Avrupadaki Gençlerin Müslüman Kimliği


Lailaheillallah demeniz dışında
Allah ve resulünden bildiğim, gördüğüm
şeylerin hiçbirini sizde göremiyorum.
| Enes bin Malik (r.a.)

Son yıllarda, Avrupa’da İslam tasavvuru ilgi odağı haline gelmiştir. Fakat, Allah’ın dini olan İslam’dan ziyade, “ılımlılık” veya “İslamcılık” olarak algılanan bir din söz konusu.

“Batı” ve “İslam” kelimelerini bir araya getirmek hiçbir zaman kolay olmamıştı. 11 eylül 2001’den sonra, adeta bir Müslüman karşıtı dalga ortaya çıkmıştır. Bu durumu Müslümanların açısından değerlendirip, “eğitim” süzgecinden geçirerek tahlilini yapmaya gayret göstereceğiz.

Türk ailelerinin Avrupa’ya göç etmesi maddî sıkıntıların doğurduğu bir sonuçtur. Köylerde, kasabalarda zor şartlar içinde yaşayan insanımız, Avrupa’yı bir ekmek kapısı olarak bildi. İnsanımız, Avrupa’da kazanıp ana vatanına dönecekti. Öyle ya, tek istekleri maddî bir rahatlıktı. Bu nedenle, tırnaklarla kazanılanlar Türkiye’ye bir yatırım fırsatı olarak biliniyordu.

Yıllar geçtikçe, göçmen türkler Avrupa’da kendilerine bir düzen kurdular. Türkiye’de kalan aile fertleri zamanla Avrupa’ya göçtüler. “Geçici işci” gözüyle bakılan insanımız artık Avrupa’ya yerleşme niyetindeydi. Çoluk çocuk okullarda eğitimlerine devam ederken, ebeveynler birkaç kuruş uğruna kendilerini heba etmekteydiler. Hedef tek idi; maddî rahatlık.

Maddî çıkarlar adına yola çıkan türkler zaten manevî eksiklikler gösteren insanlardı. Din karşıtı cuntacılar Türkiye’de görevlerinin hakkını vermişlerdi. Müslümanlığı iman’dan ibaret sanıp, kalpte hapsedilmiş bir İslam sözkonusu idi. Avrupa’ya göçleriyle birlikte, Müslüman cemaatinden ve türk kültüründen uzak kalan insanımız zamanla değer yargılarında açıklar gösterdi. Tabiat boşluk kabul etmeyince, o boşluk batılı değerlerle dolduruldu.

Batılı değer yargıları oldukça basitti. Fâni olan bu dünya’da, hayattan olabildiğince zevk almak gerekiyordu. Ömür kısıtlı olması hasebiyle hayattan maksimum randıman almak için herşeyin çok çabuk değişmesi gerekiyordu. Bir nevî de öyle oldu. Fıtratından uzaklaşan insan için iki esas gerçekti; “haz” ve “hız”. Âhiret’e inanmayan bir insan tarafından, başka ne beklenebilirdi? Bu düşünceler Avrupalının hayat tasavvuruna uyuyor. Peki bu hızlı/hazlı hayat içinde Müslümanlığımız nerede?

Uyum sıkıntısı mı, o da nedir?

Üçüncü ve dördüncü kuşaklar ne halde? Avrupada ikâmet etmekte olan Müslüman gençler birçok yönden zafiyetler göstermektedirler. Bu zafiyetlerin ana sebebi ahlâkî yoksunluktur. Etrafınıza baktığınızda, birkaç kişi dışında, Müslüman ile gayrı müslim’i ayırdedemiyorsunuz. Avrupa hayatına uyum hat safhada.

Avrupadaki türkler, Müslüman kimlikleri ile batılı kimlikleri arasında seçmek durumunda kaldıklarında, bâtıl sistem yanlı bir seçim içinde bulunanlar azımsanmayacak sayıda. Tabir yerinde ise, Allah’ı bir tarafa bırakıp, “günümüz şartlarında…” diye başlayan, “uydum kalabalığa” mantığında davranışlar sergileniyor. Bunun bir getirisi olarak, gerek depresyon, gerek uyuşturucu, gerekse zina Müslüman olarak bilinen gençlerimizin hayatlarına zehrini salgılaması kaçınılmaz bir hâl alıyor.

İki uç nokta belirmekte; Müslümanlar ya dinî kimliklerini muhafaza etmek adına kendilerini bulundukları ülkenin toplumundan soyutluyorlar, ya da sosyal bir kimliğe bürünmek adına dinî kimliklerinden vazgeçiyorlar. Bu tespitte insanımızın imanî eksikleri etkili olduğu gibi, Avrupalılar tarafından Müslüman kesimi rencide edecek düzeyde yasalar da oldukça önemli bir etken.

Başortüsü yasağı en çok ses getiren meselelerden. Müslüman bayanları bir dilemma içinde bırakmak ancak bu şekilde yapılabilirdi. Ya başörtüsüne sahip çıkıp etrafındaki insanlar tarafından taciz edilmek, ya da tesettüründen vazgeçip kamusal alanda “insan” yerine koyulmak. Mesele budur; ya İslam din’i, ya da Avrupa din’i. Ya Allah tarafından koyulmuş değişmez kurallar, ya da insanların keyfiyetlerine göre değiştirdikleri yasalar. Ya Müslüman olarak kalmak, ya da dünya çıkarları adına birçok tanrının emirlerine boyun eğmek.

