Yatak odası kültürü


Müslümanlar olarak, kadın erkek ilişkileri hususunda adeta ters yöne bakan iki çizginin ortasında bocaladığımız bir zamanda yaşadığımızı söyleyebiliriz. Bu iki çizginin ya biri üzerinde iddialı sözler sarf ediyoruz ya da ikisinin ortasında kimliksizce yaşıyoruz. Neticede elimizde ne Müslümanlığımızın gereği olan bir değer kalıyor ne de geçici dünya lezzetini elde edebilmiş oluyoruz. Bu iki çizginin makul olan denklemini kurmak zorundayız.

İffet ümmetiyiz. İffetimiz ve onun pratiği niteliğinde olan ahlâkımız, taviz veremeyeceğimiz esaslarımızdandır. Açlığa katlanabiliriz ama ahlaksızlığa katlanamayız. İffet ve ahlâk bizim için asla lüks değildir. Mü’min kimliğimizin en önemli esaslarından biridir ahlâkımız.

Yaşadığımız zamanda ahlâk, en kolay yok sayılabilen, yokluğundan ötürü de sıkıntı hissedilmeyen bir değer durumuna gelmiştir. Önce batı toplumunu kuşatan bu ur, şu zamanda namazlı ve oruçlu mü’min kitlenin de içine düştüğü bir hastalık nedeni olmuştur. Artık ahlâk, namazın en tabii bir gereği olarak görülmemektedir. Hem namaz kılıp hem ahlâksızlık olacak bir iş içinde olmak normal kabul edilmektedir. Mü’min bir nesil adına ciddi bir çöküntü olan bu göstergenin üzerinde konuşmak, fikir üretmek, çözümler geliştirmek ise bir lüks olarak görülmektedir.

Bugün yaşlı durumunda olanların ‘ayıp’ gördüğü pek çok şey, yeni neslin hiç ayıp görmediği, aksine hak olarak sahiplendiği şeyler durumuna gelmiş bulunuyor. İki neslin bu farklı bakışı, ayıplarla ahlâkın yan yana bulanabileceği evlerde yaşama neticesini getirmiştir. Bir evde anne veya babanın ayıp görüp kınadığı şey, onların doğurup büyüttüğü çocuk için müdafaa edilmesi gereken bir hak gibi durmaktadır. Zaten erimekte olan ailevi ilişkiler, bu nedenle de bir darbe yemiş oluyor.

Bu farklı anlayışın en çok dikkat çeken uygulamalarından biri, hiç şüphesiz yatak odasına dair uygulamalardır. Eski Anadolu kültüründe aile büyükleri ile aileye yeni katılan gelin ve diğer kişilerin bir arada yaşamasının sonucunda, kapıların üzerine asılan havluları ele alarak bir örnek incelemesi yapabiliriz. Evin babası ve diğer erkekleri, evdeki her odaya serbest girip giremeyeceklerini simgeleyen bu havlu asma uygulamasına göre, evin kapısında havlu asılı iken büyük ihtimalle evin gelini açısından o odaya girilmesi sakıncalı bir durum bulunmaktadır. Buna göre de baba veya ağabeylerden biri o odaya girmezlerdi. Bu, şimdiki otellerin kapısında girilmeme yönünde asılan uyarı yazısına benzemektedir.

Bugünkü gelinen noktada ise evin gelini, evine gelenlere yatak odasını teşhir etmekte sakınca görmemektedir. Hatta yatak odasını ziyaret maksatlı misafir bile kabul edilebilmektedir. İki nesil arasında oluşan farkın basit bir örneği olarak bunu inceleyebiliriz.

