Mü’min beyefendi


İman ehli olmak ve mü’min adıyla anılmak, insanın önüne konmuş bulunan bazı ıstılahlara inanmış olmaktan ibaret değildir. Sadece meleklere inanmış olmak, mü’min olmak anlamına gelmez. Meleklerin varlığına iman kadar, meleklerin denetlediği ve kayıt tuttuğu bir hayata inanmak ve bu inanç doğrultusunda gerekli tavırların sahibi olmak inanmaktır. Böyle imanı olan biri için mü’min denebilir. Kitaplara iman örneği de böyle ele alınabilir. Allah’ın bir kitap indirdiğine inanmış olmak tek başına yeterli olmaz. O kitabın iman eden için yaşanacak kurallar belirlediğini, ona teslim olmanın adının iman etmek olduğunu kabullenmek, mü’min olmanın en tâbii şartıdır.

Ana çizgileri böyle belirlenen bir imana sahip olan insanın ‘mü’min’ olarak anılması haktır. Öyle bir insandan iman ettiği kitaba göre yaşaması ve iman ettiği meleklerin denetlemesini yanı başında hisseden tavırların sahibi olması beklenebilir. Bu insan, kadere iman eden insandır. Bu insan, Peygamber aleyhisselamın ümmetinden olduğunun idraki içinde bulunacağı için ondan Sünnet’e göre yaşama, caiz olmayanı yapmama, iyilikte yarışma gibi faziletler beklenebilir. Böyle bir insan, yani imanın ne anlama geldiğini müdrik insan, Peygamber aleyhisselama iman etmenin, onun gibi yaşama gayreti içinde olmak gerektireceğini bilir. Aksi takdirde açık bir çelişki içinde olacağını bilmiş olacağı için Sünnet’in çizdiği nezaket çizgilerini aşmaz. O mü’min insan, beyefendi insandır. Beyefendilik, insanlar arasında en çok ona uygun olan bir vasıftır.

Mü’min insan, hayatın içinde insandır. Evinde yaşar, okulunda yaşar, iş yerinde yaşar, sokakta yaşar, tatilde yaşar. İnsana mubah olarak sunulan neresi varsa orada bulunur. Bulunduğu yerde de dini ile bulunur. ‘Evinde serbest camisinde mü’min’ çelişkisi içinde olmaz. Mü’min, camisinde kim ise evinde de odur. Camide kulluk ettiği Allah’ın iş yerinde onunla beraber olduğunu hiç unutmaz. Tatille çalışmanın bu açıdan bir farkı olmaz onun nazarında.

Cami veya ibadet maksadıyla bulunduğu ortamlardaki şahsiyetini evinde koruyamayan bir kişinin olgun mü’min olma iddiası ancak zayıf bir iddiadır. Nezaket ve samimiyetini kendi aile fertlerine karşı gösteremeyenin, ibadet maksatlı da olsa aile ilişkileri dışında bir maksatla bir arada bulunduğu insanlara karşı samimî, nazik ve merhametli olması kabullenilebilir bir tutum değildir. Bu bir çelişkidir. Eğer samimîlik ve nezaketi dinden kaynaklanıyorsa yani mü’min olduğu için öyle görünüyorsa, onun kendi evinde de mü’min kimliğini göstermesi gerekirdi. Hayır, bu samimiyet ve nezaketi ortam icabı ortaya konuyordu ise bu ancak samimiyetsizliktir. Bunun takdir edilebilir bir yanı yoktur.

Mü’min her yerde mü’min olduğuna göre her yerde mü’min kimliğinin gerektirdiği kişiliği ile bulunur. Özellikle evinde tam bir mü’min kimliği göstermelidir ki, yetiştirdiği nesli onun imanına şahitlik etsinler. Ailesinin ve çocuklarının mü’min kimliğine hüsnü şehadette bulunamadığı mü’minler, böyle bir sonuçtan ötürü muhasebe edildiklerinde makul bir gerekçe bulamayacaklardır. İman, camiye ve tekkeye sıkıştırılmış bir iman değildir. Evle cami, işle tatil arasında denge kurmak, her ortamda kendi ilkelerini oturtmuş olan bir dine iman ettikten sonra ikili hatta üçlü bir kimlik sahibi olmak gibi görülemez.

