Evlilik hak değil görevdir


Evlenmenin niteliği ve mü’min kimliğimiz açısından konumu üzerine söylenecek sözlerin en değerlisi şüphesiz,  kitabımız Kur’an’ın ona bakışı ile net bir çizgide durur. Şahıslar olarak bizim evlenme etrafındaki tespitlerimizin Kur’an’ımız ve Sünnet çizgilerinin ötesine geçemez asla. Ortada bir Kur’an hükmü ve bir hadis bilgisi varsa bizim için söz söylenmiş, karar verilmiş demektir.

Belki kavraması zor olur ama evlenip nikâhlı yaşamanın, bir insan hakkı olmanın ötesinde, insan olmanın zorunlu gereği şeklinde anlaşılması, evlilikle ilgili Kur’an tarzına daha yakın durmaktadır. Yeryüzünde büyük bir hak-batıl savaşı cereyan etmektedir. Bu savaşın karşılıklı tarafları, mü’minler ve küfür ehlidir. Küfür ehlinin başını çeken şeytanın en önemli yatırım alanı, insanın kendisi üzerindedir. İnsanı, varlık olarak kendine düşman görmüştür ve insanın nevini imha edemeyecekse, onu ifsat edip olmaması gereken pozisyona getirmeye çalışmaktadır. Bunu yaparken de elindeki en güçlü silah, insan bünyesinde yaratılıştan var olan cinsel şehvetleri kullanıyor olmasıdır. Çok erken yaşlardan itibaren insanı etkisi altında tutan cinsel şehvetin, en ileri yaşlara kadar hayatın her kademesinde insanla beraber bulunduğuna göre, şeytana göre insana girilebilecek en tabii menfez şehvet menfezidir. Şeytan planlaması bakımından durum böyle iken insanın şeytana karşı geliştirebileceği en güçlü savunma taktiğinin şehvetleri onun etki alanı dışına taşırmak ya da şeytandan korunmuş bir şehvetle yaşamak olacaktır. Aksi takdirde insanın, açık havayı ısıtmak gibi bir mücadele tarzı ile şeytanın ağlarına takılmadan yaşama emeli boş olacaktır.

Şehvetlerin, dizginlenip kontrol altında olmasının tek yolu ise evliliktir. Evlilik dışında da bazı seçeneklerinden söz edilebilirse de, onlar tabii seçenekler değildir ve her biri de nihayetinde şehvetin kendisi gibi bir sorundur. Allah’ın insan üzerindeki muradının ‘evlenmiş insan’ rayında yürüdüğü gayet açık bir hakikattir.

Meselenin şehvetle ilgili bölümü, bakılabilecek tek pencere değildir. Şehvet insan ve mü’min kalitesi üzerinden ele alındığında önemli olmasına önemlidir de ‘insan nevinin sürdürülmesi’ penceresinden bakıldığında da evlilik, insan için hayat anlamına gelmektedir. Bu denli önemli bir hususun yani evliliğin, sadece insana tanınmış bir hak olarak görülmesi yeterli bir tanıtım olmamalıdır. İnsana tanınmış hakkın ötesinde, insanın kendi nevi için yapmak zorunda olduğu fiili bir görev olarak görülmesi hakikate daha yakın durmaktadır. Bu görevden kaçınanlar veya görevin hakkını vermeyenler, yiyen yediğini üretmeyen tüketici durumundadırlar.

Kur’an elimizdedir

Allah Teâlâ’nın bizden ne beklediği, görevlerimizin nitelik ve niceliği gibi hususları Kur’an kadar açık seçik öğrenebileceğimiz ikinci bir kaynağımız yoktur.

Kur’an’ımızda evlilik ve evliliğin ayrıntılarına dair yüz kırk altı âyet vardır. Aile, eş, kadın, erkek, baba, anne, çocuk, emzirme, nafaka ve benzeri pek çok konu âyet âyet işlenmektedir.