Eriyip giden ahlâkın yanında abartılan kurallardan da söz etmemiz mümkündür. Yatak odasını teşhir etmeyi ahlâk ve iffet adına kötü gördüğümüz gibi, yatak odasının Allah’ın adı ile icra edilmiş bir nikâhla beraber olmuş eşlere bile sansürlenmesi bir abartma örneğidir. Bunun en tabii sonucu, Allah’ın dinlenme ve serinlenme yeri olarak kullarına lütfettiği bir mekânın terleme ve bunalma mekânına dönüşmesi olacaktır. Eşlerin gerek kendi aralarında ve gerekse onları kuşatan çevrelerine karşı ayıplı işler listesini belirlemede ölçü Allah’ın dini olmalıdır. Kur’an ve onun tefsiri niteliğindeki fıkhın ayıp saymadığını ayıp saymak makul değildir. Örfü, ayıp telakkisi için geçerli sayabiliriz şüphesiz. Ancak ‘hangi örf?’ sorusunun cevaplandırılmasından sonra, ‘örfe göre bu ayıptır veya değildir’ dememiz doğru olur. Avrupa kültürünün kahreden etkisi ile oluşmuş ve nesebi bize ait değerlerden olmayan bir örfe dayanarak ayıp veya uygunluk kabulü içine girmemiz mümkün değildir.

Meselemiz şudur:

Bir grup Müslüman aile, özellikle yatak odasındaki ilişkilerde ayıplığı abartmış, bu abartma nedeniyle de yatak odaları fonksiyon kaybına uğramıştır. Bu abartmanın Şeriat’ımıza aykırı olan ya da Şeriat’ımızdan kaynaklanmayan kısmını reddetmemiz gerekmektedir. Diğer bir grup da, ahlâkı yok sayan, medya organlarında teşhir edilmiş olmasını yeterli gören bir zafiyet içine girmiştir. Bu tutumu da temelden reddederiz. Kıyamete kadar baki ve insan kadar kapsamlı bir Şeriat’ın sahipleri olarak böyle bir tezat içinde bulunmaya mecbur değiliz. Kur’an’ımız, yatak odalarımızın da, oturma odalarımızın da tasarımını yapmış bulunmaktadır. Kimsenin kültürüne ihtiyacımız yoktur. Bizim kendi yatak odası kültürümüz vardır. Kur’an’ımızda, Peygamber aleyhisselamın hadislerinde, fıkıh kitaplarımızda bu kültür, farzlar, vacipler, edepler, mekruhlar, haramlar listesi içinde önümüze konmuştur. Eksiğimiz, kültürümüzün var olmasında değil, o kültüre sadakatimizin gereği olarak onu ele almakta ihmalkâr davranmamızdadır.

Ayıp bunlardır

Yatak odasıyla bağlantılı hususları kamulaştırmak, yani herkesle ortak mesele yapmak, bu ümmetin örfünde yoktur. Böyle bir anlayış ayıptır, ahlâk dışıdır. Yatak odaları mahremdir; o odanın icraatı sonucu olarak dünyaya gelen çocuklara bile kapıları kapalı tutulması gereken bir odadır yatak odası. (Nûr suresi 58. âyet)

Evlerimizde mahrem/namahrem farkı gözetilmeden herkesin gözü önünde bedenlerin teşhir edilmesi bize ait olmayan kültürün etkisiyledir. Bu, ayıpların en ağırlarındandır. Kardeşler arasında edep sınırlarının yıkılması, çocukların ebeveynleri önünde kendilerini ahlâk ve edepten muaf zannetmeleri edepsizliktir, ayıptır.

Aile fertleri arasında, Allah’tan korkunun hatırlatılmaması, herkesin kendi başına ve tepkisiz bir hayat yaşaması ayıptır, bize ait olmayan tutumdur.

Tesettürün keyfileşmesi, ayıp olarak herkesi ezmesi gereken bir sonuçtur. Tesettürün korunması gerekirken kadını cazipleştirmesi bir erimedir.

Gençlerin, teknolojiye kapılarak yüzeysel bilgilerle ve bağlantılarla evlenme kararları vermeleri, genç bir kızın kısa bir zaman önce adı bile bilinmeyen bir iletişim ağı üzerinden evlenme kararları vermesi tam anlamıyla nesil olarak hayâ etmemiz gereken bir durumdur.

