Aile reisi


Aile reisi

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi evinde tanıtan pek çok bilgi vardır. Bunlardan sadece bir bölümünü temsil etmek üzere İbni Sa’d’in Tabakât isimli kitabından (1/364-373) bazı örnekler alabiliriz. Bu örnekler, kimin Sünnet’ini izleme iddiasında olduğumuzu bize göstermek için yeterli olacaktır. Ancak gerek buradaki bilgileri ve gerekse diğer siret bilgilerini, bizim için en ideal örnek insanın uygulamaları olarak anlamalıya gayret etmeliyiz:

Onun ahlâkı Kur’an’dı. Kur’an da en güzel ahlâkı getirmiştir.

O, evinde barınıyor, namaz kılıyor, uyuyor, oruç tutuyor, iftar ediyor ve ailesi ile ilişkilerini sürdürüyordu. Evinde, çarşı pazarda kaba, itici, kötülüğe kötülükle karşılık veren biri değildi. Affeder, görmezden gelirdi.

Zeyd bin Sabit radıyallahu anh, kendisine onun ahlâkını soranlara verdiği özet bilgi verirken diyor ki: ‘Komşusu idim. Ona vahiy indiğinde beni çağırır, ineni yazardım. Biz dünyalık bir şeyden bahsederken o da bizimle onu konuşurdu. Yemekten bahsedersek o da onu söz ederdi. Bunların hepsini mi anlatayım size?’

Aişe validemize, evinde iken nasıl birisi olduğu sorulunca da şöyle demişti: ‘İnsanların en yumuşağı, en cömerdi idi. Sizin aranızdaki erkeklerden biri gibi idi ama güler, tebessüm ederdi. Evinin işleri ile ilgilenirdi. Namaz vakti olunca çıkardı. Elbisesini diker, terliğini tamir ederdi. İki tercihten biri tercih edilecekse kolay olanı tercih ederdi. Yeter ki o iş, bir günah iş olmasın. Müslüman’a lanet etmez. Allah’ın yasaklarından biri çiğnenmedikçe de intikam almazdı. Allah yolunda cihat dışında kimseye tokat vurmamıştır.’

Pek hayâlı idi. Kendisinden istenen bir şeye ‘hayır’ dememiştir. Mütevazı idi, kölelerin davetine bile icabet ederdi. Ashabı, kendilerine ait sayılacak şeyleri konuşurken onları dinler, güldükleri şeye tebessüm ederdi.

Ailede ince çizgiler

İmam Gazali’nin bütün mü’min erkeklere hitaben yaptığı ikazı önemli bir ikaz olarak arşivimize girmelidir. Diyor ki:

‘Güzel ahlâk, kadının sıkıntılarına karşı onu savmak değildir. Asıl ahlâk, kadının sıkıntısına katlanmak, sinirlendiğinde kadın ona yumuşak davranmaktır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem böyle idi, ona uymamız bunu gerektirir. Hanımları ona cevaplar verirlerdi. Gün boyu onunla konuşmadığı olurdu!’ (İhya, Âdabu’n-Nikâh)

Evliliği ağalık veya kölelik olarak görme yerine bir imtihan olarak görme farkı buradadır. Kadın, katlanılması gereken bir değerdi. Erkek de getireceği yük, ecir kaynağı olan bir değerdir.

Ashabı kiramdan İbni Abbas radıyallahu anhüma, bu inci çizginin çok net anlaşılabileceği bir örnek vererek diyor ki:

‘Kadının benim için süslenmesini arzu ettiğim gibi ben de kadınım için süslenmeyi görev bilirim. Allah Teâlâ, onların görevleri kadar hakları da vardır’ (Bakara, 228) buyurmaktadır. Ben bana ait hakkımı istediğim gibi alırken onu ihmal edemem.’ İbni Ebi Şeybe, 19490

Bir sahabinin dilinden erkek kadın ilişkilerinde dengenin bizzat erkek tarafından ve en uç noktada nasıl kurulduğunu bu örnekte görebiliriz. Erkek, sadece ev ve maişet temin etmekle kadına karşı dengeyi kurabilmiş sayılmaz. Şüphesiz o ilk nesil, bu terbiyeyi önlerinde tam bir itaat kalıbı ile oturdukları Peygamber aleyhisselamdan almışlardı. Nitekim Mevsılî’nin Enes bin Malik radıyallahu anhtan rivayet ettiği bir hadiste bizzat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin dilinden bu dengenin bir başka uç noktada nasıl kurulduğunu görüyoruz. Buyuruyor ki:

‘Sizden biriniz eşi ile cinsel ilişkide bulunduğunda kadının hakkını da gözetsin. Erkek kadından önce boşalırsa acele etmesin ki o da boşalsın!’ (4186)

Bu ne muhteşem bir nezaket, ne ince bir ayrıntıdır. Bu ayrıntının sahibi ile böyle konuları bir din meselesi olarak camilerde konuşmayı bile abes gören anlayış arasında ne denli derin uçurumlar vardır!

Veda Hutbesi’nde o ana kuralı koymadan önce Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ashabını bu ayrıntılar üzerinden eğitmişti de, son uyarı olarak da kadınları Allah’ın emanet olarak takdim etmişti.

