Ahlâk ne olacak?


Gelişen teknolojiye itimadımız o denli arttı ki neredeyse teknolojinin ölümden bile kurtarabileceğine inanacak hâle geldik. Yürüten, uçuran, yüzdüren, konuşturan, istenen her şeye cevap veren sihirli gelişmenin adı teknoloji oldu. Nimet olarak önümüzde duran teknolojiyi şüphesiz tepecek değiliz. Ne var ki teknolojinin görmek ya da düşünmek istemediğimiz yönleri de bulunmaktadır. Başta gıdamızla oynamasının sonuçları henüz haber bültenlerinin konusu olarak işleniyor olsa da insanın tarlada ektikleri, fırında pişirdikleri yüzünden hastalanacağı ya da ölüme sürükleneceği de gelişen teknolojinin sonuçları olarak karşımıza çıkmıştır. Meselemiz gıdadaki ile de sınırlı değildir; bir zaman sonra içeri sızabilecek zararlı havadan ötürü penceremizi açamayacak ortamlarda yaşayacağımızı da tahmin etmeye başlamış bulunuyoruz. Sadece cep telefonu bile geleceğimizi tehdit eden silahlar arasında ele alınabilecek niteliktedir.

Garip ve garip olduğu kadar da güldürücü bir gerçek olarak, bütün bu gelişmelerin faillerinin ‘uluslararası çevre veya benzeri’ toplantılar yaparak ne gelişmeleri takip etmeleridir. Kurtların kuzuluk rolü kadar güldürücü bu toplantılar, demeçler, bilgi sunumları insan nesli ile istihzadan başka bir şey olamaz.

Yazanı ile oynayanı aynı olan bu tiyatroyu seyretmeye ne kadar mecbur olduğumuzu artık konuşmalıyız.

Teknolojinin ve ona dayalı hayat tarzının karşımıza çıkardığı sıkıntılardan biri ahlâkımızın erimesi sorunudur. Telefonların zararları üzerine şöyle veya böyle bir konuşan bulunabilmektedir ama ahlâk zamanla gündem olmaktan çıkmıştır. Ahlâkın eksikliği bir yana, ahlâksızlık kanun himayesine girmiştir. Ahlâk sahiplerini himaye edecek kanun bulunmazken, ahlâksızlığı en küçük yaştaki çocuklara kadar bir hak olarak yerleştiren sistem tüzel bir deccallık rolünde bulunmaktadır. Okullarda ya da ilahiyat fakültelerinde tarih dersi statüsünde bir ders olarak okutulan ahlâkın toplumda bulabildiği bir yankısı yoktur. Artık ahlâkı, İstanbul’un Fethi’nde andığımız Ulubatlı gibi geçmişe ait, övüneceğimiz kavramlar arasında anacağız. Aile içi ilişkilerde, eğitim kurumlarında, insanın insanla bulunduğu mekânlarda ahlâk sahipsizdir. Küçük çocuklar ebeveynlerine karşı, eşler birbirlerine karşı ahlâksızlığın himayesine alınmıştır. Küçük susmadan büyüğün konuşma hakkı da yoktur, cevap verme hakkı da… Bir annenin doğurduğundan çekinmesi kadar kıyamet alameti niteliği taşıyan hangi sonuç olabilir?

Ahlâk kılıfına bürünmüş ahlâksızlıklardan biri de hiçbir samimi duyguya dayanmayan göstermelik nezaket kalıplı ifadelerle insanların birbirlerine hitap etmeleridir. En açık örneklerden biri olarak TV ekranlarında bir konuyu tartışmak için oturanların, söze başlarken birbirlerine ‘siz, lütfen, rica ederim, efendim’ diye başlayan sözlerin, tartışma ilerledikçe nasıl ağır hakaretlere dönüştüğünü kameralar kaydetmektedir. Bir mendil isteyecek kadar, bir bardak talep edecek kadar hazır kalıp sözler ahlâklı olmanın belgesi olamaz. Otobüste nazik, evinde hırçın insanlar ahlâkın yakınında sayılmazlar. Ahlâkın kalesi olması gereken camiler için dahi söylenebilecek teselli sözü bulmakta zorlanabiliriz.

