Aile sadece kadın değildir


İnsanın yaratılmış olması için anne, baba, o anne ve babanın bir araya gelme şekli gerektiğine göre en temel insani yapı olan ailenin sadece kadının üzerine yıkılması doğru değildir. Ailede temel direklerden biri kadındır elbette. Aile ve aileyi çevreleyen kavramların bütünü ise sadece anne veya eş olarak kadının üzerinden yürütülemeyecek kadar geniştir. Aileyi kadından müteşekkil görmek, bir yandan aileden beklenenlerin elde edilmesini yokuşa sürecek, diğer yandan da sadece kadının sorumlu tutulması gibi bir yanlışa sevk etmiş olacaktır.

Aile hacim olarak küçüktür fakat nitelik olarak kurumdur. Herkesin farklı sorumluluk ve haklarının bulunduğu bu kurumda fertlerin bulundukları nokta kendi ihtiyarlarının sonucu oluşmamıştır. Ne kadın kadın olarak yaratılmayı, ne de erkek erkek olarak yaratılmayı istemiştir. Eşlerin birbirlerini tercihleri de onlardan önce yazılmış bir kaderin sonucudur. Ailenin oluşumunda ortaya çıkan annelik babalık veya çocuk olma hali de ihtiyari değildir. Allah Teâlâ, kimseye anne baba seçme hakkı vermemiştir. Aileyi toplu bir gözle incelediğimizde, onu oluşturan fertlerin bir çeşit atama ile orada bulunduklarını çok rahatlıkla müşahede edebiliriz. Bünyesinde bulunuşumuz bizim isteklerimiz doğrultusunda olmamıştır. Buna bağlı olarak da o bünyede iken yapmamız gerekenler de bizim tercihlerimiz olarak ortaya çıkmayacaktır. Bizim, kendimiz isteyerek yaptığımızı zannettiğimiz şeylerin önemli bir bölümü küçük ayrıntılardan oluşmaktadır, asıl rolümüzde muhayyer değiliz.

Aileden beklenen veya ailenin bulunma nedeni olan görevlerde kadın, üzerinde bir üst sorumlunun bulunduğu kimse durumundadır. Allah Teâlâ’nın iki eş arasında erkeği kadından bir puan üstte tutmasının anlamı nedir? Sadece, erkeğin dilediği gibi konuşması, yapmak istediğini engel görmeden yapması, dilediği gibi harcayıp kısması olarak anlaşılabilir mi bu üstünlük? Erkek evde ağa mıdır yoksa ailenin mesulü olduğu için bir puan üste yerleştirileni midir? Kadının mutfağa, erkeğin işe yerleştirilmesi ve birbirlerinin alanlarına girmemeleri üzerine kurulu anlayış gayet basit bir yerleştirme şeklidir. Kadın da erkek de ailede ‘kul’ olarak bulunduklarına göre, bedensel yapılarına göre hesap edilmiş bir görev taksimi onları kulluk ifasında yeterli hale getirmez. Erkeği de kadını da Allah Teâlâ nasıl görmek istiyorsa, bulunmaları gereken yer de o olmalıdır.

Aileden beklenen değerler sadece çocuk doğurmak ve büyütmek olarak da anlaşılamaz. Aileyi sadece çocuk üretme merkezi olarak gören anlayış nedeniyle kadın ailenin tek mümessili haline gelmektedir. Aile ümmete çocuk kazandırma noktası olduğu kadar, ümmetin değerlerini, mukaddesatını ve ulvi hedeflerini oluşturma ve yaşatma noktasıdır aynı zamanda. Ümmet camilerinden önce ailelerden, evlerden beslenecektir. Evleri faal olmayan bir ümmetin camilerinden ne beklenebilir? Camilerin alt yapısı evlerdir. Evler, kadınlara terk edilip ihmal edildikten sonra camilerin minarelerinden yükselen ezanlara icabet edenler nitelik ve nicelik olarak önemli bir sayıyı gösteremeyecektir.

Evlerin icra edeceği bu büyük çalışma kadının tek başına yürütebileceğinden çok daha büyük bir çalışmadır. Erkek de tek başına kaldığında bu çalışmayı yürütemez. Erkeği ile kadını ile bütün bir ümmet altına girip bu yükü bir sonraki nesle devredebiliriz. Kadının doğurma, besleme, temizleme ve evlendirmeye daraltılmış görevleri gerçekçi değildir. Erkeğin de kazanan, getiren ve son kararları veren yetkili konumunda olması gerçekçi değildir.

