Müslümanların Temel Vasfı: Güvenilirlik


Müslümanlar, bugün temel vasıfları olması gereken birçok özellikten yoksun yaşamlarını sürdürmektedir. Söylemler ve davranışların çelişkileri İslam düşmanlarının ağızlarına pelesenk edilmiş durumdadır. Söylem ve davranış tutarsızlığı üzerinden İslam’a saldırılmaktadır. Bu durum, İslam’ın insanı biçimlendirmediği anlayışını serdetmek isteklerinden kaynaklanmaktadır. Müslümanların eylemlerine baktığımızda, kendilerini dinin gerekliliklerine göre biçimlendirmedikleri ortadadır. Bu eleştirilerin, İslam dünyasındaki inananlara baktığımızda haklılık payının olduğu da aşikardır.

Konuşmalarımızdan ticaretimize, davranışlarımızdan ahde vefalığımıza kadar her konuda ciddi bir güven bunalımı yaşamaktayız. İnsani değerlerin kaybı kadar İslami değerlerin günlük meşgaleler içinde kaybolup gittiği görülmektedir. Kayıp zaman kadar kayıp benlikler ve kişilikler ortalıkta dolanmaktadır.

Modern zamanların tutarsızlığı ve kaybolmuşluğu içinde tutarlı bir gelecek sunmaları gereken Müslümanların bugün kendilerinin çölün ortasında su arıyor olmaları ne kadar acı. İnsanlık su beklerken, Müslümanların sularını çöllerde tükete tükete yolculuğunun sonunda diğer tüm insanlardan farklı olmamalarını başka nasıl değerlendirmek gerekir?

İnsanlığa güven ve iyilik içinde nasıl davranmalarını gerektiğini öğretmesi gerekenlerin “sen kötülüğü en güzel hareketle önle” anlayışını unuttuğu ve böyle bir uyarıdan habersiz olduklarına ya ne denmelidir. Bütün davranışlarını etki-tepki anlayışı içinde oturtmuş olanlardan geleceğe dair nasıl bir tasavvur bekleyebiliriz? Oysa eylemlerini etki-tepki çerçevesinde uygulamayarak, İslam’ın belirlemiş olduğu kuralları takip edenler “seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, yakın bir dost gibi olacaktır.” müjdesini her daim yaşayacaktır.

İnsanların canları ve malları hususunda emniyet içinde olması gereken müslümanlar eşya karşısında benliklerini yitirmiş durumdadırlar. Gerçek olan dünyalıkların vefayı, dürüstlüğü ve güvenirliği yerle bir ettiğidir. Çünkü müslüman İslam’ın kendisiyle bütünleşmiş değildir. Bizi bu çerçevede gösteren şey gelenek ve örftür. Çevreyi aşamamaktır. İhaleler ve zenginleşip beş yıldızlı otellerle tanışmamızdan sonra davranışlarımız değişiyor ve güven vermiyorsa bunu başka nerede arayabiliriz?

Ailemizin yanında telefonda konuşurken, en basitinden evde olduğumuz halde yoldayız deyip yalan beyanlarda bulunma ve verilen sözlerde durmama bizim güvenli bir kişi olduğumuzu nasıl ortaya koyacaktır? Bir kere evde olan güveni bitirmişiz. Güvenirli olmayan birinden hayata dair söyleyeceği şeylerin bir anlamı da olmayacaktır.

Hayatı yalan ve aldatmalar üzerinde kuran, verdiği söz ve ahitlere uygun davranmayandan, Allah’a karşı sorumluğunun bilincini nasıl bekleyebiliriz. Bu ikiyüzlü davranışların müslümanlara verdiği zararı görebilmekteyiz. “Hacı ticaretinde üçkâğıtçı, hoca verdiği sözde durmamaktadır.” denilir olmuştur. Din kendini insanlar üzerindeki uygulamada göstermemektedir. Kendini dindar olarak niteleyen insanlar buna uygun davranmıyorsa, yanlışı kimlerde arayacağız?

Müslüman diğer Müslümanların, elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” Bugün müslümanlar birbirlerine karşı ciddi bir güven sorunu yaşıyorlar. Birlikte ve ortak iş yapmaktan kaçınıyorlar. Bunun nedeni ise daha önce yapmış oldukları tecrübe yani güvensizliktir. Yani birbirlerinin davranışlarından emin değiller. Herbirinin inanmış oldukları ilkeleri; işe, menfaate gelince yerle bir ediliyor. Peki birbirlerine güven vermeyen bu insanlar, diğer insanlara hangi güveni verebilirler?

