Babalığın sınırı vardır


Dinimizin anne babayı, çok yüksek bir mevkide tuttuğunu biliyoruz. Anne baba, adeta cennet vizesi gibidir. Allah’a giden her yol, anne babayla gidilebilen bir yoldur. Anne babanın, düşülebilecek en kötü durum olan şirke düşmüş, müşrik bir anne baba olmaları durumunda bile Kur’an’ımızın onlara iyi davranmayı emrediyor olması, bu çizgiyi net olarak görmemizi sağlayan önemli bir ışıktır. Allah’a iman davasından sonra bir insanın önündeki en ağır insan eksenli sorumluluk anne babaya karşı olan sorumluluktur. Evladın karşısında anne babanın durumu budur.

Ebeveyne gösterilen bu ihtimam, hiçbir şekilde onların doğurdukları çocuklarının ilahı olmalarını ya da kendilerini ilah konumunda görmelerini de gerektirmemektedir. Babanın annenin de evladın da Şeriat’ına teslim oldukları Rableri vardır. Herkesin mutlak itaati O’nadır. Evladın ebeveyne karşı itaate mecbur tutulmuş olması, ebeveynin sınırsız bir hakkı kullanması olarak yorumlanmamalıdır. Böyle bir yorum, kulun kula kulluğu sonucunu getirir ki, böyle bir şey kabul edilebilir değildir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu hususta en önemli kurallardan birini koymuştur: ‘İtaat ancak normal işlerdedir.’ Buharî, Mağazî, 59/4340; Müslim, 4766

Müslüman’ın itaat siyaseti budur. Siyasî lidere de, iş yerindeki şefe de bu şartlarda itaat edilir. Evdeki anne babaya da itaatin temel ölçüsü budur: ‘Normal işlerde’ itaat etmek, normal olmayanı reddetmek. Buradaki normal, insan tahammülü ile sınırlı tutulmuş normalliği yansıtmaktadır. Anne veya babanın, Allah’ın ebeveyne itaati dininden bir parça olarak evladın önüne koymasından yararlanarak zulmetmeye kalkışması, babalık veya annelik gücünden ötürü teslim olunacak bir durum değildir. İnsan tahammülünü aşan ya da fıtratı zorlayan emirler ve yasaklar evladın itaat etmekte mecbur olmadığı hususlardır.

Çocukların ebeveynleri tarafından istemedikleri birileri ile evlenmeye zorlanmaları sözünü ettiğimiz bu itaat ilkesi dâhilinde kalmaktadır. Zorla evlendirmek kadar, evlenmesi uygun olan biriyle evlenmesini engellemek de, babanın veya annenin çocuğuna zulmetmesi örneklerindendir. Çocuğun geleceğini düşünmek, ona daha iyi alternatifler aramak gibi gerekçeler, zulüm olan şeyi normalleştirmez. Babanın veya annenin, kişisel ihtiraslarını tatmin için çocuklarının evliliklerini alıkoymaları zulümdür. Bu zulme, ‘karşı adayın denk olmaması, ekonomik durumunun iyi olmaması’ gibi bir maske giydirmeleri de onları haklı göstermez. Böyle bir tavır içinde olan veli, velisi bulunduğu çocuğuna da topluma da zulmetmektedir.

Müslüman için rehber Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemdir. Onun sözleri, emirleri ve uyarıları Müslüman için tartışılmaz kurallardır. Evlilikle alakalı en önemli ilkelerden biri olan şu uyarısını her Müslüman düşünmelidir. İş, aş, güzellik gibi gerekçelere sığınarak gençlerin harama kaymalarına sebep olan bütün anne babaların işledikleri cinayetin ağırlığını bu hadiste hissetmelidirler. Bu hissiyatın gereği olarak da tevbe etmelidirler:

‘Sizden, dinini ve ahlâkını beğendiğiniz biri kızınızı istediğinde verin. Böyle yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük bir bozgunluk olur.’ Tirmizî, nikâh, 3/1109; İbni Mace, 1968

Hadisteki üsluba tekrar dikkat ettiğimizde, bazı anne babaların annelik ya da babalık kozunu kullanarak çocuklarını bu hadisteki gerekçelerden biri olmayan gerekçelerle evlenmekten alıkoymakla ne denli büyük bir hatanın içine düştüklerini müşahede ederiz. Yalnız çok dikkat edilmesi gereken bir inceliğe parmak basmalıyız. Bu hadis, dini ve ahlâkı yeterli görmeyen babanın şahsını tehdit etmiyor. Tehdit topluma yapılmaktadır. Çünkü gerek ‘fitne’ ve gerekse ‘bozgunluk’ toplumu sarsacak şeylerdir. Gençlerin evlenmeleri önündeki engelin, Müslüman insanların tavırları olması, bedeli kaybedeceğimiz huzurumuz ve bizi sarsacak bir kargaşa olacağı bildirilmektedir.

Taşları bağlayıp köpekleri salmak

Bugün karşımıza çıkan durum, tam anlamıyla atasözündeki durumdur: Bütün taşlar bağlanmış, buna karşılık da bütün köpekler salınmıştır. Gençlerin fuhşa düşmeleri için şer bütün gücüyle yatırım yaparken, anne babaların hiç biri dini bir gerekçeye dayanmayan mazeretlerle çocuklarının evliliklerini ertelemelerinin anlamı, bile bile fitneye ve yeryüzünü karıştırmaya sebep olmaktan başkası değildir.

