Bir insanın işi vaktinden çok olmalı!


Nureddin Yıldız ile söyleşimiz okumak, psikoloji ve internet üzerine devam ediyor. 

Dün başladığımız Nureddin Yıldız söyleşisine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Hocam kütüphanenizde Türkçe’den ziyade Arapça kitap ağırlıklı..

İyi gözlemcisiniz. Çünkü ben kaynak olarak genelde Arapça kullanıyorum. Çünkü yaptığım iş Arapça’yı gerektiriyor. Dolayısı ile Türkçe kitap okuma gereği çok duymuyorum. Diyanet Ansiklopedisi’ne ihtiyaç duyuyorum bazen, çünkü yeni bir çalışma, içinde sıfırdan konular var. Ama Türkçe olarak kütüphanelerdeki birçok kitap benim için israf. Kütüphanemde ise filan tefsirin tercümesi olur ama ben orijinal Arapçasından istifade ederim. Ona itibar ederim. Zaten benim Türkçe’ye nazaran Arapça okuyuşum daha hızlıdır. Kuran, hadis, fıkıh hizmeti Arapça’ya dayalıdır. Orijinal dili de Arapça’dır zaten.

Ben İmam Nevevi hazretlerinin o örnek hayatına gıpta ederim. Siz de bir sohbetinizde İmam Nevevi’den bahsetmiştiniz, onun kitaplarını okuduktan sonra günlerce uyumamışsınız.

İmam Nevevi ile evet, öyle bir bağım var. İmam Nevevi normal bir insan değil; yani İmam Nevevi, rahmetli hocam Muhammed Ebu Gudde’nin diliyle “Evliyanın Sultanı”dır. Vefat etmeden evvel bir kütüphane yazarak gitmiş ve de gece ibadeti olan zahit bir insan, dünya hayatını en iyi değerlendirerek gidenlerden. Mesela onun hangi kitabını okusanız, onun yıllarına götürdüğünü görürsünüz. Yani inanılmaz bir feyiz vardır çalışmalarında. Bizimki gibi kuru kalem yazılı eserler değildir.

İmam Nevevi zaten çok uyumazmış.

Evet, uyuyup da büyük adam olan yok zaten. Hırsız bile çok uyuduğunda iyi bir hırsız olamaz. Uyku insanoğlunun en büyük kanseridir. Dinlenmek başkadır, uyumak başkadır. Sağlıklı bir insana 4 saat hatta 3 saatlik bir uyku kâfidir. Uyku disiplin altına alınmadığında insanı ezer geçer. Hayatın resmen yarısını götürür. Disiplinsiz uyku iflastır. Çünkü uykunun kendisi yok. Düzenli uyumazsanız gündüzünüzü de sersemleştiren bir rahatsızlık. Bu sebeple Müzzemmil suresindeki ayetle ilgili, “yastığı başına geçirme” diye uykun düzenli olsun minvalinde bir sohbetimiz vardı. Orada Cenab-ı Allah, Efendimiz s.a.s. ve Sahabe-i Kiram’ına, “uykunuzu düzene koyduğunuz anlaşıldı, şimdi Kuran’ı yüklenebilirsiniz” diyor. Uyku, ekmekten değerli bir nimettir.

Biz gençler için, hele ki kitaplarla bol haşır neşir olan bir büyüğün bir gününün nasıl geçtiğinin cevabı oldukça istifade edilesi olsa gerek. Öğrenmek isteriz doğrusu, bir gününüz nasıl geçer?

