Zinanın basamakları


Nureddin Yildiz

Zinanın, insan eliyle işlenen en çirkin suçlardan olduğunda neredeyse bütün insanlık müttefiktir. Günümüzde çürüyen ahlâk telakkileri bir kenara bırakılırsa, zinayı hoş gören bir milletin olmadığını söyleyebiliriz. Bu mihverde söz edilirken İslam’ın zinayı yasakladığını ve zinaya ağır cezalar getirdiğini söylemenin ayrıcalıklı bir yönü olmayacağı gayet tabiidir. Bu güneşin parlak olduğunu ikrar etmek kadar beyhude bir söz olur. Zina bir insanlık suçudur. Onu irtikâp edinin bütün insanlar nezdinde ayıplı görülmesi zaten gereken bir iştir.

Zina bir insanlık suçu, bir beyin urudur!

Zina, insanın kendi varoluş sürecini koruması veya korumaması ile ilgili bir meseledir. Zina yayıldıkça ‘insan’ eriyecek, zina engellendikçe de ‘insan’ ayakta kalacaktır. Kadın veya erkek, insanın zinaya bir beyin uru olarak bakması gerekmektedir. Zinanın toplumda yayılması, bir insan bedeninde kanserin yayılmasıyla aynı tehlikeyi yansıtmaktadır. Bu yüzden zinayı sadece dinimizin yasakladığı suçlardan biri gibi görmek yeterli değildir. Evet dinimizin en ağır suçlardan biri olarak zinayı haram ettiği gerçektir. Ama dinimiz fıtrat dinidir; insan fıtratına uygun olanları bırakıp ters olanları yasaklamıştır. Bizim dinimiz kanalıyla hayata bakmamızdaki isabet de buradan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bir mü’min olarak zinaya en ağır tepkiyi göstermemiz şart olduğu kadar, bir insan olarak da zinaya en ağır tepkiyi gösteriyor olmamız gerekmektedir.

Bu hususta insanlık arasında söz birliğine benzer bir ittifaktan söz etmemiz mümkündür. Gitgide zayıflayan ahlâk ve onun paralelinde zinaya karşı tepki inşallah geçicidir. Böyle temenni ederiz. Zinanın kanun himayesine alınmasını ise kıyamet alametlerinden çok, gecenin en karanlık vaktini gösteren sıkıntılardan biri olarak görmek isteriz. Gecenin karanlığı derinleştikçe sabahın yaklaştığını da hissederiz. Zina dâhil, ahlâksızlığın her türüne açılan bütün kapıların vicdanların uyanmasına vesile olmasını temenni ederiz.

Zina, Allah’tan hayânın kalktığını, evlerin huzurunu kaybettiğini, kıyamet işaretlerinden birinin daha gerçekleştiğini haber veren afetlerden biridir. Köklerinin en uç noktasına varıncaya kadar zinanın kurutulması insanlığın saadeti için şarttır.

Basamaklar

‘Zina yapmayın’ değil, ‘zinaya yaklaşmayın’

Zinaya karşı olmak, onu çirkin görmek, zinayı önlemek için asla yeterli değildir. Bu, ölümden korkmaya benzemektedir. Ölümden korkmanın ondan kurtulmaya yaramadığı gibi, zinayı kötü görmek de onun vukuunu engellememektedir. Bunun için Allah Teâlâ, zinayı bize men ederken ‘zina etmeyin!’ yerine ‘zinaya yaklaşmayın!’ buyurmuştur. Mesele zinaya inen basamaklara basmadan yaşamaktır. Çünkü zinaya inen basamakların birine veya bir kaçına bastıktan sonra en alt zemine inmemenin teminatı yoktur. Tahsilli olmak hatta hacı olmak bile o basamaklardan birine basan için güven unsuru değildir.