Erkeğin kazanıp getiren, kadının doğurup büyüten, çocukların da yiyip gelişen olarak bilinmeleri hayatın gerçeklerini ve Allah’ın maksadını bilmemekten kaynaklanmaktadır. Kadın, anne olarak bulunduğu noktada da eş olarak bulunduğu noktada da Allah’a karşı mesuliyetler taşıdığına göre her iki konumda da sınırlarını bizim belirleyebileceğimiz bir alanda durmamaktadır. Kadını ailenin tek sorumlusu haline getirmek bir aşırılıktır. Onu erkeğin eli altında bir hiç durumuna getirmek ise başka bir aşırılıktır. Rabbimiz herkes için bir görev takdir etmiştir; kendisine takdir edilen görevin hakkını verenler imtihanı kazanmış olacaklardır. İmtihan duruşunda kimseye kadın mı erkek mi olduğu sorulmayacaktır. Sorulacak olan ‘hangimizin daha güzel amel yaptığı’dır.

Neden aile kurar evlerde barınırız?

Ev, ailenin barınağı ve adresidir. Aile için söylenen ne varsa onu ev adı altında da söyleyebiliriz. Evlerimiz ailemizin fiziki yapısını yansıtmaktadır. İnsan ne için yaratılmışsa, insanın adresi durumunda olan evler de onun için vardır. Aileler, Allah Teâlâ’nın insanı yaratma maksadının gerçekleşmesi için vardır. İnsan mü’min olduğu gibi ev de mü’min olur. İnsan gibi ev de kâfir olur. Mü’min mücahitlik vasfı kazandığı gibi ev de mücahit olur. Çünkü evler, duvarlarla çevrili mekânlardır ama o mekânlar insanı barındırmak için vardır.

Biz ve ailemizden biri olarak beraberimizde bulunan herkes, tohum olarak toprağın altında bulunan bir dane olarak evlerimizde bulunuruz. Evlerimizin perdesini kapatmamız, evlerimizde kapıların, kapılarda kilitlerin bulunması basit bir can ve mal güvenliği değildir. Malımız kadar, bizim insan olarak gelişmemiz de kapısı ve kilidi bulunan bir evde bulunmamızla mümkün olmaktadır.

Evdeki kadın ve erkek böyle bir yapının parçaları durumundadırlar.

Sıkıntılarımızın sorumlusu

Nesil yetiştirmede, aile ahengi ile yaşamada karşılaştığımız ve içinden çıkmakta zorlandığımız sıkıntıların sorumlusu tek başına kadın değildir. Kadının tek başına hükümranlığının bulunmadığı bir ortamdan onun sorumlu olarak çıkarılması adil olmaz. Sorumluluğun ağır bölümü erkeğin omuzlarındadır. Kur’an erkeklere, ailelerini ateşten korumalarını emretmektedir. Erkeğin görev devri yapması, ek mazeretler icat etmesi onu sorumluluktan kurtarmayacaktır.

Temeldeki sıkıntımız, evlerimizin dolayısıyla ailemizin aşırı müdahaleye maruz kalmasında yatmaktadır. Normal şartlarda bir erkek ve bir kadının kurması gereken bir ev veya aile, şimdiki zamanlarda üçüncü, dördüncü ortaklarla kurulmaktadır. Aile düzeninde üçüncü ortak çevre faktörüdür. İnsanların gözleri ve dilleri evlerimize eşlerden biri kadar rahat girebilmekte ve bir daha da çıkmamaktadır. Dördüncü ortak ise mobilya ile simgeleyebileceğimiz ev malzemeleridir. İnsana rahat bir adım atacak kadar yer bile bırakmayan bu dördüncü ortağımız, aile fertlerinin birbirlerine vakit ve gönül ayırmalarını bile engellemektedir. Nikâh masasına kadar gelebilen, insandan kıymetli, teneke ve saman çöplerinden oluşan bu ortak kanser gibi evlerimizi istila etmiştir.

Aile bireylerinin bu iki işgalciye karşı yapabilecekleri tek şey onu ilk andan evin bireyi haline getirmeme azmidir. Onun dışında, insanın aç ve sefil kalma pahasına bile olsa onların işgali doğal hale gelmektedir. İnsan için üretildiği halde insan eriten mobilya, kanserin ta kendisidir.

Kadınların mobilyaya daha düşkün olarak bilinmeleri gerçekçi değildir. Fıtratlarının ihmal edilmesi sonucu doğan boşluğu ikinci bir ihmalle yabancı eşya tutkunluğuyla doldurmalarının tezahürüdür bu durum. Eşlerine ayıracakları vakti ve alakayı teneke parçalarına, saman çöplerinden oluşan suntalara ayırmaları avuntudur.

Denge

Evlerimiz fıtratımızda var olan ihtiyaçlarımızın tatmini için vardır. Bu ihtiyaçta erkek veya kadın tek başına değildir. Erkek kadar kadının da fitri ihtiyaçları vardır. Sevmek, sevilmek, huzur bulmak, rahatlamak ve benzeri ihtiyaçlar tek yanlı değildir. Sorumluluk da buna göredir.