Eğer bir hizmet görevim yoksa, hastam yoksa sabah namazından sonra büroma gelirim. Cüzümü okurum. Sonra o günün gecesi gelmiş fıkıh sorularını cevaplandırırım. Bu cevaplandırma yaklaşık bir saatimi alır. Ondan sonra randevular gelene kadar muhakkak bir cilt kitap tararım, notlarımı tutarım. Daha sonra vakıfta isem büyük oranda 10-15 randevum olur her gün. Vakit namazları, randevular, sohbet kayıtları, gelen telefonlar derken akşam olur. Sohbet olan bir akşamsa o akşam sohbetimize gideriz. Bazen şehir dışı programlarımız oluyor. O zaman da ona göre ayarlıyorum ve akşam mutlaka 9.00 gibi evde olmaya çalışırım. Sabah 6.00’dan akşam 9.00’a vakıfta olurum. Eve giderken de gün içerisinde çıkarttığım yaklaşık 300 sayfayı bulan Arapça ilmî makaleleri götürür ve okurum çocuklarla. Randevulardan bunaldığım zaman, kitap okuma evlerim var, alıyorum kitaplarımı, makalelerimi bir gün kayboluyorum. Sekreterim de “hoca yok” dediği için kimse bulamıyor.

Hocam hangi siteleri, kanalları takip edersiniz?

Televizyon hiç takip etmiyorum. Günlük olarak bizim Asım Gültekin’in sitesine bir göz atarım. Bir de arkadaşlar filanca bir haber oldu diye haber ederlerse ona bakarım. Haberle pek ilgilenmem. Sıklıkla Arapça, ilmî üstad sitelerden istifade ediyorum. O da çok vaktimi almıyor zaten.

Konu, okumak ağırlıklı olunca Gazali’den bahsetmezsek olmaz. Hocam bence İmam Gazali’yi okumak, psikoloji bilimini en ince ayrıntısına kadar iyi kavrıyorsun demek. Bu meyanda sizin psikoloji ile aranız nasıldır?

Psikoloji ile benim bir ilmî bağım yok, ama doğru söylediniz, İhya-u Ulumiddin okuyan bir Müslüman doğal olarak psikolojiden de anlar. Sizin gibi Gazali’yi severek okuyan birisi için psikoloji kolay bir ilim dalıdır da. Herkes benim psikoloji ilmini bilip bilmediğimi sorar ama daha psikoloji kelimesinin de tam nasıl yazıldığını bilmiyorum. Ama bir psikolog talebeme, “gel Gazali’yi değerlendirelim” dedim ve Gazali’deki psikolojik meseleleri izah etmiştim. Hayret etti, “Gazali ne zaman yaşadı” diye sordu bana, “900 sene önce” dedim. O zamanlar psikoloji dünyada bilinen bir kelime değildi. Hemen hemen tasavvuf erbabından eli kalem tutanların çoğunluğu da psikolojik gerçekleri konuşurlardı. Tasavvufun da insanın iç disipliniyle ilgilenen bir uzmanlık alanı olduğu içindir bu. Ama Gazali bir âlemdir. Dolayısı ile Müslümanlar günün birinde inşallah İmam Gazali Enstitüsü diye bir enstitüsü kurup orada ciddi bir psikoloji çalışması yaparlar diye umuyorum. Yani benim de psikoloji ile olan bağlantım sizin gibi Gazali’den kaynaklanıyor.

Hocam dün katıldığım bir sohbette; “ilim, bazı insanlarda gizli kibre neden olur. Gizli kibirse gece ibadetine kalkmayı engeller” denildi. Çok etkilendim, belki de birçoğumuzun en temel sorunu buydu, siz ne dersiniz?

En lüks ibadet, en seri ibadet teheccüd ibadetidir. Vücuda çabuk karışan ibadettir. Bu sebeple dayak yiyecek olan bunu gece ibadeti üzerinden yer. Eğer kibir, hemen tavırlara yansıyorsa bu herkesin gördüğü ve bildiği kibirdir. Gizli kibirse, onu sen aslında dilinle elinle yansıtmıyorsun ama içinde de ‘senin basit bir insan olmadığını, filan kişiden farklı olduğunu, insanların bunu anlaması gerektiğini’ düşündürterek şeytan seni büyütüyor. İçerden büyüyorsun, bir zaman sonra uzmanlaşıp dışarıya yansır bu zaten. Ama ilk etapta hissedilmiyor, kanser gibi.