Ailece Allah’ın Şeriat’ının yok sayıldığı, haramlarının kısa bir süreliğine askıya alındığı düğünlere toplantılara gidilmesi, böyle şeylerin bayram seyran adıyla da olsa makul görülmesi, arlanılması gereken bir durumlardır.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin, bu ümmetin peygamberi olarak ‘dininden ve ahlâkından memnun olduğunuza kızınızı veriniz’ tembihine rağmen, Müslümanların da kızlarını diploma, para ve şöhrete uygun görmeleri, iffetli ve nurlu gençlerin evlenmekte zorlanmaları mahşerde yüzleri karartacak ayıplardır.

Yatak odaları dahil, Müslümanların evlerindeki perdelerin, içeriyi göstermemekten çok, içeriye dikkat çektirmek üzerine dikilmiş olması, evlerin dışarıdan izlenmesinde beis görülmemesi de ayıptır, utanılacak bir durumdur.

Kadınların, Allah’ın her bir doğurduğu için onlara cennetler vaat etmesine rağmen, doğurmamak üzere ahitleşmeleri, kadın nesli adına arlanılacak bir durumdur. Doğuranın ayıplanır olması, şu sayıdan fazla çocuğu olana garip bir gözle bakılması utanılacak bir durumdur. Bir cinayet olan kürtajın Müslümanlar arasında da yaygınlaşması derin düşüncelere neden olması gereken bir durumdur.

Bütün yaşama kolaylıklarına, maişetin adeta devlet güvencesi ile teminat altına alınmasına rağmen, evlenen kadar boşanan ailenin varlığı yüz kızartıcı bir durumdur.

Bir kadını idare edemeyen güya aile reisi olmuş erkeklerin varlığı erkeklik adına ayıptır. Eş olmayı, mobilya temizlemek ve kadınlar arasında dedikodu üretmek zanneden kadınlar ayıptan kendilerini gizlemelidirler.

Ayıp varsa, bu konular ve bunları oluşturan zeminler etrafında aranmalıdır o.

Bunlar ayıp olamaz

Allah Teâlâ’nın bedenimize yüklediği ve bizim oluşumunda bir katkımızın bulunmadığı şehvetten asla arlanmayız. Erkeğin veya kadının, bedeninde bulunan ve sürekli aktif olan şehveti gidermeye çalışması ne gereklidir ne de caiz bir iştir. Böyle yaratıldık, böyle yaşamaya mecburuz. Peygamberler de böyle yaratılmışlardı, böyle yaşadılar. Allah Teâlâ, kitabında onlardan bahsederken onlara eşler verdiğini, nesiller sahibi olduklarını beyan buyurmaktadır. (Ra’d suresi, 38) İçimizdeki şehvetten dolayı arlanmamız, onun giderilmesini istememiz gerekmez. Aksine o, önümüze örnekler olarak konan peygamberlere ait bir meziyet olarak ele alınmalıdır. Çocuklarımızın evlenme durumuna gelmeleri, evlenmeyi istemeleri, Anadolu deyimiyle bir ‘kudurma’ olarak görülemez. Böyle bir bakış açısıyla bakmak, gün aşırı yiyen ve yediğini dışkı olarak çıkaran çocuğun da ‘patlamış’ gibi görülmesini gerektirecektir. Kesinlikle tabiatımız budur, böyledir. Sahabilik hatta peygamberlik makamına yükselmiş biri bile olsaydık durum bu idi. Ne iyi Müslüman olmak ne de facir biri olmakla alakalı bir şey sayılamaz bu. Yemek içmek ve nefes almak kadar tabiidir bizdeki şehvetin varlığı. Üzerimizdeki şehvetin varlığını kerih görmek, kendimizi kerih görmektir. Bugün insan olarak toprağa basan herkes, anne babasının şehvetinin ürünüdür. Bunu düşünmeden konuşmamalı, tavır göstermemeliyiz. Şehvet bize, düşmanlarımızın saldığı bir mikrop değildir. Onu biz, hayata gözlerimizi açtığımız andan itibaren bünyemizde bulunduruyoruz.