Bundan elli sene önce insanların evlenme yaşının mesela otuzlarda olması bir anlamda makul sayılabilirdi. Yirmi yaşlarında evlenmek isteyen bir gence Anadolu deyimiyle ‘kudurdun mu?’ denebilirdi? O zaman, evliliği çağrıştıracak ne vardı sokaklarda, bugün neler var? O zaman insanlar yirmi yaşlarında evleniyordu ise bugün bu yaşın on beşlere düşmesi gerekmiyor mudur? Tam anlamıyla taşların bağlanmasına destek demek olan bir tavır içindeki anne babalar, bu tavırlarına Allah’ın onlara verdiği ebeveynlik hakkını kullanırken çok büyük bir yanlış yapmaktadırlar. Hem zulmetmektedirler hem de zulümlerine dinlerini alet etmektedirler. Hiçbir anne baba, çocuğunun harama girmesi uğruna ebeveynlik hakkını kullanamaz. Böyle bir hak kimsede yoktur. Önce Allah’ın sınırları korunmalıdır. Allah’ın sınırlarının korunmadığı bir yerde ebeveynlik de yoktur, evlatlık da!

İslam’ın genel siyaseti, evliliğe teşviktir. Müslümanların, üniversite, iş ve benzeri özürlerin arkasında bu siyaseti değiştirmeleri, Allah’ın haramlarının gevşetilmesine alet olmaktır. Her Müslüman, bu genel ilkenin sadece kendisine mahsus olmak üzere farklı olabileceğini düşünmeye başladığında ise uçurumun en zirvesinden aşağıya baktığını anlamalıdır. Herkes, kendi çocuğunu iyi durumda görürse sonunda, iyi zannedilenlerden oluşmuş kötü bir toplumla karşılaşacağız demektir.

Toplumumuzda bekârların da dulların da hızla çoğaldığını, dul kalan erkek veya kadınların ikinci defa evlenmelerinin çok zor olduğunu gözümüzle görebiliyoruz. Bekârların bile evlenmekte zorlandıkları bir ortamda kimse dullara neden evlenemediklerini bile sormaya cesaret edememektedir. Hâlbuki evli olmak, dulun da tabii haklarındandır.

Baba/anne tek söz sahibi değildir

Evlatların anne babalarını yok sayarak evlenmeye kalkışmaları ne denli kabul edemeyeceğimiz bir tutum ise babaların veya annelerin tek söz sahibi gibi davranıp çocuklarına kiminle evleneceklerini tayin etmeleri de kabul edemeyeceğimiz bir tutumdur. Düğün masraflarını karşılama, Allah’ın tanıdığı bir hakkı gasp etme nedeni yapılamaz. Bilhassa kızların evlenmesinde, onların beğenilerini yok sayan anlayış kabul edilebilir değildir. Kızın ve annesinin görüşüne itibar edilmelidir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bu husustaki emri gayet açıktır: ‘Kızları konusunda kadınların görüşünü alın’. Ebu Davud, Nikâh, 25/2095

Akraba arası ilişkilerin korunması esasına dayalı bir evlilik dayatması, babanın evlada zulmüdür. Aynı şekilde mal gidecek/gelecek türünden endişelerin dikkate alındığı bir evlilik senaryosu da zulümdür. Bir de bu hususta ‘benim dediğim olmadıkça, olmaz!’ diyen anlayış devreye girdiğinde orada aile mefhumunu yansıtacak bir evlilik beklemek hayal olacaktır. Ben evlenmek istiyorum, diyen bir çocuğa okulu bitirmesini şart koşan anne babanın, ebeveynlik görevinin en gerekli zamanında görevi ihmal etmekten başka yaptıkları yoktur. Bunun sonucu, kendi zevklerine göre evlenen, aileden kaçmak için kendini heba eden gençlerin çoğalmasından başka bir şey değildir.

Bilhassa kız çocuklarının sıraya sokularak evlendirilmesi de iyi düşünülmesi gereken bir durumdur. Biz kadere iman ettiğimize göre, kim kimin nasibini kapatabilir? Büyüğü evlenmeden küçüğünün evlendirilmemesini zulüm olarak görmeliyiz. Örfün bu derece etkin kılınması hatadır.

Bir genç, dinen evlenilmesi makul biri ile evlenmeyi talep ettiğinde anne babalar haddini bilmeli ve çocuklarının iffetini dikkate alarak karar vermelidirler.

Aşağıdaki hadisi şerif herkesin dikkatinde olmalıdır.

Aişe radıyallahu anha anlatıyor:

‘Bir genç kız Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme geldi ve dedi ki:

Ya Resûlellah!

Babam beni yeğeni ile evlendirip benimle durumunu düzeltmek istiyor.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de, kararını vermesi için onu serbest bıraktı. Bunun üzerine kız dedi ki:

Ben, babamın yaptığını kabul ediyorum. İstedim ki kadınlar, evlilik kararı verirken babaların bir söz hakkı olmadığını bilsinler!’ Ahmed, 25043

Nureddin Yıldız
Millî Gazete

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s