İnsan olarak yaratılmanın en tabii gereklerinden biri yeni bir insanın yaratılmasına vesile olmaktır. Erkek, bir insan olarak bu sorumluluğu taşıdığı kadar kadın da bir insan olarak bu sorumluluğu taşır. Doğuran durumunda olması kadının tek mesul olmasını gerektirmemektedir. Nihayetinde kadının doğurması bile tek başına yaptığı bir iş değildir.

Allah’ın dininin yaşanması ve yaşatılması kadın erkek her mü’minin görevidir. Dinin en güvenli yaşanabileceği en son kale evlerdir. Aile, dinin en güçlü çekirdeğidir. Allah’ın dinini yaşama ve yaşatma konusunda her iman eden aynı oranda sorumluluk taşır. Bunu, çocukların mü’min kimlikle yetiştirilmelerine tatbik ettiğimizde de böyle bir durumla karşılaşırız. Ne anne ne de baba birbirlerine devretme hakkına sahip olmazlar; herkes kendi mesuliyetinin hakkını vermelidir. Aile budur. Çocuğun korunması, yetiştirilmesi kadar çocukların ortaya çıkarılması da bir sorumluluk çeşididir. İnsanla mamur olan bu dünyada, mü’min insan sayısının artmasından ve Peygamber aleyhisselam efendimizin ümmetinin kalabalıklaşmasından sadece erkek veya sadece kadın sorumlu tutulamaz. Eğer ses, iki elden çıkacak bir formül üzerine kurulu ise sese destek vermeyen her el sorumlu olacaktır.

Evlerimize koruma

Evlerin mahremiyeti öne çıkarılmalıdır. Malımızı hırsızlığa karşı korurken ahlâkımızı en az malımız kadar korumayı ihmal edemeyiz. Apartmanımızda şüphelilerin dolaşmasından endişe ederken, ahlâki sıkıntısı olan misafirlerin evimize girmesine sessiz kalamayız. Misafir seçmek en önemli görevlerimizden biri olur. Bu misafir kapıdan giren, kablolardan geçen, kulaktan kulağa intikal ederek gelen, hangisi olursa olsun sansürümüzden muhakkak geçmelidir.

İmanımızın ev düzenimize yansımaması düşündürücüdür. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin haram listesinde bulunan şeylerin evlerimizde yer alabilmesi ve bizim bundan rahatsız olmayışımız da düşündürücüdür. Mü’min kimliğimizin en önemli göstergelerinden biri olan namazın evlerimizde seccade düzeyinde kalması, hadisteki ifadesiyle mezarlığa dönüşmüş evlerde yaşamaya başlamamız acil tedbirleri gerektirmektedir. İnsanlaşan, insanı da eşyalaştıran eşya tutkunluğu çok acil bir tedbir gerektirmektedir.

Hayatı birbirimizi taklit ederek yaşar hale gelmemiz, orijinal insanlar yetiştirme yerine birbirinin aynı olan bir nesil yetişmesine neden olmaktadır. Yiyip içtiğimiz gıdalar kadar bizim anlayışlarımız da hormonlaşmış durumdadır.

Benzetme

Gaye Allah’ın rızasına erip cennete girmek ise biz, bulunduğumuz her yerde kulluk ölçüleriyle yaşamak durumunda oluruz. Bulunduğumuz noktanın ev veya cami olarak adlandırılmış olması önemli değildir artık. Tuvalete girerken bile uyulması zorunlu bir edep konduktan sonra önümüze, biz kendimizi başıboş göremeyiz.

Evlerimiz ve ailemiz camimiz ve cemaatimize benzer. Ailemizi oluşturan fertlerimizle camilerimizin müdavimlerini oluşturan fertlerin bağlı oldukları ortak bağ iman bağıdır. Yaşamak için benimsediğimiz ilkelerimiz de dinimizin ilkeleridir. Caminin kubbesi altında nasıl imamı, müezzini, cemaati aynı namazı ve aynı sorumlulukla kılıyorsa, evlerimizde de erkek veya kadın aynı sorumluluğu paylaşmaktadırlar. Namaz aynı namazdır. Birine imam, diğerine müezzin denmesi namazı değiştirmiyor. Evlerimizde de birimizin adı kadın, diğerinin adı erkek olmakla değişen bir şey yoktur.

Aile iman davamızın çekirdeğidir. Kadın da o çekirdeğin önemli bir yükünü taşımaktadır. Erkek ve diğer fertler yükten muaf mıdırlar?

Nureddin Yıldız
Millî Gazete

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s