Kadının Kimliği


Dünya ve ahiret işlerimizde iyilik ve güzellik vahiydedir. Vahyin ölçü kabul edilmediği ne varsa sonu insan için hayır değildir. Geçici güzellikler ve bireysel menfaatlerle avunulmaktadır. İnsan ne zaman kendisi doydu ki, karşı cinse (kadına veya erkeğe) hakkını lütfedebilsin? Buna bağlı olarak inanıyoruz ki, Rabbimizden bize gelende asla zulüm yoktur. Belki insanlar eşitlik peşinde koşabilirler; ancak bilmelidirler ki Allah’ın nizamı âdildir. Ve o nizam insanın aradığı huzurun kaynağıdır.

O yarattı.

Hiç yaratan en iyi bilen olmaz mı?

Kâfirlerin müminlerle savaşı yeni değildir. İman kadar eskidir. Ne yazık ki, kâfirler dışardan saldırdıkça içerden de kalbinde maraz bulunan fitneci bulabilmişlerdir. Müslümanların tarihinde “kadın sorunu” diye bir sorun bilinmemiştir. Kadın sorununu icat edenlerse onu sekreterlikten reklâma kadar, dini ve ahlâkı tahrip edebilecekleri, paraya kapan olarak kullanabilecekleri her ne varsa onun için kullandılar. Cici sözlerle büyülediler, kullandılar. Kullandıkça yaratanına düşman ettiler. Sonunda elindeki dünyayı da aldılar cennet umudunu da.

Kadın Âdem’in Havva’sıdır. Başka bir şey asla değildir. Hem insanın yarısıdır hem hayatın. İnsan olmakta, dini yaşamakta ve en mühimi Allah’ın mizanında erkeğin yarısı veya diğeridir. Aynı cennete davetlidir. Aynı cehennemden sakındırılmıştır.

Onu yaratan, en iyi bileni olduğu için, yaratılışına uygun olsun diye, kimi yükümlülüklerini kaldırmış, kimi tehlikelere karşı onu uyarmış, erkeğe oranla ön tedbirlerle donatmıştır onu. Allah’ın dininde kadının farklı hükümleri, vücudunun ve yaratılışının farklı olduğu alanlardadır. Tüy yapısı bile erkekten farklı olan kadının erkekle eşit tutulması kadına nasıl bir adalet olur?

Erkeğin evin yükünü taşıması için bir derece üstün tutulması, bir şehir halkının başında bulunan valinin onlardan farklı bir koltukta oturması gibidir. Kanunlarla belirlenmiş hak ve görevleri kullanıyor olduktan sonra valinin “valiliği” neden tenkit edilsin ki? Erkek Allah’ın himayesinde bir kadını ve evi yönetiyorsa, kuralları Allah koyuyorsa kadın neden ezilmiş olsun? Allah kurduğu sistemde erkekleşmiş kadınlar istemediği gibi kadınlaşmış erkekler de istememiştir. Her taşı yerinde ağır tutmuş, herkesin haddini ve hududunu bilmesini istemiştir. İki cins arasındaki ilişkinin özeti ise, insanlık ve kulluk ekseninde yardımlaşmadır.

Kadın emirle değil, irade ve sevgiyle bir erkeğin eşi olur. Eş olurken de dilediği şartı ve isteği dile getirir. Nikâh akdinde şahitlerin huzurunda tescil edilen bu şartlar dinin himayesinde ebedileşir. Daha sonra kadının sevip seçtiği eşi ile ilişkileri, kendi iradesinin veya duygusallığının sonuçlarından birisi olarak önüne çıkar. Her şeye rağmen dinin kuralları eşleri birbirlerine karşı korur. Standart insani kuralları iki tarafa da çiğnetmez.

Bu asırda bir erkeğin eşi olduğunda kadını zulüm altında inliyor olarak gösterenler, o kadının anne olduğunda ne hallere düştüğünü, yılda bir defa müzelik bir ziyaretle nasıl geçiştirildiğini nedense gündem yapmazlar. Erkeğin eşi olduğu zaman kadın zulüm altındaydı, ana oldu adı kalmadı, doğurduğuna esir oldu (!). Koca kahrına razıydı, doğurduğunun önünde adı da kalmadı.

Kadın, rahminde bütün bir insanlığı taşıdığı için, iffeti ile ilgili laubalilik olarak görülebilecek tutumlara karşı uyarılmış belki de men edilmiş ise, bu bütün insanlığın onuru adınadır. Kadın sadece kendisi değildir. O, insanlığın ta kendisidir. Onun iffeti ve şerefi insanlığın ortak değeridir. Onun iffetini direkt veya dolaylı olarak koruyan her şey insan kadar, din kadar değerlidir.

İffetin direkt imhasına yönelik olan zina yasaklandığı gibi, ucunda zinaya sızma olan her ne varsa o da yasaklanmıştır. Kadının zararsız gördüğünü söyleyerek Allah’ın yasaklarından bazılarını aşması veya esnek tutması, yaratandan daha iyi bilmek gibi gülünç bir iddiaya zemin hazırlar.

Kadını göz zevklerini tatmin için uluorta açmaya çalışanlar ve insanlık tarihinde görülmemiş bir şekilde teşhir edenler bir anlamda insanın kalitesi ile oynamakta, insan görünümünde meçhuller üretmektedirler.

Onların kadın etrafında kopardıkları fırtınaların, işgal ettikleri topraklarda kimi zaman eğitim, kimi zaman hürriyet gibi maskelerle yaptıkları icraatların ana hedefi, kadını, dolayısıyla insanın orijinal karakterini yıpratmaktır.

Kadının tek olduğu ve aşılamayacağı yegâne vazifesi nesil üretmektir. Onun nesil üretmesini engelleyen hiçbir görevi olamaz. En kutsal ve en erişilemez görevden taviz de veremez. Çünkü nesil üretmek sadece doğumdan ibaret değildir. Tam anlamıyla bir insanlık hizmetidir. Eşsiz bir hizmettir. İbadettir.

Kadının bu kimliği, alanındaki gayretleri çapında yapabileceği en büyük cihad olduğu için, cihadın genel anlamıyla olan uygulamalarından muaf tutulmuştur. Onun iffetini koruması mükemmel bir cihaddır. Nesil yetiştirmesi bir cihaddır.

Kadının elinde bayraklaşan ahlâk, insanlık onuru bir idealdir. Onun üzerinde sinsi emeller geliştiren güçleri hayal kırıklığına uğratacak ciddiyeti, insanlık için bir umuttur.

Nureddin Yıldız
Milat Gazetesi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s