Erkeklerin en açık itirazlarından biri, kadınların bitmez tükenmez itirazlarının bunaltmasıdır. Bir de bu haklar onlara tanınırsa kadınlar, önü alınamaz bir afete dönüşebilirler o anlayışa göre. Evet, böyle bir ihtimal vardır. Bizzat Peygamber aleyhisselam bu sıkıntı ile karşılaşmıştır. En zor zamanlarında bile onu bunalttıkları olmuştur. Yine de o, kadına karşı ölçülerini verdiği ve örneği olduğu bu kuralları değiştirmemiştir. Tam aksine, onları düzeltme yerine, o hâlleri ile idare etme ve yaşamayı bilme yönünde tavsiyesi bulunmuştur. (Buharî, 5186)

Bir başka hakikat de şudur:

Kadınlar hakkındaki bu idrak genelleştirilmemelidir. Kadınlar arasında yaygın olan bu olsa da, her kadın böyle değildir. Kadınlar arasında, kadınlığın da erkekliğin de onuru olacak şahsiyetlerin varlığı inkâr edilemez. Sayılarının az veya çok olması durumu değiştirmiyor. ‘Kadınların içinde bazılarını’ söz etmemiz mümkün olabilir ama genelleme yapmamız asla mümkün değildir. Tabiinden Said bin Müseyyeb’in kızı: ‘Biz eşlerimizle, sizin krallarla konuştuğunuz gibi konuşurduk’ diyor. (Hilyetü’l-Evliya, 4/228) Kadınlarda asıl olan vakarın ve itaatin git gide azalıyor olması, gerekçesi tek başına kadınların üzerine yoğunlaştırılamayacak kadar kapsamlı bir soruna dayanır. Erkeklerin de artarak devam eden, itaati ne kadar hak ettiklerine dair zafiyetlerini unutamayız.

Hutbe’nin alt yapısı

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi tasavvur ederken pek çok Müslüman, namaz ve oruç gibi ibadetlere yoğunlaşmış, açlıktan karnına taş bağlayan bir âbid, zahid insan üzerinden düşünmektedirler. Onun bu vasıfların sahibi olduğunda asla tereddüt yoktur ama bu eksiktir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ibadet ve zühdü yanında bütün yönleriyle siyasete de girdiği, eli kılıç tutup cihat ettiği ve geniş bir sosyal hayat yaşadığı asla unutulamaz. Bu, görmezden gelinmek istenen üç farklı yönü öne çıkarabiliriz:

Siyaset,

Cihat ve

Geniş bir sosyal hayat.

Bu geniş sosyal hayatın içinde onun ev hayatı önemli bir yer tutmaktadır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve diğer peygamberler, her biri sıradan insanların yaşadığı hayatı yaşamışlardır. Meleklerle iç içe ama insanca yaşamış olmak onların ayrıcalığıdır. Meleklerle iç içe olmaları, bizim göremeyeceğimiz şekilde yaşamalarını, yemeden içmeden ayakta durmalarını, kadınlara el değdirmemelerini gerektirmemiştir. Belki de onlar adına en hassas nokta da burası olsa gerektir; sosyal hayatta olmak ama kimliğini kaybetmemek!

Müslüman olarak bizim, önderimiz ve tek örneğimiz durumundaki Peygamber aleyhisselam efendimizin bu kimliğini ihmal etmemiz mümkün olmaz. Camiye kapanarak, dağlara çekilerek yaşadığımız hayatı ‘iyi müslümanlık’ olarak gösteremeyiz. Çağımızın önümüze koyduğu yeniliklerle ifade edecek olursak biz, internetten ve teknolojiden koparak yaşayacağımız hayatı ‘iyi müslümanlık’ ambalajına koyduğumuzda sadece kendimizi aldatmış oluruz. İnternetten filan teknolojiye kadar Allah’ın kullarına ihsanı olan bütün nimetleri elimizde bulundurmak ama kimliğimizi eritmeden tutmak bizim için ideal olandır.

Şunu tekit edebiliriz: Başta Peygamber aleyhisselam efendimiz olmak üzere peygamberler, tam anlamıyla bir aile hayatı yaşamışlardır. Ailelerinin kocaları, babaları olmuşlardır. Onların da eşleri, baldızları, kaynana ve kaynataları vardı. Ve pek çok peygamber, kendisi gibi olmayan yani şahsiyeti ve imanî durumu kendisi gibi olmayan sıradan insanlarla evlenmiş ve aile hayatı sürdürmüştür. Dışarıdan bakıldığında iddia edilebilecek, ballı güllü bir hayat da yaşamamışlardır. Peygamberlik gibi bir meziyet onları aile sıkıntısından muaf tutmamıştır.

Fıtrat esaslı bir dinin nebisi olarak fıtrat esaslı bir hayatları olmuş, her insanın evi gibi evlerde, doğal bir aile ortamında koca, baba, kayın peder olmuşlardır. Aile ve ailenin özü olan kadın Allah’ın bir nimetidir. Bir nimet insana nasıl veriliyor ve nasıl değerlendiriliyorsa aile nimeti de öyle verilip değerlendirilmektedir.

Ra’d suresinin otuz sekizinci âyetinde Allah Teâlâ, Peygamber aleyhisselama, kendisinden önce de peygamberler gönderdiğini ve onları da eşleri, çocukları olan bir hayatta tuttuğunu bildirmektedir. Aile ortamının doğal olmasına davet eden önemli davetiyedir bu. İşte paygamberler, onları gönderen Allah’ın iradesinin tecellisi: ‘Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik.’

Nureddin Yıldız
Millî Gazete

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s