Meşrû hedefe, meşrû vasıta ile gidilir


Cin kullarını ve insan kullarını yalnızca kendisine ibadet etsinler diye yaratan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, kulları üzerinde eşsiz ve ortaksız yasama hakkına sahibdir… Bu hak, yalnız ve yalnız O’nundur ve gerçekten iman etmiş olanlar, bu hakkı O’ndan başkasına kısmen de olsa asla devredemez ve O’ndan başkasına verilmesine asla razı olamazlar… Kim olursa olsun, Allah’dan başkalarını yasama konusunda Allah’a ortak etmenin ve razı olmanın apaçık bir şirk olduğunu bilip inanırlar… Mü’min müslüman olanların imanlarının gereği odur ki, yasama hakkını yalnızca Allah’a has kılmak ve hükümde hiç kimseyi ortak etmemektir… Tevhid’den önce şirki, imandan önce küfrü tamamen reddedip kalbden ve beyinden silip atmak gerekir!..

Âlemlerin Rabbi Allah:

“Hüküm, yalnızca Allah’ındır.”(1) ve “Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.”(2) diye buyurmuş, insan kulları için gerek ferdî, gerek ailevî gerekse toplumsal hükümler koymuş ve iman edenlerin bu hükümlere itaat etmelerini emretmiştir…

Allah Teâlâ, insan kullarına helâl-haram sınırlarını beyan buyurmuş, serbest ve yasak ettiği şeylerin hükümlerini, onlara örnek ve önder kıldığı Peygamberleri vasıtasıyla iletmiştir…

Şöyle buyurur Allah Azze ve Celle:

“Sana, kendilerine neyin helâl kılındığını sorarlar. De ki: ‘Bütün temiz şeyler size helâl kılındı.” (3)

“Ey iman edenler, Allah’ın sizin için helâl kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şübhesiz Allah, haddi aşanları sevmez.

Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helâl ve temiz olarak yiyin. Kendisine inanmakta olduğunuz Allah’dan korkup sakının.” (4)

Allah Teâlâ, insan kulları için helâl, yani yapılması serbest kıldığı şeylerin ne olduğunu beyan buyurduğu gibi, onlar için haram, yani yapılmasını yasakladığı şeyleri de beyan buyurmuştur… Helâl-haram sınırlarını belirleme ancak Âlemlerin Rabbi ve İlâhı Allah’a aiddir…

Rabbimiz Allah, insan kullarına neleri haram kıldığını şöyle beyan buyurmuştur:

“De ki: ‘Gelin, size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin.- Sizin de, onlarında rızıklarını Biz vermekteyiz.—çirkin kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında Allah’ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti. Umulur ki, akıl erdirirsiniz.” (5)

“Zinâya yaklaşmayın. Gerçekten o, çirkin bir hayâsızlık ve kötü bir yoldur.” (6)

“Zinâ eden kadın ve zinâ eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onlara Allah’ın dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın. Onlara uygulanan cezaya mü’minlerden bir grup da şahid bulunsun.” (7)

“Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah’dan, tekrarı önleyen kesin bir ceza olmak üzere ellerini kesin. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (8)

“Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının, umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (9)

Rabbimiz Allah, insan kullarının ortaksız ve eşsiz tek Rabbi, tek İlâhı olduğu için onlara hükümler koymuş, sınırlar çizmiştir… Allah Teâlâ’yı yegâne Rabb ve İlâh olarak kabul edip iman edenler, Allah tarafından beyan buyrulan bu helâl-haram sınırlarına dikkat eder, helâl olanları işlerken, haram olanlara asla yaklaşmaz ve mesafeyi hassasiyetle korur…

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

“Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse, onu, altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.

