Kutlu Doğumla Avunmak


Soru

Hocam, kutlu doğum adına bir çok etkinlikler yapılıyor. Bazı kesimler kutlu doğumun bid’at olduğunu, bazıları da olmadığını savunuyor. Bu konudaki görüşlerinizi biraz ayrıntılı bir şekilde iletirseniz sevinirim. Allah’ın selamı hak yol üzerinde olanların üstüne olsun…

Cevap

Selamünaleyküm.

‘KUTLU DOĞUM’ ismiyle bir ibadet olabileceğini iddia edenler, bu dinden kesinlikle hiçbir şey bilmiyor demektir. Meselâ bizim imanımızda ‘ON GECE’ diye Kur’an’ın öne çıkardığı bir mevsim vardır. Kullar kendi aralarında ibadet mevsimi niteliğinde bir hafta ilan edemezler. Bunu ne iddia eden olur ne de savunan…

Şu denebilir:
Bulunduğumuz şartlarda, insanların dünyevileşmeye kapılıp gittikleri bir ortamda bari bir hafta farklı bir isim altında bir şeyler anlatabilmek üzere, Anadolu deyimiyle ‘domuzdan kıl koparalım’ mantığı ile böyle bir hafta ihdas edilmiştir.

Böyle bir mantık tartışılabilir ve bunu BİD’AT olarak adlandırmakta sakınca yoktur. Çünkü bunun ashabı kiramda, örnek nesillerde herhangi bir uygulaması yoktur. Bu tür uygulamaları ilk defa Fatimîler’in ihdas ettiği tahmin edilmektedir. Onların da örnek olmakla alakaları yoktur. Neticede bu bir bid’attır. Bu bid’atın kabul edilip edilmeyeceği hususu ise ilim adamlarınca tartışılabilir ve tartışılmalıdır da. Ne bid’at diyenler, karşılarındakileri sapıklıkla itham etmelidirler, ne de bu haftanın arkasında duranlar, karşılarındakileri dinden çıkmış gibi görmelidirler! Neticede ortada, geçmişimizde örneği olmayan garip bir zaman yaşıyoruz. Ne kendimizi dine teslim edebiliyor ne de kendimizi ondan soyutlayabiliyoruz.

Çok garip bir zamandayız. Birileri gerçekten bu isimle bir şeyler yapabileceklerini, insanları Sünnet’e çekebileceklerini zannediyorlarsa bırakalım içtihatlarını uygulasınlar. Onların yaptığını beğenmeyenler de ne yapılmasını gerekli görüyorlarsa onu yapsınlar. Doğrusu, laik olması Müslümanlar tarafından da yavaş yavaş gerekli görülmeye ve ‘ne güzel olmuş!’ şeklinde yorumlanmaya başlanan bir devlette, o devletin en hassas kurumlarından biri olan Diyanet’in, bu gibi haftalardan ve benzeri programlardan başka bir şey yapabileceğini de zannetmiyoruz. Uçuk bir beklenti içinde olmanın gereği yoktur.

Bütün bu tespitlere rağmen, artık gülünç duruma gelen bazı işleri de hiçbir şekilde kabul edemeyiz tabii ki:

– Hırıstiyanlardaki hafta anlayışını yansıtan bir hafta algısını, böyle bir benzeşmeyi kabul edemeyiz. Yani Peygamberimizin, senenin bir haftasına sıkıştırılmasını reddederiz. O’nun namına yapılacak asıl işin, O’nun Sünnet’ini izlemek olduğunu haykırırız; program yapmanın Sünnet’i yaşatmak için yeterli olmayacağını ilan ederiz.

– Bu hafta içindeki programların, kişileri sekülerleştirmenin bir yolu olarak kullanılmasına da ciddi itirazlarımız vardır. Neden Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin kadınlara karşı nezaketi, hümanist anlamda yorumlanabilecek ve yönlendirilebilecek sözleri tek gaye gibi öne çıkarılmaktadır? Onun hiç mi cihadı yoktur? Meselâ namazla ilgili hadislerinden neden ‘cici’ olanlar seçilip öne çıkarılmaktadır? Madem onun haftasıdır, ona ait ne varsa elenmeden anlatılmalıdır.

– Bu haftaya yüklenen kutsiyetin, hafta üzerinden büyük bir ekonomik pazarı da beraberinde getirdiğini kimse inkâr edemez. Görünürde çiçekler, kitaplar hediye edilmektedir ama bu hediyelerin etrafında iki sömürü söz konusudur. Bu sömürülerin birincisi isim sömürüsüdür. Yıl boyu hiçbir iş beceremeyenler bu haftada, bir konferansla bir çiçekle iş becerme becerisi kazanabilmektedirler. Tabela kurumu niteliğindeki pek çok kurum, bu hafta sayesinde faal duruma geçmektedir. Buna Diyanet’e bağlı pek çok kurum da dahil edilebilir. İkinci sömürü de tahmin edilebileceği gibi malî konularla alakalıdır. Şüphesiz bu sömürü iddiasını genelleştirme hakkımız yoktur. Tertemiz bir duygu selinde yüzen de vardır, sömüren de… Burada sözü edilen şey genel görüntüdür.

– Bir gün, hafta sonu kiliseye gidip rahatlayan Hıristiyanlar gibi ‘Kutlu Doğum Haftası’ diye bir haftanın etkinliklerine katılarak Müslümanlığına dair görevlerini yapmakla teselli bulan insanlar çıkarsa ortaya, o zaman bu haftayı ihdas edenler de, ona katılanlar da dinlerinin katilleri olarak anılacaklardır. Tıpkı Kur’an’ın yerine konacak kadar büyük bir cürete neden olan mevlidi ihdas edenlerin şimdi sebep oldukları ve akıbetine katlanacakları durum gibidir bu.

– Bütün bunlara ilave olarak şunu da yazmamız gerekiyor:
Her şeyi bir noktaya kadar anladığımızı kabul edelim de Müslümanlar, Peygamberlerini anmak için at yarışından buz pistinde kaymaya kadar yaptıkları şeyleri bir sevgi işareti olarak peygamberlerine ne yüzle takdim edecekler acaba? Ömrü cihat meydanlarında ve devesinin üstünde geçen bir Peygamber böyle anılır mı? Tiyatro bile olsa bu kadar âfâki bir tiyatro olur mu?

Neden kendimizi şeytanın oyuncağı yapalım, neden?

Nureddin Yıldız
Fetvameclisi.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s