Mü’min, evinde beyefendidir

Beyefendilikten ne anlıyorsak mü’min, evinde öyle bir beyefendidir. Allah’ın yarattığı erkeklerin en naziği, en merhametlisi olan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, mü’min erkeklerin beyefendilik örneğidir. Mü’min, onun gibi olma gayreti içinde olur. Aynısı olmasa da ona benzemeye çalışır. Bunu yaparken de şehir görmüşlüğü belli olsun, sosyal kimliği ezilmesin gibi nedenlerle yapmaz. O beyefendilikten ibadet sevabı umar. Beyefendiliğini Sünnet ehli olmanın gereği görür.

Başta nikâhla beraber Allah’ın elindeki emaneti olarak gördüğü eşi olmak üzere çocukları ve evinde kendisi ile beraber bulunmak durumunda olan kim varsa onlara karşı beyefendidir.

Mü’min, beyefendiliği imanının gereği olarak bir sevap beklentisi içinde yapacağı için, beyefendiliğin bedelini ailesinden beklemez. Beyefendiliği yüzeysel olmayacağından ötürü, onun efendiliğine karşı görebileceği bütün olumsuz tepkiler, hatta hıyanetler bile onu yıldırmaz, efendiliğinden taviz verdirmez. Zaman onu yıpratamaz, bilâkis olgunlaştırır.

Gayeli ve hedefli erkek beyefendidir

Evlenmenin ve aile reisi olmanın sıradan bir iş olmadığını, koyunların çiftleşmesi ile insanın nikâhlanmasının arasında rakamla beyan edilemeyecek kadar fark bulunduğunu bilir mü’min. Evlenmiş olmayı Allah için yapılacak işlerden biri olarak görür. Allah için yapılacak işte de Allah’ın çizdiği çizgilere dikkat edilir. Evlenmiş olmak, işten dönünce yemeği hazır bulmak türünden koyun mantıklı bir evlilik beklenmez mü’min insandan. Evliliği cihat görür. Her cihat çeşidi gibi evliliğin de cihat olmasından kaynaklanan zorlukları bulunabileceğini, bu zorlukların melekler tarafından sevap olarak kaydedileceğini bilir, böyle iman eder. Çok çocuk sahibi olmayı, her bir çocuğunu iyi bir mü’min olarak yetiştirmeyi gaye edinir. Bir anne, çocuk sahibi olmak için hamilelik ve doğum gibi uzun süreli meşakkatlere nasıl katlanıyorsa, manen bir doğum demek olan çocuk yetiştirmenin de sıkıntıları olacağını çok iyi bilir. Çocuğa da annesine de bu gözle bakar, böyle bir beklenti içinde olur.

Evlilikten sıradan insanların beklentisini beklemeyen, büyüklerin umutları ile dolu olan mü’min gerçekçi bir mü’mindir. Allah’ın yardımına müstahak mü’min de odur.

Bu nedenle evlenirken, gayesini anlayabilecek, aynı gayeye bağlanabilecek birini arar. Dindar olanı, dinden bu açıyı yakalayabileni arar. Kadınlığı elinde silah olarak gören ve kullanacak olan bir kadınla böyle bir yola girmez. Kafasına denk olanla bir arada olmaya çalışır. Aynı şartları yakalayamasa da yaklaşık seviyelerde olsun ister.

Kadınlar hakkındaki peşin fikirlere yanaşmaz. Ne erkekleri üstün görür ne de kadınları esirleri olunacak mucizeler olarak görür; herkesin kul olduğunu ve kulluğun bir imtihan olduğunu bilen biridir o.