Bakara suresinden itibaren pek çok surede bu konular işlenmektedir. Peygamberlerden söz edilirken onların hanımlarından, aile hayatlarından da söz edilmiştir. Daha da ötesi, cennet hayatı tanıtılırken oradaki dünyadaki kullanımımızla ifade edilebilecek bir aile hayatından söz edilmektedir. İnsana cennette vaat edilen nimetlerin en önemlilerinden biri olarak dünyadaki kadınlarla kıyas edilecek bir ‘huri’ gerçeği vardır. Buradaki huriler, cahil bir mantıkla bakıldığında, dünyadaki kadının rakibi ve onu ezen bir güç olarak anlaşılsa da gerçek bunun aksidir. Dünyadaki kadınla cennetteki huri arasında elbette asla kıyas edilemeyecek muazzam bir fark vardır ama cennetteki hurilerin dünya kadınları ile kıyas ediliyor olmaları bile kadının yeri, kadının doldurduğu boşluğu yansıtması bakımından ihmal edilmeyecek bir örnektir. Bu da kadın üzerinden giderek bir aile mefhumu çıkarmamıza yardım edecektir.

Nur suresinin otuz ikinci âyeti, tek başına ele alınacak olsa bile Kur’an diliyle evliliğin ne olduğunu anlamaya yetecek bir belgedir. Bu âyette Allah Teâlâ, ‘evlendirin!’ diye emir buyurmaktadır. ‘Evlendirin’ emri, bütün mü’minleredir. ‘Namaz kılın!’daki hassas anlayışımızı değiştirmemizi gerektirecek bir gerekçe de yoktur doğrusu. Evet, buradaki emir sırasıyla babayı, yöneticiyi ve benzeri sorumluluk taşıyanları, sorumluluk sırasına göre ilgilendirmektedir, bu doğrudur. Bu emir ihmal edildiğinde ise bütün mü’minlerin sorumlu olacağı bir süreç başlayacağına göre, evlenmenin gerçekleştirilmesi bütün mü’minlerin topluca sorumlu oldukları bir görev olarak önümüze çıkmaktadır.

Sadece Nisa suresinin 154. ayetinde nikâhın ‘ağır sözleşme’ olarak gösterilmesi bile Kur’an’ın evliliğe nasıl baktığını göstermek için yeterlidir.

Kaç hadis var?

Evlenmeyi emreden, kadınları, kocaları, yatak odalarını, düğünü, nişanı, kız bakmayı, kadın hakkını, koca hakkını belirleyen kaç hadis vardır, merak eden var mı? Allah’ın kullarındaki muradını beyan etmekle görevlendirilmiş bulunan Peygamber aleyhisselam Efendimizin, onca aileyi alakadar eden beyanı ne ile izah edilecektir? Onları sosyal hayatın gerçekleri gibi mi algılayacağız yoksa dinin hükümlerinden biri gibi mi? Bekârlığı kerih gören, evliliğe teşvik eden onca hadis için ‘sosyal hayatın gerçekleri’ tarzında bir yorum yanlıştır. Onun asıl görevi, Allah’ın Şeriat’ını beyan etmektir.

Evliliğin, herkese birinci dereceden ve ilk buluğ gününden itibaren farz olarak konmamış olması yani onun namaz gibi tutulmaması sıradanlığını göstermez. Bilakis, farz olmasına farz ama tabii şartlarda yürütülmesi istenen bir emir olduğu için bu tarzda istenmiştir mü’minlerden.

Çok çocuk sahibi olmamızı emretmesi ve ümmetinin çoğalması ile kıyamet günü övüneceğini beyan eden hadisler ise başka bir teşviki gösterir.

Sünnet’e bir bütün olarak bakıldığında, evlilikle alakalı olarak şu hususlar genel hatları ile karşımıza çıkacaktır:

1- Evlilik ciddi bir şekilde teşvik edilmiş, evlenmeme arzusu kınanmıştır. Evlenmeyeceğini söyleyene ‘benden değildir’ şeklindeki tehdit, bu kuralı belirlemek için yeterlidir.