Allah’ın adı ile nikâhlanıp bir araya gelen bir erkek ve bir kadın mü’minin birbirlerini sevmeleri, birbirlerinin bedenlerinden doyasıya yararlanmaları, birbirlerine ‘seni seviyorum’ demeleri ebediyen ayıp değildir. Bunu ayıp telakki etmek, Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme hayatımızda yer bulamamaktır. Mü’min insanın ‘eşimi seviyorum’ demesi asla ayıp değildir. Eşini toplantılara götürmesi, erkek arkadaşlarının görebileceği ortamda bulundurması ayıptır.

Bir evin yatak odasının kaliteli malzeme ile döşenmesi, eşlerin orada birbirlerinden daha çok yararlanacakları şekilde kullanılması doğru olandır, gerekli olandır.

Yatak odalarımız itfaiye merkezlerimizdir

Eşlerin birbirlerine karşı vazifelerini ele aldığımızda, her bir eşin diğerine karşı şehvet yangınını söndürme görevlisi olarak tayin edildiğini görürüz. Günlük hayatın baskısına karşı dinlenme mekânımız ve şeytanın şehveti üzerimize bir yangın alevi gibi salmasına karşı sığınağımız yatak odalarımızdır. Yatak odalarının yani itfaiye merkezlerinin sorumluları da birinci derecede kadınlardır. Kadınların dinimizdeki farklılıklarının, mesela Cuma namazından bile muaf tutulmalarının en basit nedenlerinden biri, bu itfaiyeden sorumlu olmalarıdır şüphesiz.

Bakara suresinin 187 âyeti, Kur’an nasıl anlaşılması gerekiyor ya da ona hangi gözle bakılması gerekiyorsa o şekilde bakıldığında şu yatak odası kültürümüze dair bize önemli bir ipucu vermektedir:

‘Ramazan gecelerinde kadınlarınızla cinsel ilişkiniz size helal kılındı.

Doğrusu kadınlarınız sizin için bir elbisedir. Siz de onlar için bir elbisesiniz.’

Bu âyet, defalarca okunup üzerinde tefekkür edilmesi gereken bir ders durumundadır. Yatak odasının itfaiyeciliğine karşı bir itiraz ihtimalini bizzat Kur’an, Ramazan gibi içinde Kadir gecesi olma ihtimali bulunan bir zaman dilimini, tam anlamı ile ve apaçık bir dille cinsel ilişkiye tahsis ettiğini açıklamaktadır. Kadir gecesi de dâhil olmak üzere, insanın şehvet ateşini söndürmeye muhtaç olmayacağı bir zaman ve mekân dilimi yoktur. Bu nedenle de Ramazan gecesi için bile bu kural konmaktadır. Allah Teâlâ’nın haccı emreden âyetlerinde bile ‘hac esnasında eşle cinsel ilişki’ sınırı getirmesi de gösteriyor ki, mü’min için Mekke bile şehvetten arınmışlık mekânı değildir. Mü’min, yaratılışı ile uyumlu bir fıtrat dini yaşadığına göre, dini onu fıtratı ile zıtlaşacağı bir ortamda bırakmamaktadır. Şehvetine esir olmama ama onu disiplin altında tutma anlayışı budur.

Yatak odası kuralları

Allah ve Resûlü bir şeyi yasaklamadıkça esas olan serbestliktir. Yatak odasındaki yasakları din belirleyebilir. Bunlar da belirlenmiştir. Bunların dışında kalan her şey için temel kural mubah olmaktır.

Hayız ve nifaslı günlerde tam bir cinsel ilişki ve tersten ilişki dışında yatak odasının genellenmiş bir yasağı yoktur. Kişilere göre değişebilecek yasaklar olabilir. Mesela kadının tıbben sakıncalı bulunacak bir zamanında ilişkiye alınması caiz olmaz. Bunun gibi istisnai durumlar çıkarıldığında yatak odası eşlere mubahların hâkim olduğu bir odadır. Kadının özel günleri olan aybaşı ve lohusalık (hayız ve nifas) durumlarında, cinsel ilişki noktasına ulaşmayan her şey serbesttir. Sadece erkek, özel günlerinden kadının isteksizliği veya yorgunluğu gibi makul mazeretlerine dikkat etmelidir.