Kim Allah’a ve Rasulüne isyan eder ve O’nun sınırlarını aşarsa, onu da içinde ebedî kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır.”(10)

Allah’a ve ahiret gününe iman eden her mü’min müslümanın helâl-haram sınırlarını dikkatli koruması, aradaki şübheli şeylerden bile çekinmesi gerekir… Kâmil imanın gereği budur… Hüküm konusunda da bu titizliği göstermesi, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmek ve hüküm olunmak kadın olsun, erkek olsun her mü’min müslümanın kulluk vazifesidir… Her iman ehli bilip inanır ki, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler, kâfirlerin, zalimlerin ve fasıkların tâ kendisidir…(11)

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasulullah Muhammed (s.a.s.), helâl-haram hududlarını korumalarını ümmetine emretmekte, aradaki şübheli şeylerden sakınmayı tavsiye buyurmaktadır!..

Nu’mân ibn Beşir (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmakta:

“Helâl belli, haram da bellidir. İkisi arasında (helâl mı, haram mı belli olmayan birtakım) şübheli şeyler vardır ki, çok kimseler bunları bilmezler. Her kim şübheli şeylerden sakınırsa, ırzını da, dinini de tertemiz tutmuş olur. Her kim şübheli şeylere dalarsa, (içine girmek yasak olan) koruluk etrafında davarlarını otlatan bir çoban gibi, çok sürmez içeriye dalabilir. Haberiniz olsun her devlet başkanının kendisine mahsus bir koruluğu olur. Gözünüzü açın, Allah’ın yer yüzündeki koruluğu da haram ettiği şeylerdir.” (12)

Son bağımsız ve hür devletlerinin üç kıtaya hakim dünya devleti olan İslâm Milleti’nin vatanı, düşmanlar tarafından işgal edildi. Onlarca yıl savaşıldı ve müslümanların yenilmesi, topraklarının istilâ edilmesi ile son bulan sıcak savaş, kültürel savaşa dönüştü… Zalim tağutî güçler tarafından işgal edilen İslâm toprakları, onların yerli destekleyicisi olan uşaklarının da yardımıyla param parça edildi… Her parçasının başına dıştaki tağutlara bağımlı bir yerli tağut oturtulup egemen kılındı… Yerli tağutlar, dıştaki efendilerinden aldıkları güç ve emirlerle, egemen oldukları işgal altındaki İslâm topraklarında, Allah’ın indirdiği hükümler ile hükmolunmayı yasakladılar ve ilâhlaştırdıkları hevâlarından kaynaklanan hükümlerle yönetmeye başladılar… Müşrik, kâfir ve gayr-ı müslüm olan kitablı ya da kitapsız efendilerinin hükümleriyle yönetirken, onların hükümleriyle uyumlu yerli hükümler de gündeme getirerek, durumdan vazife çıkardılar…

Âlemlerin Rabbi Allah’ın haram kıldıklarını, yasal olarak helâl kıldılar… Yani Allah’ın yasakladığını serbest yaptılar… Yine Allah’ın helâl kıldıklarını haram kıldılar, yani serbest ettiğini yasakladılar… Böylece helâl-haram sınırlarını ortadan kaldırıp, Allah’ın hududlarını değiştirerek, Allah’ın koyduğu sınırları çiğneyip geçtiler… Toplumda haramların işlenmesi yasal hâle geldi… Bunların işlenmesine karşı çıkan müslümanlar, yasalara baş kaldıran teröristler olarak ilân edilip cezalandırıldı ve yıllarca hapishanelerde çürütüldü… Yüzlerce mü’min müslümanı idam edip şehid ettiler, egemen tağutların şirk ve haram olan yasalarını kabul etmedikleri için…

İşgal edilen İslâm topraklarına şirk, küfür ve tuğyan egemen olmuş, Allah’ın helâl kıldığını haram, haram kıldığını helâl kılınıp, egemen tağutî düzenler tarafından işlenir ve korunur olmuştur…

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“De ki: ‘Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?’ De ki: ‘Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günüyse yalnızca onlarındır.’ Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.