Zinaya yaklaşmamak, zinanın vukuuna en büyük engeldir. Yaklaşmamakla, yapmamak arasında çok rahat kavranabilecek farklar vardır. Yaklaşmamak, ona kuluçka oluşturmaya karşı bir tedbirdir. Bataklık kurutmaktır. Dinin ‘yaklaşmak’ olarak gördüğü şeyler ise bataklıktır. Bataklık varken, zinaya karşı uyarıların, tedbirlerin etkin bir yararı olmayacaktır. Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri bir hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gözün, kulağın, dilin, elin ve ayağın zinasından söz etmektedir. [Buhari, Kader, 9 -6612-; Müslim, Kader, 5 -6696-]

Zinanın sözlük olarak ne ifade ettiğini bilen için elin, kulağın, ayağın zinasının nasıl olacağını takdir etmek zor olmayacaktır. Zina için gerekli organ ne eldir ne de ayak. El zina etmez ama zinaya alet olacak olan insana tutar ve ilk sıcaklığı sağlar. Göz zina etmez ama görme yoluyla zinaya davetiyeyi hazırlar. Ayak zina etmez ama zinaya giden yolu aşındırır.

Zinanın birden bire ortaya çıkması mümkün değildir. Zehirli bir ot bile olsa onun tohum ve filiz olma zamanı ve zemini vardır. Makul olan, zinanın oluşmasına zemin hazırlayan nedenlerin anlaşılmasıdır. Zinaya bütün kesimlerin karşı olmasına rağmen İslam’ın zina ile ilgili tedbirlerinin takdir edilemiyor olmasının sebebi bu ince çizgi üzerinde durmaktadır. Sebeplerini kaldırmadan zinayı kötü görme ile zinayı ve zinaya götüren şeyleri aynı görme anlayışı farkı İslam ve diğerleri arasındaki farktır. Herkes ailesinin iffetli kalmasını ister görünüyor ama iffeti zedeleyen sebepler konusunda gevşeklikte bir sakınca göremiyor; mesele burada gizlidir.

Erkeklerin kadınlarla halvet halinde kalmaları, erkek kadın karma ortamların sakıncalı görülmemesi, elle temas, bakma, öpme ve benzeri mahzurlar varken zina ile mücadele oldukça yüzeysel kalır. Tedaviye ölüm anında başlamakla, zinayı zina anında önlemeye çalışmak birbirin tamamlayan iki eksikliktir.

İsrâ suresinin 32. ayetindeki: ‘Zinaya yaklaşmayın!’ emrini iyi düşünmek zorundayız. Zina değil zinaya yaklaşmak birinci tedbir alanı olmalıdır ki zina önlenebilir olsun.

Zinaya yaklaşmama

Allah Teâlâ zinaya yaklaşılmasın diye, evlere mahremiyet getirdi. İzinsiz başkasının evine girilmesi yasaklandı. Nur suresinin 27-31. ayetleri incelendiğinde erkeklere ve kadınlara gözlerini korumaları konusunda uyarı yapıldı. Kadınların kendilerinden önce ziynetlerini mahrem olmayanlara teşhir etmeleri yasaklandı. Kadınlara başlarını örtmeleri emredildi.

Tedbirler

Namaz ve oruç başta olmak üzere salih amellere yoğunluk kazandırılması kuldaki gevşemeyi önleyeceğinden zinaya karşı alınacak tedbirler arasında zikredilebilir. Göz ve kulağın nefsi kışkırtan malayani ile doldurulmaması, fuhuş taşımacılığı yapan yayınlardan uzak kalınması da önemli bir tedbirdir. Günahlardan hemen tevbe ederek, kullukta bir soğuma olmasına karşı ihtiyatlı bulunmak da mühimdir. Evlerde ve beraber bulunulması gereken mekânlarda erkek kadın karmaşıklığına fırsat verilmemesi en önemli yardımcı sebeplerdendir.

Kadınların ve erkeklerin şehveti kışkırtacak şekilde giyinmemeleri, Kur’an ifadesiyle kadınların teberrücten kaçınmaları başlı başına bir tedbirdir.

Çevre ve arkadaş, haramların tamamında olduğu gibi zinada da en önemli etkenlerden biridir. İyi arkadaş, iyi çevre, emri bil maruf ve nehyi anilmünker yapan mü’minlerle beraber olmak ciddiye alınmalıdır. Bunun için gerektiğinde semt değiştirmekten kaçınılmamalıdır.

