Nasıl tevbe etmeliyiz?


toplu-lale-kumesi

Tevbe, günahtan tam dönmenin adıdır. Tevbe, kulun hatasının farkına varıp af ümidiyle ulu dergâha sunduğu beyaz dilekçedir.

Tevbeyle alakalı en çok sorulan soru tevbenin nasıl yapılacağıyla ilgilidir. Tevbe, bir kalp işidir. Gönül amelidir. Yürekten kopup gelen feryatların, pişmanlıkların, ah u eninlerin ızdırar lisanıyla Rahmeti Sonsuz’a arz edilmesidir. Tevbe dil ile ifade edilir, hal ile yaşanır. Nebiler Serveri ve O’nu takip eden Hak dostları bize tevbeyi öğretirken bazı hususları ısrarla vurgulamışlardır.

Buna göre hakiki tevbenin gerçekleşmesi için öncelikle hata ve günahın kabulü ve itirafı gerekir. Bu kabul ve itiraf neticesinde duyulan pişmanlık insanı kıvrandırıp uykularını bölecek ve iştahını kaçıracak derecede olmalıdır.

Hatasını bu derece yoğun bir pişmanlık içinde itiraf eden kul, halini Rabb’ine arz etmeli ve affına ferman beklemelidir. Günler ve geceler boyu seccadesini gözyaşlarıyla ıslatmalı, “Çare!… Çare!…” diye inlemeli, Rabb-i Rahîm’ine arzuhalde bulunmalıdır. Bulunmalıdır zira o bilir ki işlenen her günah bünyeye giren zehir gibidir. Tevbe de zehirli bir meyveyi bilmeden yutan bir insanın, zehirin zararından kurtulmak için onu hemen kusmaya çalışması gibi canhıraş bir gayrettir.

Tevbe sadece sözle yerine getirilen bir amel değildir. Tevbe kalbin ağlamalarının göz pınarlarından yaşlar halinde dökülmesidir. Gönüldeki kaynamalara dilin tercüman olmakta zorlanmasıdır. Günahtan duyulan pişmanlığın ve “Ne olacak benim halim!” endişesinin buğu buğu yüreği kaplamasıdır.

Bu derece pişmanlık içinde kıvranan birinin geçmişine sünger çekip halini ıslah etmesi de tabii bir neticedir ki bu da sağlıklı bir tevbe adına atılması gereken üçüncü adımdır. Çünkü o güçlü pişmanlık duygusu yeni bir sayfa açmayı ve hayata adeta yeniden başlamayı gerektirir. Hakk’a karşı içine düşülen muhalefetten kurtulmayı ve O’nunla emirleri ve yasakları çerçevesinde yeniden mutabakata ulaşmayı netice verir.

Bu safhada artık ihmal edilen sorumluluklar yerine getirilir. Kılınmayan namazlar kaza edilir. Tutulmayan oruçlar tutulur. İyiliklerin, günahları imha edeceği müjdesinden hareketle hep iyilik peşinde koşulur. İyilik adına yakalanan bütün fırsatlar değerlendirilir. Eski günler ürpertiyle anılır ve yeniden oraya düşme tehlikesine karşı Allah’a sığınılır. “Tut elimden, tut ki edemem Sen’siz!…” mülahazası seslendirilir. Yeni günah tasavvurlarına karşı sürekli tetikte olunur. Günaha davetiye çıkaran ortamlardan ve insanlardan mümkün olduğunca uzak durulur.

Tevbe eden bilir ki Allah Resûlü, hidayet yolunu bulduktan sonra yeniden günah ve isyanla dolu o eski günlere dönmeyi ateşe atılmak kadar ürpertiyle karşılayan kişinin imanın tadına varacağını haber vermektedir.

İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallahu aleyhi ve sellem) bir başka hadislerinde de şöyle buyururlar: “Günahtan tam dönen, o günahı hiç işlememiş gibidir; Allah bir kulu sevdiği zaman artık ona günahı zarar veremez. ‘Şüphesiz Allah, çokça tevbe edenleri ve tevbe edip tertemiz olanları sever’ (Bakara 2/222)” Oradakiler: “Tevbenin alameti nedir Yâ Resûlallah?” diye sorunca buyurdular ki: “Tevbe, gönülden pişmanlıktır.”

Tevbe bir fazilet yeminidir. Girdiği yeni yoldan bir daha geri dönmemeye azmetmektir. Bu kararda sebat edip çizgiyi korumak ise tam bir yiğitliktir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), usulünce tevbe edip tevbesinde sebat edenin şehitler mertebesinde olduğunu müjdeler.

Tevbenin bir merasimi yoktur. O, günah çıkarma da değildir. Hiç kimse bir başkasına tevbe veremez, tevbesini kabul edemez. Kulların en güzeli ve insanların en değerlisi olan Nebiler Sultanı, günde yetmiş veya yüz defa tevbe ettiğini söylüyor ve bize de tevbe etmemizi emrediyor. Hiç kimseye tevbe vermiyor, hiç kimsenin tevbesini almıyor.

Tevbe hata ve günahlarla yaralı aciz ve fakir kul ile o hataları affedecek ve hiç olmamış kabul edecek kadar rahmeti engin, şefkatli, merhametli ve her şeye gücü yeten sonsuz kudret sahibi Sultanı arasındaki çok sırlı, mahrem ve özel münasebettir. Oraya kimse giremez, girmemelidir de.

Kalpleri evirip çevirendir ki, kalbin iniltisini duyar ve onu halden hale koyar.

Süleyman Sargın
Zaman

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s