Söyler misiniz, bu şartlarda, Müslümanların bir uyum sıkıntısı yaşadığını ileri sürenler, neyi kastediyorlar? Globalleşmeden, küreselleşmeden bahseden batının Müslümanları kabul etmemesi sizlerin de zihnini karıştırmıyor mu?

Avrupadaki Müslümanlar’a yaklaşım önyargıdan ibaret olup, İslam din’i bir engel oluşturmaktadır. Müslüman kimliği evlere, yüreklere hapsedilmek istenmekte. Ancak o zaman Avrupa insanı Müslümanlara rahatsızlık vermeyecektir.

Peki çözüm nerede?

Son yıllarda, ilk göçen eğitimsiz Müslümanların yerini üniversiteli gençler alıyor. Cahil insanları şekillendirmek ne denli kolay idiyse, eğitimli Müslümanları yönlendirmek o denli zor bir hal aldı. Pasif, cahil Müslümanlardan rahatsızlık duymayan Avrupalı, eğitimli gençlerimizi bir tehdit unsuru olarak görebilmekte.

Ömür kısıltlı, bunun idrakindeyiz. Avrupalı insanın zamanı haz adına değerliyse, Müslümanların zamanı iyiliği yayıp kötülüğü engellemek adına değerlidir. Kulluk için görevlendirildiğimiz’in bilincinde olmamızın, kozalarımızdan çıkıp kaybedilmiş zamanı yakalamamızın vakti gelmedi mi?

Avrupa’nın dünyaya sunduğu sığ hayat tasavvurundan kurtulmak zorundayız. Bedenlerimizde, zihinlerimizde, ruhlarımızda kurulmak istenen hâkimiyetten soyutlanmak durumundayız. Bizlere verilmek istenilen narkoz dozlarını reddedip Rabbimizin bizim için belirlediği kurallar çerçevesinde bir hayat düzenlemeliyiz. Kaybettiğimiz Müslüman şuurunu tekrar kazanmalıyız.

Avrupadaki Müslüman nüfus azımsanmayacak güce sahip olabilir. Var gücüyle İslam adına, Allah için gayret gösteren otuz milyon civarında insan birçok şey’e imza atabilir.

Globalleşmenin bir sebebi olarak, iletişim araçlarına hâkim olan insanlar diledikleri bilgileri zihinlere çok kısa bir süre zarfında yerleştirebilmektedirler. Ya Allah’ın dininden uzaklaşıp imanınızı kalbinizde hapsedip “ılımlı” olarak etiketleneceksiniz, ya da Allah’ın koyduğu sınırlara uyup “aşırı dinci” hatta “terörist” olarak algılanacaksınız. Şu halde, İslam’dan korkulmasını anlayışla karşılamamız kaçınılmazdır. Zihinleri bu bilgi kirliliğinden arındırıp gerçekçi bir imaj oluşturmayı kendimize vazife edinmeliyiz.

Batılıların bize karşı olan tutumlarını anlamak adına önce kendimizi eleştirmemiz gerekmektedir. Bizler, Rabbimizin emrettiği şekilde İslam’ı uygulamış olsaydık, Müslümanlara karşı bu kadar söz hakkı doğar mıydı?

Avrupalıların zihinlerde, Müslümanlar geri kalmış ve tembel insanlardır. Oluşan bu yanlış imajda bizlerin payını göz ardı etmek, yanlışımızı düzeltmemizi imkansız kılacaktır.

Geçmişteki negatif etkileri bir yana bırakıp, Avrupa kültürünün içinde yetişmiş olan gençlerimiz bu durumu bir zenginlik hâline getirmelidirler. Avrupalının dilini, hayat tarzını, dinini yakından bilen insanlar, İslamı hakkıyla anlatmak üzere gerekli donanıma sahiptirler. Bu avantajı asla göz ardı etmemeliyiz.

İslam karşıtı hissiyata cevabımız İslam’ı gerçek anlamıyla tanıtmakla olmalıdır. Ancak bu şekilde ciddiye alınacağız. Zira biz taviz verdikçe, ne Müslümanlığımızdan nede kimliğimizden eser kalacaktır.

Eğer Müslüman etiketinin getirisi olan olumsuz tepkileri yok etmek niyetinde isek, Müslüman gibi düşünüp Müslüman gibi yaşamak gayemiz olmalıdır. Peygamberimizin (s.a.v.) hangi şartlarda insanlara İslam’ı kabullendirdiğini hatırlamamız, bu işin mümkünatı hakkında bizleri aydınlatacaktır.

Mustafa İslamoğlu’nun ifade buyurduğu üzere; “Peygamberlik öncesi efendimiz iyi idi. Peygamberlik sonraki ‘aktif iyi’ oldu. Kur’an bizi aktif iyi olmaya çağırıyor.”

Değil biz Avrupaya, Avrupa bize engel oluyor!

Anahtar; İslam’ın şuurunda olmak!

Nilgün Eryılmaz
Özgün Duruş – 91. sayı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s