De ki: ‘Rabbim, yalnızca çirkin hayâsızlıkları-onlardan açıkta olanlarını ve gizli olanlarını-günah işlemeyi, haklı nedeni olmayan isyan ve saldırıyı, kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil indirmediği şeyi Allah’a şirk koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” (13)

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, helâl-haram sınırlarını çiğneyen, hakkı bâtıla karıştıran, müşrik, kâfir ve tağutların yaptıkları ihaneti şöyle beyan buyurur:

“O’nun (Allah’ın) üretip türettiği ekin ve hayvanlardan Allah için pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca: ‘Bu Allah’ındır, bu da ortaklarımızındır’ dediler. Kendi ortakları için olan (pay), Allah tarafına geçmez, amma Allah’a aid olan kendi ortaklarının tarafına (payına) geçer. Ne kötü hüküm veriyorlar.

Yine bunun gibi onların ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdiler. Hem onları helâke düşürmek, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karma karışık kılmak için. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları bırak.

Ve kendi zanlarınca dediler ki: ‘Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. Onları, bizim dilediklerimiz dışında başkası yiyemez. (Şu) hayvanlarında sırtları haram kılınmıştır.’ Öyle hayvanlar vardır ki, -O’na iftira etmek suretiyle-üzerlerinde Allah’ın ismini anmazlar. Yalan yere iftira düzmekte olduklarından dolayı O, cezalarını verecektir.

Bir de dediler ki: ‘Bu hayvanların karınlarında olan, yalnızca bizim erkeklerimize aiddir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar da bunda ortaktırlar.’ Allah, (bu) düzmelerinin cezasını verecektir. Şübhesiz O, hüküm sahibidir, bilendir.

Çocuklarını hiçbir bilgiye dayanmaksızın akılsızca öldürenler ile Allah’a karşı yalan yere iftira düzüp Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır.” (14)

Bu ayet-i kerimeler tekrar tekrar okunup üzerinde iyice tefekkür edildiğinde şu hakikat apaçık görülecektir:

Bir ülke, bir devlet, bir hükümet ve bir toplum var!.. Bunlar, cahiliye dönemini yaşamaktadırlar… Rabbleri Allah’ın helâl kıldığını haram kılmış, haram kıldığını da helâl kılmışlardır… Allah’ın hükümlerini bırakmış, terk etmiş ve kendi hevâlarına göre yeni hükümler ortaya koymuş ve yaşadıkları ülkede bu hükümler ile hükmederek insanları yönetmektedirler… Toplumsal yasaları, bu anlayışla yapmakta ve bu anlayışla uygulamaktadırlar… Yasama hakkını, gerçek hak sahibi ve hakkın tâ kendisi olan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’dan gasb yoluyla almış, kendi aralarında yetkili kıldıklarına vermişlerdir… O yetkili kılınanlar da, Allah’ın hükümlerini geçersiz kılarak, onların yerine hevâlarına göre hükümler koyarak, yasalar yapmışlardır… O cahiliye ve şirk toplumunun halkı da bu yasaları kabul ederek, uygulamalarına razı olmuşlardır… Gerek yönetenler, gerek yönetilenler, Allah’ın helâl-haram sınırlarını çiğnemiş, isteklerine, zevklerine ve menfaatlerine göre helâl-haram sınırlarını tâyin etmişlerdir…

Âlemlerin Rabbi Allah şöyle buyurur:

“Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helâl, buna haram demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şübhesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.” (15)

İslâm toprakları işgal eden zalim tağutlar, şirk ve küfür egemenlikleri altındaki kitlelere, esarette olan mü’min müslümanlara kendi helâl ve haramlarına yasal yollarla dayatıp kabule zorlamaktadırlar…

Bu konuda Prof. Dr. Hayreddin Karaman şunları söylemektedir:

“Helâl ve haram kılma yalnız Allah’a mahsustur.

