Zulm ile Abad Olunmaz


Zulm ile Abad Olunmaz

Zalime Karşı Mazlumdan Yana Olmak

Denmiştir ki “Zulm ile abad olunmaz.”

Yine denilmiştir ki “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste”

Kim ne yaparsa kendine yapar…

Kim ki zalimlere yardım ederse, ateş ona da dokunur… Kaldı ki, haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytandırlar.

Olması gereken, haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, zalime karşı ve mazlumdan yana olmaktır…

Hatta “Bir topluluğa olan düşmanlığımız bile, bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmemeli.”

Kur’an-ı Kerimde zulümle ilgili 125 ayet var.

Zulme Rıza Zulümdür

Aslında hakkı inkâr zulümdür. Kişi bu şekilde inkara saparak kendi nefsine zulmetmiş olur..

Allah cahil ve zalim bir topluluğa hidayet nasib etmez… Zulme rıza gösterenler de zalimlerden olurlar.

Allah (c.c.) kitabında şöyle buyurur:

“Onlara cehennemde ateşten bir yatak, üstlerine de (ateşten) örtüler vardır. Biz zalimleri işte böyle cezalandırırız.”

Allah zalimler topluluğunu bazen topyekûn cezalandırmıştır. Onun için bizim “Allah’ım! İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helak eder misin” diye O’nu anmamız gerek.

Allah (c.c.) zalimlerden değil, kendisinden korkmamızı ister. Haksızlıklar karşısında susmamamızı, zalimlere karşı elimizle, dilimizle, kalbimizle karşı çıkmamızı bize emreder. Çünkü Allah (c.c.) “Bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek ister”

Bu anlamda bize düşen görev, Hakkı ve halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli ve haykıran sesi olmaktır!

Allah kitabında haksızlıklara karşı direnirken yalnız ondan yardım istememizi ve yalnız ona sığınmamızı ister… O vekil ve yardımcı olarak yeter…

Hak Geldi Batıl Zail Oldu

Allah Kur’an-ı Kerim de şöyle buyurur:

“Hak geldi, batıl zail oldu de” Devam eden ayette ise “zaten batıl yok olmaya mahkûmdur”

Aslında buradaki anlam, ışık gelince karanlığın yok olacağı şeklindedir. Ve bu batıl için takdir edilen bir hükümdür. Karanlık aydınlığın yokluğudur. Karanlık gelince aydınlık yok olmaz. Işık gelince karanlık yok olur…

Adalet gelince zulüm son bulacaktır. Tabi bunun şartı hak ve adaletin müdafaasıdır. Adalet yoksa barış da yoktur. O zaman zulüm payidar olur. Adalet ve barış yoksa hiç bir özgürlük güvencede olmayacaktır o zaman. Onun içindir ki, “Adalet mülkün temelidir” denmiştir..

Allah (c.c.) kitabında şöyle buyurur:

“…Ancak içlerinden haksızlık edenler başka. Siz de onlardan korkmayın, benden korkun. Hem üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım, hem gerek ki doğru yolu bulasınız” (Bakara, 2/150)

“İnsanlardan kimi de Allah’tan başka şeyleri O’na eş tutuyorlar da onları, Allah’ı sever gibi seviyorlar. Oysa iman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir. O zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının gerçekten çok şiddetli bulunduğunu keşke anlasalardı.” (Bakara, 2/165)

Herkes birbirine zulmedebilir. Karı koca, gelin kaynana, halk ve iktidar, işçi-patron, aile ve çocuklar… Olması gereken ise bizim birbirimiz için rahmet vesilesi olmamızdır.

İlle de birinin diğerine zulmetmesi gerekmez, kişi kendi nefsine de zulmedebilir. Sonuçta zalimler tek bir topluluktur.

Trafik canavarları, alkol ve sigara tüketicileri de hem ailelerine, hem başkalarına ve kendi nefislerine zulmetmiyorlar mı?

Sonuçta bu dünyada yaptığımız ve yapmamız gerekirken yapmadığımız, söylediğimiz ve söylememiz gerekirken söylemediğimiz şeylerin hesabını vereceğimiz bir gün var. Keşke o gün gelmeden bir şeyler yapabilsek. Tek başına zulmetmemek yetmez, iyilik de yapmamız gerekiyor.