Eşler birbirlerini kışkırtıcı şehevi sözler kullanabilirler. Birbirlerine her türlü ve sınırsız bir şekilde bakabilirler. Bakarak zevklenmeleri mubahtır.

Üçüncü kişilerden tam korunmuş bir odada çırılçıplak olmaları mümkündür.

Birbirlerini öpebilirler. Öpmenin ötesine gidebilirler.

Yatak odası anlamında banyoyu kullanabilirler.

Cinsel ilişkileri için bir sınır yoktur; ikisinin de ittifak ettiği ve tıbben bir yasaklama ya da sınırlama gerekmediği sürece mubahlık ilkesi devam eder. Zevkin tam tatmin noktası olarak boşalmanın, eşlerden birinin izni olmadıkça dışarıda olması ise caiz değildir. Hamileliği önlemek için caiz olan tedbirler alabilirler. Caiz olan tedbir ise kalıcı olmayan tedbirlerdir. Gerek kadın ve gerekse erkek üzerinde tekrar düzeltilemeyen uygulamalarla hamileliği engellemek caiz değildir. Kullanılacak hamileliği engelleyici cihazın kadın üzerinde tatbik edilmesi durumunda caizlik sınırı biter, kadına monte edilecek bir cihaz ancak tıbben gereken bir durum nedeniyle caiz olabilir. Zira kadının büyük avretine eşi dışında sadece sağlık nedeniyle ancak bir doktor bakabilir. Hamileliği engellemek ise tıbbi bir neden değildir. Eğer kadın açısından hayatî bir tehlike söz konusu ise bunu tıbbi bir neden olarak görebiliriz. Bunun için de muhakkak fetvaya başvurulmalıdır.

Odada incelikler

Gayet açık bir ilke olarak her mü’min eş şunu bilmelidir:

Allah’ın adı ile akdedilen bir nikâhtan sonra erkek ve kadının kullandığı yatak odası, onlar için Allah’ı razı edecekleri veya bu rızayı kaybedecekleri bir yerdir. Yatak odası, asla meleklerden gizlenmesi gereken ve ne kadar az kullanılırsa o kadar iyi olur denebilecek bir yer değildir. Yatak odasının az kullanılmasına yönelik tek bir ikaz yoktur. Bilakis Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin açık seçik tavsiyeleri vardır. Kendisine dair uygulama bilgileri vardır. Yatak odaları helal dairesinde kullanıldıkça iffet güçlenecek, ailelerde huzur teminatı artacaktır.

Bu nedenle yatak odası ibadet mantıklı olarak kullanılmalıdır. Mü’min insan erkek veya kadın, Allah’ın rızasını kazanmaya niyet etmelidir. Bu niyette de ihlaslı olmalıdır. ‘Haramdan kurtulmak, helalde kalmak’ gibi bir niyet bile çok önemlidir. Peygamberlerin genelinin yolu ve yöntemi olan bir işe yaparken sevap ummak kadar tabii ne olabilir?

Erkeklerin yatak odasını kullanmada kabalığa başvurmamaları nebevî bir idrakle yaşıyor olmalarının gereğidir. Kadınlar da, bulundukları konumlarını sevaba dönüştüreceklerse onlar da naza çekmeden, Allah için ve ecrini Allah’tan bekleyecekleri bir iş yapma düzeyinde olmalıdırlar.

Yatak odasının kapısı da bilgisi de üçüncü kişilere kapalı tutulmalıdır. O odadaki mahremiyetin üçüncü kişilere açılması büyük günahlardan biridir. Zaruret durumunda doktorun bilgilendirilmesi dışında o odanın sırrını yayan vebale girmiştir.

Yatak odalarımız, Kur’an ve Sünnet’in şekillendirdiği mekânlarımızdır. Mü’min gözüyle baktığımızda, odalarımızı dünya lezzeti ile bulunduğumuz ama ahireti kazandığımız yerler olarak görmek durumundayız. Bu odaların kıymetinin bilinemiyor olması ciddi bir kayıptır.

Nureddin Yıldız
Millî Gazete

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s