davranışlar aynılaşıyor. Birbirimizden beklediğimiz bu mu? Birbirimizi anladığınızı, hissederek birbirimize iyi davranmamızı sağlamasını umduğumuzu beklenti bu mu? Hepimiz birbirimizin aynısı olsaydık ne kadar korkunç olurdu. Kadınlaşan erkekler! …erkekleşen kadınlar! Kadınsı özelliklerinin çoğunu üzerinde barındıran bayanlar… ve erkeksi özelliklerinin çoğunu üzerinde barındıran beyler… doğru formülasyon bu!

Son dönemlerde aşırı bir cinsel istismar ve cinsel arzuların öne çıkarılması süreci var. Bunların getirisi olarak de eşler birbirlerini aldatıyor. Hatta evlilik öncesi birbiriyle görüşüp konuşan gençler, heva ve heveslerinin ardına takılıp sağlıklı evlilikler gerçekleştiremiyor. Boşanma davalarının sayısındaki artışın zaten farkındayız.

Toparlanmak zorundayız sevgili okurlar! Bir milleti yok etmenin, ölüme doğru sürüklemenin en kestirme yolu, insanlarını deforme etmekten geçer. Evliliklerin içine kafa karıştırıcı malzemeler ekmekten geçer. “Evliliğimin keyfi kalmadı, eşime karşı eski ilgimi yitirdim, ilişkimiz bana artık heyecan vermiyor” gibi, virüse dönmüş ortak söylemlerle lütfen ailelerinizi yıkmayın. Sağlıklı toplumlar, sağlıklı insanlarla oluşur. Sağlıklı insanları da sağlıklı aileler yetiştirir. Birbirini seven, sayan, koruyan, gözeten eşlerin; sevgi dolu sıcacık ortamlarda yetiştirdiği çocuklar, ilerde sağlıklı yetişkinler olur.

Yazının başına dönecek olursak… Hint mitolojisinde, Alman mitolojisinde, Çin mitolojisinde… edebiyatta, sanatta, resimde… ve daha sayamayacağımız nice nice mitolojide kadınlarla erkekler arasında pek çok fark sayılabilir elbet.

…ama hepimiz bilmeliyiz ki sayılacak farkların tümü, bizi birbirimizden uzaklaştırmamalı! Tam tersine birbirimize yakınlaştırmalı. Bedensel, ruhsal, yaratılışsal farkların dile gelmesi, birbirimizi daha iyi anlamamızı sağlamak için değerlendirilirse son derece işe yarar. Farklara bakmak, farklılıklarımıza rağmen, birbirimizle yaşamayı öğrenmek anlamına gelmelidir.

Sonuçta bizler biliyoruz ki, Allah insanı bir erkek ve bir kadından yarattı. Gün içinde hatalar arttı diye, birbirimize daha fazla kızmaya başladık diye, birbirimizden gün geçtikçe uzaklaşmaya başladık diye, birileri cinsel arzularının arkasına düştü aile müessesesini yok ediyor diye, Allah’ın kadın ve erkeği yaratma ilkesi değişmez. Hata insana aittir. İlke değişmeyeceğine göre, bizler kendimizi değiştireceğiz. Birbirimize karşı daha anlayışlı, daha sevecen daha insani davranacağız. İnsan olduğumuzu ve hatalar yapabileceğimizi unutmada… ama ne olursa olsun kesinlikle birbirimizden vazgeçmeden… ve birbirimize karşı düşman duygular geliştirme gibi bir hatanın içine düşmeden…

Böylece pek çok okuyucumuzdan gelen “Eşim tarafından aldatıldım. Erkeklere güvenim kalmadı. Ne yapabilirim?” veya “Evliliğimin eski heyecanı kalmadı. Neredeyse karımdan nefret etmeye başladım. Kadınların hepsi böyle zaten. Neler önerirsiniz?” şeklindeki soruların tümüne ortak cevap yazabilmek için genel bir giriş yapmış oldum. Sonraki yazıda “Evlilikler ve ilişkiler için öneriler” olacak.

Sevgiyle kalın…
Mehtap Kayaoğlu

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s