Sıfat ve mevkileri ne olursa olsun hiçbir kulun helâl ve haram kılma selâhiyeti yoktur. Bu selâhiyet yalnızca Allah Teâlâ’ya mahsustur. Peygamberlerin bu mevzudaki ifadeleri, Allah’ın iradesini ve hükmünü kullarına bildirmek ve açıklamaktan ibarettir.” (16)

Laik-demokratik ve gayr-ı İslâmî Türkiye Cumhuriyeti’nin eski diyanet başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu da bu konuda şunları kaydeder:

“Haram ve gayr-ı meşru, dinî bir kavram olup bunu tâyin de, sadece Allah’ın tasarrufunda olan bir konudur. Hz. Peygamber’in bu konudaki hadisleri, Allah’ın hükmünü ve iradesini beyandan ibarettir.” (17)

Prof. Dr. Ferhat koca ise, şunları beyan eder:

“Haramı (ve helâlı) belirleme hakkı ve yetkisi, yalnız Allah’a aiddir. Kavramın tanımı sırasında görüldüğü gibi haram, usûl literatüründe, ‘Şer’i Hüküm’ ana başlığı altında incelenmiştir. Hüküm ise, mükellefin fiilleriyle ilgili bizzat Allah’ın hitabıdır. Ayrıca kaynağı itibariyle ilâhi bir karekter taşıyan İslâm Dini’nde kesin olarak yasaklanmış veya serbest bırakılmış fiiller, bizzat Allah tarafından belirlenmiş ve bu yetki sadece O’na tahsis edilmiştir.”(18)

Sahalarında etkili ve yetkili üç profesörün de dediği gibi hakikat helâl-haram koyma yetkisi yalnız ve yalnız Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’ya aiddir… Bu yetki, Allah’dan başkasının olamaz ve hiçbir “müslümanım” diyen kul, bu yetkiyi Allah’dan başkasına veremez, vermeye de rıza gösteremez!..

Hangi çağda, hangi asırda, hangi ülke ve hangi toplumda olursa olsun, şart ve durumda bulunursa bulunsun, insan kulları üzerinde hakimiyet hakkı yalnızca Allah’ındır ve bu hak, ne başka birileri ile paylaşılır, ne de başka birilerine devredilir… “Allah’ın katında din yalnızca İslâm’dır”(19) ve kendisinden başka hak din ve hayat nizamı olmayan İslâm’ın hükmü budur:

“Hüküm, yalnızca Allah’ındır.”

“Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.”

Aziz İslâm Milleti, ister “Daru’l-İslâm” da hür olsun, isterse vatanı işgal edilmiş, küfür ve şirk hükümleriyle yönetilen, tağutların egemen olduğu “Daru’l-Harb”de esaret altında olsun, hayata İslâm’ı hakim kılmakla görevlidir… İslâm Milleti’nin her mü’min müslüman ferdi, bu kulluk görevini, yegâne önderi Rasulullah (s.a.s.)’i örnek edinerek gerçekleştirmelidir…

Rasulullah (s.a.s.) ve Ashab-ı Kiram, içinde yaşadıkları şirk ve cahiliye toplumuna, nasıl Tevhid ve İslâm toplumuna çevirmişlerse, bu günün muvahhid mü’minler de aynı şekilde hareket etmelidirler… Meşrû gayeye, meşrû vasıtalarla gitmelidirler… Hedef meşrû, hedefe götürecek vasıta gayr-meşrû olmamalıdır…

Prof. Dr. Hayreddin Karaman, yegâne hak din ve hayat nizamı olan İslâm’ın bu değişmez ilkesini şöyle beyan etmektedir:

“Bütün bunların yanında İslâm’ın bir prensibi daha vardır: Vasıtalar da gaye gibi meşrû olacaktır.

Maksada ulaşmak için her vasıtayı câiz gören Makyavelist görüşü, İslâm kabul etmemiştir. Bunun tabiî neticesi, iyi niyetle güzel bir netice elde etmek için de olsa, haram işlemenin câiz olmamasıdır. Cami yapmak, hayır müessesesi vücûda getirmek için kumar oynamak, hırsızlık ve faizcilik yapmak… Tecviz edilmemiştir.”(20)

Prof. Dr. Ferhat Koca da, aynı hakikata vurgu yaparak şöyle der:

“Öte yandan İslâm hukukunda, araçların da amaçlar gibi meşrû olması esastır” (21)

Kendisinden başka Hak Din ve huzur kaynağı hayat düzeni olmayan İslâm’ın prensiplerini beyan eden bu bilim adamlarının söyledikleri ile amel edip etmedikleri bir yana, kaydedilenlerin hakikatın tâ kendisi olduğu malumdur!..