2- Aile kurmaya yönelik yardımlar fiilen yürütülmüş ve teşvik edilmiştir.

3- Yatak odası, ayıp bir konu gibi değil, hayattan ve dinden bir konu gibi ele alınmıştır. Sahabiler, yatak odası ile alakalı soruların ulu orta denecek şekilde sorabilmişler, ayıplanmamış ve açık cevaplar almışlardır. Daha da odası eşlerin, yatak odalarını kullanmaları, en açık üslupla ‘sadaka’ niteliğinde bir iş olarak sunulmuştur.

4- Bilhassa kadına, ailenin yükünü taşıdığı için büyük ecirler vaat edilmiş, namaz, oruç ve zekât dışında ağır gelebilecek bir yükten muaf tutulmuştur.

5- Çocuk yetiştirme hususundaki hadisler ise başlı başına bir işarettir.

6- Aileyi sürdürmenin çetin bir durum olduğu inkâr edilmemiş, idare etmeye, sabırlı olmaya çağırılmıştır eşler.

7- Sünnet, evlilik için bir muayyen yaşa hiç temas etmemiş, ihtiyaç hissedildiğinde hemen evlenme, evlendirme yönünü göstermiştir.

Hükümler

Umumen evlilik için Sünnet hükmü verilir. Evlilik, farz da olabilir, vacip de olabilir, mekruh, haram da. Bu da her şahsa göre değişebilecek özel durumların dikkate alındığını göstermektedir.

Evlilik bela olur mu?

Bela sözcüğünü bir yere oturtmak zor olur ama evlilik için ağır bir imtihan denebilir. Genelde de insanlar olarak, dikensiz güller aradığımız için evliliklerin sorunlu yürümesine karşı dertleniriz. Gerçekçi olan biri ise şunu katiyetle anlar ki, dünya dertsizlik diyarı değildir. Bilakis dünyanın kendisi bir derttir, bir ceza merkezidir. Dünyadaki evliliklerin, cennetteki hurilerle gerçekleşecek evliliğe benzetilmesi yanlış olur. Evliliği değerli kılan, sıkıntılarına rağmen sürdürülmesi için uğraşılıyor olmasıdır. Sıkıntılarına rağmen, insanlığın devamı için mücadele etmeyi tercih etmek ancak cihat olarak algılanabilir. İbadet olup, üzerinden sevap kazanılan ve sıkıntısı olmayan ne vardır ki evlilik öyle olsun?

Soruna rağmen huzurlu yaşama kuralları

– Allah Teâlâ ile sorunlu olma ki, eş olarak sorunlarına melekler yardım etsin.

– Bütün sorunları bela görme, kimi de senin için hayır getirebilir.

– Sıkışınca ilk iş olarak evi terk etmeyi, yataktan ayrılmayı, çocukları tartışmaya sokmayı, büyücüye gitmeyi, boşanma kelimesini, bedduayı, ikinci eşle tehdidi, aile büyüklerine taşımayı, küfretmeyi ve dövmeyi düşünme.

– Tartışmaya çalış, tartışmayı medenice yap. Bir tartışma ile sorun çözümü bekleme. Beş kere, on kere tartışmaya razı ol.

– Zamanla bazı sorunların kendiliğinden çözülebileceğini bil, sabırla bekle.

– Güvendiğin ve yakın akraba olmayan biri ile istişare et.

– Dua et.

Soruna rağmen yürütülen bir evlilik, ecir olarak da büyük bir kaynaktır.

Sorunsuz evlilikler, peygamberler için de garantili olmamıştır. Gerçekçi olmaya mecburuz.

Bu bizim hakkımızdan çok görevimizdir, görevimiz için lüks şartlar aramaya fırsatımız olmayabilir. Evliliği bir kere daha düşünmeye, onu Kur’an nazarı ile Sünnet pratiği ile incelemeye mecburuz. Kahırdan lütuf ancak bu şekilde çıkabilir.

Nureddin Yıldız
Millî Gazete

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s