Nasıl engellenebilir?

Bir mü’minin iki sıkıntısı çok önemli; birincisi, ahiret ilimlerinden mahrum olması. Cehennem deyince titreyemeyen mü’min cahildir. İkincisi, yalnızlık vahşettir. “Yalnız kalanı kurt kapar” buyuruyor Efendimiz s.a.s.; bu kurt ille de yalnız kalınca kapar değil. Cemaatsiz olmak adına, tarikat de adına, vakıf de, dernek de, ne dersen de. Müminler bulunacak ve bu mü’minler “emri bil mağruf neyhi anil münker” vazifesi yapacak. Kibir olunca kibri ikaz edecekler, yalan olunca yalanı ikaz edecekler, namazda tembellik olduğunda, namazla ikaz edecekler. İlim ve cemaat içinde olmak kibri de engeller, her türlü hastalığı da engeller. Cemaat içinde oldun mu kibir yapamazsın. Ciddi hastalığımız yalnızlık ve cahilliktir.

Peki hocam teknoloji ile aranız nasıl?

(‘Görüyorsunuz’ diyerek, hocamız masasındaki iki bilgisayarı ve yedekleme sistemini gösteriyor.) Cep telefonlarım var fakat hiçbiriyle uğraşmıyorum. Uğraşmama nedenim beni meşgul etmesi. Mesela bilgisayarımda hafif bir tıkanıklık olsa hemen asistanıma havale ediyorum, “ben abdestten gelene kadar hallet” diyorum. Benim asistanım elim kolum ayağımdır. Asistandan çok benim birinci derece yardımcımdır. İki gazeteye yazı yazıyorum, aylık 7-8 dergiye yazı veriyorum; sağolsun asistanım hemen düzeltmelerini yapıyor. Oldukça dualık bir iş, zaten Hatice Hanım insanlar parayla gönül birliği kuramazlar.

Hocam, kendim aktif bir twitter kullanıcısı olarak sizi sürekli takip ediyorum. Gittiğiniz ve geldiğiniz konferanslar, o güne has sözleriniz mutlaka cebimdedir, takipteyimdir. Sizi de aktif twitter kullanıcısı olarak görüyoruz?

Doğrusu evet twitter hesabım var. Ben şimdi bir şeyi itiraf etsem doğru olur mu bilmiyorum ama ben twitter’ı kendim kullanmıyorum. İkinci asistanım ve şoförüm, yanımda dolaşan kardeşim ben gibi kullanıyor. Ama ilaveten bir şey yazmıyor. Bunu ben kullansam günde belki de 20 dakikamı alır. (“20 dakika benim için çok pahalı” diyerek de ilave ediyor hocamız.) Twitterda esasen insan; hürmet ettiği, sevdiği kişi hakkında bilgi edinmek istiyor, bir tür sıla-i rahim gibi bir şey bu. Allah razı olsun yardımcı genç arkadaşlar ilkokula gittiği zamanlardan beri benim yanımdalar.

Sosyal Doku Derneği’nin sloganı “işi vaktinden çok olanlar”?

İşi vaktinden çok olanlarla ne işiniz var, diyor hocamız; affına sığınıyoruz. Bu söz Hasan el Benna’ya ait. Bir gün “mezarlıktaki diri; Hasan el Benna” başlığıyla o güzel insanı anlattım. Sonra 6 cilt halinde kısa zamanda çok iş yapan büyükleri yazdım. Bu slogan da o günlerden kaldı ve tuttu. Zaten bu slogan ona uyuyor da, bize uymuyor. Allah ona rahmet eylesin. Bu arada birazdan diğer bir işi vaktinden çok olan, Necip Fazıl Kısakürek’i anlatacağız.

Hocam çok kıymetli vaktinizden bizlere ayırıp sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ederiz.

Asım’ın yetiştirdiği; sıkı takipçi, terleten sorularınız için de ben teşekkür ederim. Selam ederim.

Hatice Tüfekci sordu
Dunyabizim.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s