Zina konusunda Allah’ın hükümlerinin gerek tedbirler ve gerekse ceza noktalarında tatbik edilmeyişinin zinanın yaygınlaşmasına ne kadar etki ettiği ortadadır. Dünyada bu cezadan kurtulmanın gerçekte helak olmak olduğu bilinci yaygınlık kazanmalıdır. Cezadan mı kurtuluyoruz, cezaya mı batıyoruz, bunu düşünmeliyiz. O cezalardaki ağırlığın, ceza uygulanmasa bile bizi ürkütmesi gerekmektedir. İman budur, imanın gereği budur.

Çocuklarımızın küçük olduklarına bakılmadan, Kur’an ve sünnet terbiyesiyle terbiye edilmeleri, onların gelecekleri açısından ciddi bir yatırım olacaktır.

Çevre ve örf baskısına karşı kesinlikle mü’min kimliğimizi savunmalıyız. Hiçbir haram için ‘bir kereliğine’ gibi bir mazeret ihdas edemeyiz. Çocuğun gönlü kırılmasın, akrabalar üzülmesin tarzında bir mazeret üretemeyiz.

Evlilik en etken maddedir

Zinanın önlenmesinde en etken maddenin evlilik olduğu gayet tabii yollarla bilinebilir. Zira insanı zinaya iten sebeplerin bünyeden atılmasının yegâne yolu evlilikten geçer. Evlilik dışındaki tedbirlerin tamamı geçicidir.

Evliliğin kolaylaşması veya zorlaşması ile zinanın önlenmesi veya yaygınlaşması arasında ciddi bir bağlantıdan söz edebiliriz. Evliliklerin sağlıklı yürümesi veya yürümemesi de zina ile bağlantılı konulardandır. Buna göre:

1) Evlilikteki gecikme iffetin aleyhine zinanın lehine olacaktır

Evlilikte yaş ve iş gibi şartlar aranmamalıdır. Erkek için de kadın için de bünyenin ihtiyaç göstermesi yeterli neden olarak görülmeli ve zamanında evlilik sağlanmalıdır. Evlilikteki gecikme iffetin aleyhine zinanın lehine olacaktır. Muasır hayatımızda yaygınlaşan, tahsil, askerlik, iş, ev elde ettikten sonra evlenme talebinde bulunabilme şartı kesinlikle batıldır, asla fıtrî değildir. Bu bir yokuşa sürmedir. Evlilik yokuşa sürüldükçe zina yaygınlaşacak, ayıp olmaktan bile çıkabilecektir ki bu bir kıyamet alametidir. Evlilik şu veya bu yaşta değil gerektiğinde olmalıdır. O gereği de her insanın bünyesinin belirlemesi gerekir. Anneler, babalar çocuklarının bu istekleri önünde bir takım örfi gerekçelerle engel oluşturmaları sakıncalıdır. Günaha neden olmaktır. Çocuklarımız, harama bulaşmadan evlilik yapmalıdırlar. Bugün evlilik, bütün zamanlardan daha acil bir duruma gelmiştir.

2) Evliliği sadeleştirmek zorundayız

Zinanın maliyetinin evlilikten ucuz olması, ya da zinaya meyledenlerin durumu böyle zannetmeleri basite alınabilecek bir hata değildir. İnsanlarımızın, o insanların iman ve iffetlerinin mobilyadan değerli olduğuna iman etmedikçe samimiyetimizi iddia edemeyiz. Gerekiyorsa düğün bile yapmadan, sade bir ev eşyası ile nikâhlanıp eve girmeye razı olmadıkça iddialarımızla, işlerimizi yan yana tutamayız.

3) ‘Ev’ en önemli davamızdır

Evliliklerin sarsılmamasını sağlayacak tedbirler alınmalıdır. Evlerimizin en az Kudüs davası kadar önemli bir dava merkezimiz olduğunu inkâr edemeyiz. Evlerimiz ve ‘ev’ sahiplerimizin birbirlerine olan ihtiyaçlarını inkâr etmenin bir anlamı yoktur. Erkekler kadınları hor görmekten vaz geçmeli, kadınlar da erkekleri komşu kadınların, akraba dedikoducularından daha değersiz hale getirmemelidirler.

İmtihanımız nerede diye merak etmeye gerek yok. İşte Müslüman bir neslin iffeti sokaklara döküldü. Örtüye rağmen, dini bilgiye rağmen zinaya açılan yollar uzadı durdu.

Ne arıyoruz, ne bekliyoruz?

Nureddin Yıldız
Millî gazete

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s