Ahlâkın eridiği yerler, risk işaretleri

– Dine ait mukaddesatın önceliğini yitirmesi ve insanların kendi özel zevkleri için kullandıkları ‘bana göre’ ifadesini rahat bir şekilde dine ait mukaddesat için de kullanabiliyor olmaları bir risktir. Ahlâkın kaynağı dindir. Din önem yitirdikten sonra ahlâkın hiç önemi kalmayacaktır.

– Aileye aşırı müdahaleler, devletin aileyi toplumsal standartlara çekme çabası, ailede Allah’ın koyduğu düzen olan erkek/kadın, ebeveyn/çocuklar ilişkilerinde batıyı simgeleyen ölçülerin kullanılması bir risktir. Ailesini yitiren bir toplumda İslam adına mübarek sonuçların beklenmesi hayaldir.

– Ahlâkın ders kitaplarına daraltılması riskin en açık işaretidir. Ahlâkın ders kitaplarına daraltılması, anne/baba ve imam/müezzin gibi, üzerlerinden ahlâkın örneklendirileceği şahsiyetlerin görevlerini bir meslek sahabine meselâ öğretmene devrettiklerini göstermektedir. Çocuklarımızın ahlâk sahibi olmaları için okula gitmelerinin gerekmesi bizim kabul edebileceğimiz bir durum olamaz. Annelerimiz, babalarımız, mahallemizin imamları, müezzinleri yürüyen Kur’anlar olarak ahlâkı okuldan önce aşılamış olmalıydılar. Pratik İslam ahlâkı ancak böyle oluşturulabilir. Bunun ötesindeki ahlâk, ahlâk değil, ancak ahlâk felsefesi olabilir.

– Ailelerin bir yandan küçülmesi, bir yandan da açık veya gizli bir dağılma yaşaması da ahlâk açısından yuvasız kalma ve sahipsizlik sürecidir ki bu da ciddi bir risktir.

– Zaman israfının aldığı şekil ya da zaman israfının meşrulaşması, ahlâkı kış günü açık alanda yakılan bir sobaya dönüştürmüştür. İnsanların saniyeleri bile sayılı olan bir ömrü, hesapsız harcama cüretleri varken ahlâk adına yatırımın anlamı yoktur. Ahlâkın kazandırması gereken en önemli değerlerden biri, insanların birbirlerine saygıyı bilmeleri ve uygulamalarıdır. Birbirimizin mendiline saygı gösterirken, alternatifi olmayan ömürlerimize, o ömürlerin saniyelerine saygısızlığımız, Asr’a yemin eden Allah’ın kanunundaki ahlâkla bağlantılı değildir.

– Zaman israfı ile beraber genel anlamdaki israfı da mubahlaştıran idraki risk görürüz.

– Kibir ve gururu medeni ilişkinin gereği olarak bize sunan uygarlığın, bizim için ahlâkî niteliği yoktur. Katılacağı toplantının muhtevasına göre kıyafet seçme gerekliliğini ahlâk zanneden bir anlayış, insanları kalplerine göre değerlendiren, dış görüntüyü esas almayan anlayışla ne kadar uyumlu olabilir?

– Küfür ehli ile benzeşmeyi normalleştiren tutumlar da ahlâk açısından risk taşımaktadır. Onların bir millet, bizim bir millet olma gerçeğimizi ezen ve bizi onlara adım adım benzetirken onları bize hiçbir alanda benzetmeyen beraberlikler lanetli beraberliklerdir.

– Rahata düşkünlük, içeceği suyu almak için bile kalkmaya üşenen bitkinlik, çalışmadan, tuşlara basarak kazanma ve harcama tutkusu ancak afet kelimesi ile izah edilebilir. Buluğ çağına ermeden önce emeklilik hesapları yapan bir nesil, cephelerde vatan ve benzeri değerler için aç kalabilecek nesil olabilir mi?

Ahlâka da bir yer açsak mı?