Meşrû (İslâm’a uygun) hedefe ulaşma niyetiyle gayr-ı Meşrû vasıtalar kullanılmaz… İslâm, önce bütün gayr-ı meşrû, yani İslâm’a uymayan şeylerden tevbe edip vazgeçmeyi emreder… Vasıta gayr-ı meşrû olduktan sonra, onu kullanan kim olursa olsun fark etmez… Aşçı olan birisi, eli abdestli, anlı secdeli, Hacca ve Umre’ye gitmiş, gece namazlı gündüz oruçlu, çok iyi ahlâklı, ailesi de onun gibi olan birisi olsun, fakat pişirdiği yemek domuz eti ve sunduğu içecek ise şarap veya rakı!.. Aşçının bu vasıfta olması, pişirdiği domuz etini ve sunduğu şarabı yada rakıyı yiyip içmeyi gerekli kılar mı? Aşçının sözde müslüman ve eli abdestli oluşu, domuz etinin, şarabın veya rakının haramlıktan çıkmasına vesile olur mu? Rabbimiz Allah’ın haram kıldığı domuz eti, şarap ve rakı, aşçının veya garsonun müslüman olmasından dolayı helâl olur mu? Domuz etini pişiren aşçının veya şarabı ya da rakıyı sunan garsonun müslüman olmasının hatırına bu haram kılınan şeylerden yenilip içilir mi?!..

“Ama kardeşim ne yapalım?” sorusuna “Hayat örneğimiz ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in yaptığı gibi yapmalıyız!” Cevabından başka bir cevap vermek elbette doğru olmaz!..

Allah Teâlâ’nın helâl kıldıklarını helâl, haram kıldıklarını haram kılan, yegâne hayat nizamı İslâm’ı hayata hakim eden, Allah’a ibadet etsinler diye yaratılan Allah’ın insan kulları, kullara kul olmaktan kurtarıp Allah’a kul yapan izzetli bir yüce seviyeye ulaşmak için, Emrolunduğu gibi dosdoğru olmak gerek!..

1) Yusuf, 12/40,67.

2) Kehf, 18/26.

3) Mâide, 5/4.

4) Mâide, 5/87-88.

5) En’âm, 6/151.

6) İsra, 17/32.

7) Nur, 24/2.

8) Mâide, 5/38.

9) Mâide, 5/90.

10) Nisa, 4/13-14.

11) Bkz. Mâide, 5/44, 45, 47.

12) Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-İman, B.39, Hds. 45.

Kitabu’l- Buyu, B.2, Hds.5.

Sahih-i Müslim, kitabu’l-Musâkat, B.20, Hds.107.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l- Buyu, B.3, Hds.3329.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l- Buyu, B.1, Hds. 1219.

Sünen-i İbn Mace Kitabu’l-Fiten, B.14, Hds. 3984.

Sünen-i Nesâî, Kitabu’l- Buyu, B.1, Hds. 4431.

13) A’râf, 7/32-33.

14) En’âm, 6/136-140.

15) Nahl, 16/116.

16) Hayreddin Karaman, Günlük Hayatımızda Helâller ve Haramler, İst. 2001, Sh.22.

17) İslâm’da İnanç, İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, İst. 1997, C.2, Sh.170.

18) Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İst. 1997, C.16, Sh. 103.

19) Bkz. Al-İmrân, 3/19.

20) Hayreddin Karaman, A.g.e. Sh. 24.

21) Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C.17, Sh. 178.

Muhammed İslamoğlu
Vuslat dergisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s