Toplumu bu bunalımlı çağdan kurtararak, düze çıkaracağı iddiasında olanların, yansıtacağı özellikler çok önemlidir. İnsanlar sözden çok eyleme bakarlar. Yani şimdiye kadar ki icraatlarınız sizin gelecek tasavvurunuzu ortaya çıkaracaktır. Hak ve hukuka riyaet edenler önemsenir. Doğruluk ve güvenirlik, içinden çıkılmaz meselelerin ona getirilmesi demektir. Yöneticiliğin onda olmasını arzu ederler, çünkü kimsenin hakkını gasbetmeyecektir. En büyüğünden, en küçüğüne herkes o kişinin ismi geçince o mu “evet ” güvenilir kişi diyecektir.

Bizi Belirlemesi Gereken Temel Vasıflarımızdan Bazıları

Peygamber inananlarını şu temel altı mesele üzerinde yoğunlaşmaları için uyarıyor: “Siz bana altı meselede söz verin, bende size cenneti tekeffül edeyim: konuşurken doğru konuşun, vaat ettiğinizi yerine getirin, emanette emin olun, iffetli olun, gözlerinizi harama karşı koruyun ve ellerinizi başkalarına zarar vermekten uzak tutun.”

Toplumu yönetmeye adaysak ve öyle olduğunu düşünüyorum, onlar için iyi şahitler olmak zorundayız. Şimdiye kadar ki davranışlarımızda çok iyi bir imtihan verdiğimizi düşünmüyorum. Kötülerimiz istisna değil ne yazık ki, iyilerimiz istisna durumundadır. Konuşmalarımızda doğru sözlü olmak zorundayız. Bu ne olursa olsun, bize zarar geleceğini bilsek dahi. Çünkü bu bizim temel vasfımız olmak zorundadır. Muhammed (sav), el- emin olması, tebliğinin karşılık bulmasını sağlamıştır. Çünkü inanmayanlar dahi onu yalancılıkla suçlamamışlardır. Bugün ne yazık ki bu vasfımızı kaybetmiş durumdayız.

Vaatlerimizde sadakat göstermek zorundayız. Bahaneler göstererek, “düzen böyle işliyor, ayakta durabilmek için bizde buna uymak zorundayız”a sığınamazsınız. O zaman kendinizi net olarak ortaya koyun sizin üzerinizden kimse İslam’a saldırmasın. İş adamlarımızın kaybettiği noktaların başında bu gelmededir. Vaat ettiklerini gerçekleştirmiyorlar.

Emanette emin olmak, kendisine emanet edilen ne ise ona sahip çıkmak. Hz Ömer’in hilafet makamında çalışırken, kendisine gelen kişinin özel konuşmalarından dolayı Beytül Mal’ın mumunu söndürüp, kendi özel mumunu yakması buna en iyi örnektir. Kendisine emanet edilen şeyi, kendisininmiş gibi kullanıp harcayamayız.

İffetini koruyanlardan olmak zorundayız. Kendi iffetimizide başkaların zevkleri içinde kaybedemeyiz. İş adamlarımıza bakın, parayı bulduktan sonra önce arabalarını sonra da eşlerini değiştirmektedirler. Ya da gizli evlilikler yapmaktadırlar. Diğer taraftan ise Müslümanlıklarına tek laf ettirmemektedirler. Biz bunlar üzerinden mi İslam’ı anlatacağız. Bunlar üzerinden mi adaletli bir sistem kuracağız? Mümkün değildir.

Güvenilir olmak tüm bunları ve diğer İslami vasıfları da yerine getirmekle sağlanacaktır. Güvenilir olmak dünyanın en itibarlı insanı olmak demektir. Hiçbir şey onun kadar itibar sağlamayacaktır. İnsanlar ondan yana kendini güvende hissederler. Bilirler ki ondan fitne fesat çıkmaz ve temel ilkeleri çerçevesinde hareket eder.

Güvenmek bir şeye inanmaktır. İnanmak o konuda kendini güven içinde görmek ve ondan emin olmaktır ve bunu eyleme dönüştürmektir. Uzun zamanlardır Müslümanların kaybettiği bu davranışın tekrar kazanılabilmesi ise uzun bir zaman alacaktır. Bu nedenle, güven duymak, başkalarının güvenini kazanmak ve bu güven duygusunu korumak gerçekten emek ve zaman harcanmasını gerektiren bir süreçtir. Güvenilir olmak kişiliğin başta gelen vasfıdır. Bunu belirleyen ise dindir. İnandığınız değerler bunu sağlar. Yeter ki tüm kalbimizle inanalım.

Ali Öner
Vuslat dergisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s