Devletin ahlâkı önemsemede ağır davranmasının yorumu olabilir ama mü’min insanların ahlâkı aciliyeti olmayan bir konu gibi görmesinin makul bir yorumu olamaz. Büyük isimli sivil toplum kuruluşlarının bir tür devlet kurma çapındaki planlamalarında ahlâka da başlık açılması gerekmektedir. Toplumun seyrini sanayinin istatistiklerinden ya da diplomalılaşma sürecinden takip ederken ahlâkı yok saydığımız bir karanlık tünele girmiş olduk. Hürriyeti abarttık. Emribilmaruf ve nehyianilmünkeri ihmal ettik. Boş vakit ürettik kendimize. Nefislerimizi azdıracak alanlar oluşturduk. Cahilliğimizi makul karşılayan, kendi oluşturduğumuz mazeretlere inanan, kendimize bile zulmeden evhamlar kurduk.

Çocuklarımızı ana kucağı gibi karşılayan medyaya emanet ettik. İzlediği TV’nin çocuğumuzu anne babasından soğuttuğunu, asıl anne babanın ekran olmaya başladığını daha fark edemeden; TV yüzünden oyun bile oynayamayan, TV dilinden başka bir dil bilmeyen nesiller çıkmıştır karşımıza. İnsanî ihtiyaçlarını bile hayvanların dilinden ifade eden çocuklar çoğalmıştır. Ana dil yerine film dili oluşmuştur. Çocuklarımız, okula başlamadan haklarını, menfaatlerini öğrenmişler ve ilk savunmayı da ebeveynlerine karşı yapma cüreti gösterebilmişlerdir.

Çözüme hazırlık önerileri

Bu çözülme sürecinde çok acil olarak yapmamız gerekenler vardır. Bunların başında ahlâkı, çağın bizi sürüklediği sorunların içinden kurtarılacaklar listesine almak gelmektedir. Ahlâk, eğitimden ve iş bulmaktan aşağı kalmamalıdır.

Evlerimiz, okullara iş oluşturan merkezler olmaktan çıkarılmalı, ahlâkın ve iffetin oluşturulma ve korunma merkezleri hâline getirilmelidir. Okuldan dönen çocuklarımız, evlerde ahlâk dezenfektesine tabi tutulmalıdır. ‘Okulda hangi ödev verildi?’ yerine anne baba ve çocuğun okuldan bir mikrop kapıp kapmadığı kontrol edilmelidir.

Ahlâkın en önemli gereği onu ahlâksızlıktan korumaktır. Kötünün bulunduğu yerde iyiye yer kalmaz. Çocuklarımız, kötü örneklerden uzak tutulmalıdır. Bunun için ekran karartmadan hicrete kadar her tedbire başvurulmasından kaçınmayacağız. Elbette ahlâk bizim için din ifade ediyorsa!

Ahlâkın bizim açımızdan kaynağını oluşturan âyet ve hadisler ders konusu yapılmalıdır.

Camiler aktif ahlâk eğitim merkezlerine dönüştürülmelidir. İmamlar ve diğer cami görevlileri, cami malı üzerindeki yolsuzluktan ötürü kovuşturuldukları kadar ahlâk üzerinden de kovuşturulmalıdırlar. Sarıklarındaki beyazın leke kaldırmazlığı onlara hissettirilmelidir. O ağırlığı taşıma kudretinde olmayanlar imamlık yapmaya cüret edememelidirler.

En doğal örnek olarak artık kız istemeye gelenler, diploma ve iş kadar, tapusunu gösterdikleri daireler kadar ahlâklarını da gösterebilmelidirler. Görücü olarak geldiklerinde damat namzetliği için kendisinden daire tapusu ve diploma istenenlerden, evlilik hayatında merhamet ve muaşeret bekleme gafletinden kurtulmalıyız. Ahlâk da bir puan vesilesi olmalıdır.

Bütün dünya ahlaksızlığı ahlâk edinebilir. Bizim için ahlâk dindir. Ahlâkı olmayanın dini yoktur. Biz buyuz, böyleyiz.

Nureddin Yıldız
Millî Gazete

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s