Beyefendiliğin birinci ilkesi

Evinde beyefendi olan mü’minin taviz vermeyeceği ilkelerinin başında kadını kadın, çocuğu çocuk olarak kabul etmesi olmalıdır. Kadını kadından daha farklı biri olarak görme meyli beyefendiliğe aykırıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kadınlara iyi davranmayı emrettikten sonra, kadınların yaratılışları gereği düzeltilmesi sorun oluşturabilen bir yapıda olduklarını, onlarla oldukları gibi yaşamayı bilmemizi emretmiştir. Evliliğimizi sürdürmemizin, bir imtihan olarak önemli bir gereği de budur. (Bu husustaki hadisler için bkz. Buharî, Enbiya, 1/3331; Müslim, 3644)

Çocukların çocuk gibi kabul edilmeleri ile onlardan büyüklük beklenmesi arasında fark vardır.

Kadın ve çocuk hata ettiğinde, mü’min beyefendi hatayı görmemeli ve biriktirmemelidir. Affeden, unutan mü’min olmak, dosya biriktiren savcı mü’min olmaktan kesinlikle daha hayırlıdır. Hataların kendisi ile değil, hataya sürükleyen yapı ile uğraşmayı tercih etmek gerekir. Eşinin ve çocuklarının hatalarını biriktirmenin, onlara duyulan sevgiyi tüketebileceğini ve sevmediği bir eş ve çocukla bir arada yaşamanın kişiye sıkıntı vereceği daima göz önünde bulundurulmalıdır.

Açık ve sarih olmalıdır

Devlet sırrına dönüşmüş düşüncelerin sahibi gibi kapalı erkeklerden beyefendilik beklemek zordur. Gerek nikâh öncesinde ve gerekse evlilik süresinde düşünceleri, amaçları konusunda açık ve net konuşmalıdır mü’min erkek. Ne yapacağı bilinmeli, ne düşündüğü anlaşılmalıdır.

Sevdiğinde sevdiğini, anlamadığında anlamadığını, rahatsız olduğunda rahatsızlığını beyan eder. Gizli saklı düşünceler beyefendiliğe uygun değildir. Elbette eşinden de aynı şeyleri bekler. Bunu da ona izah eder. Konuşur, istişare eder. İkna eder, ikna olur ama küsüp bir kenara çekilmez. Allah’ın ona takdir buyurduğu nasibine razı olur. Dünya hayatının, her emele sahip olma yeri olmadığını bilir.

Sabır örneğidir

Sabretmenin imtihanın en az yarısı olduğunu bilmesi, onun için bir kazanç olur. Mü’min beyefendi insan, hayatın bilgisayar tuşları ile yönlendirilemeyeceğini, her şeyin Allah’ın bir kaderi ile gerçekleştiğini anlamış insandır. Başına gelen musibetlerle yıkılmaz. Çocuklarından ve eşinden beklemediği şeylerle karşılaştığında, imtihanın yeni bir safhasında olduğuna göre aynı basiretle yoluna devam edeceğini tereddütsüz bilmektedir o.

Yatıştırıcıdır, araştırıcı olmaz. Müfettiş rolünde bir baba, eş olmayı kendine uygun bulmaz.

Eşiyle hatta çocuklarıyla istişare eder. İstişaresi en nazik üslûp içinde olur.

Ev ihtiyaçlarında aksatma yapmaz. İsraf ile itidal arasında bir dengede kalır.

Her zaman ciddî değildir, tebessümü ve şakası olan bir baba ve eş olmayı tercih eder.

Affedicidir. Affettiğini de başa kakmaz.

Ekonomik ve sosyal açıdan kendinden daha düşük durumda olanlara bakarak değerlendirme yapar.

Rabbi ile bağı güçlüdür

Beyefendilik, namazlı mü’min olmaktır. Nafileleri de ihmal etmeyen, zikir ehli, dua eden, istiğfarı eksik etmeyen, Kur’an okuyan mü’min iyi mü’min olacağı için beyefendilik çizgisinde kalan mü’mindir. Haramlara karşı hassastır, ölümden korkar gibi haramdan korkar. Allah’tan korkan bir arkadaş çevresine sahiptir. İlimsiz kalmaz. Vaktini heba etmez. Temizdir, naziktir, ahlâk sahibidir, örnektir…

Nureddin Yıldız
Millî Gazete

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s