İyilik yapmamak dahi, kendi başına yaratılış gayesinin dışına kaçmak anlamına gelir ki, bu da bir nevi zulümdür…

Unutmayalım ki, Allah asra yemin ederek şu uyarıda bulunur: “Bütün insanlar hüsrandadır. İman edenler, iyi işler yapanlar, sabredenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna!”

Bizler “Âlemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetiyiz” Yaratılış gayesi dışındaki her eylem zulümdür…

Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır

Haksızlıklar karşısında susma fiilinin karşılığı “dilsiz şeytan” olmak ise, o zaman pasif tarafsızlık dahi zulümdür. Müslümanların bu anlamda aktif taraf olma zorunluluğu vardır.

Mehmet Akif’in dizelerinde ifadesini bulan “Kenar-ı Diclede bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir adli ilahi sorar Ömer’den onu” şeklindeki Hz. Ömer’in çığlığı, “yıkık bir köprüden geçerken ayağı sürçen topal keçinin sorumluluğunu kendi nefsinde duyma sorumluluğu” aslında bizi olmamız gereken yere göndermek için bir uyarı mesajı gibidir.

Müslüman kişi kendi bedenine karşı, müslüman kardeşlerine, komşu ve akrabalara, muhtaçlara karşı sorumlu olduğu gibi, hayvanlara ve bitkilere karşı sorumlu olmanın ötesinde havaya, suya ve toprağa karşı da sorumludur. Adalet ve barış çizgisinin dışındaki her yol bizi zulüm vadisine sürükler. Bu anlamda ekolojik denge de bir zulüm ya da adalet sorunudur.

Mademki, adalet ve barış bizi özgürlüğe götürüyor. Burada dengeyi sağlayan Barış kavramıdır.

Peki, bu nasıl bir barış? Barışın Arapça karşılığı selam! “Selam” ise Allah’ın (c.c.) bir diğer adı. İnsanın aklı ile vicdanını barıştırırsanız, barışa giden ilk etabı geçersiniz. İkinci etapta insanın insanla barıştırılması gerekiyor. Burada şifre sözcük “adalet”, 3. Etap da ise İnsanın tabiatla barışması söz konusu. Bu üç barış bizi “Allah’la barış” (c.c.) a götürecektir. Değilse insan (hâşâ) Allah’la savaştadır! Bu münkirlerin ve müfsitlerin işidir.

Kitapta onlar için “yeryüzünü fesada verdiler, ekinleri talan edip, hayvanları öldürdüler” denir. Kötülük yansır, sirayet eder. Sonuçta bir bumerang gibi döner kendini fırlatanları da bulur. Bu çirkinliklere karşı ses çıkartmayanları da… O zaman “İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden helak olmuş oluruz” Dileğimiz ve duamız o olmalı ki, biz Allahın nimet verdiği bir topluluk olalım, gazaba uğrayan değil.

Bizi Öldürmeye Gelen Bizde Dirilmeli

Bunun için ise “Hakkı hak, batılı batıl görüp, hakta toplanmayı dilememiz” gerek. Bize hak gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeyler Allah hayır murat etmiş olabilir. Biz bilmeyiz Allah bilir… Hidayet üzere olmak için istişare ve şurayı elden bırakmamak ve ihtilaf ettiğimizde birbirimizi mazur görüp, ittifak ettiğimizde ise birlikte hareket etmektir. Muhakkak bir karar vermemiz gerekiyorsa hakeme gitmek, gerektiğinde zalimler topluluğuna karşı el ve gönül birliği içinde direnmektir…

Bütün bunları yaparken, mazlum olmamız bizim için başkalarına zulme hakkı vermemeli. Af kapısını sürekli açık tutmalıyız. Bu anlamda merhametimiz gazabımızdan, sevgimiz nefretimizden büyük olmalı. Bizi öldürmeye gelen bizde dirilmeli. Cellâdımızı alkışlamamalıyız ama gerektiğinde cellâdımızın bile hakkını savunmayı bilmeliyiz!

Abdurrahman Dilipak
Vuslat dergisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s