Ümidim Ümmîlikte


İnsan bilir… Cahilliği unutuşundan…

Eğitim insanı sentetik ilişkiler ağına hazırlar. Onun doğuştan potansiyel olarak sahip olduğu bazı hassasiyetlerini bilerken bazılarını da köreltir. Ayrıksılığını mümkün mertebe törpüler, onu topluma hazırlar.

Toplum dediğiniz yapay bir dünya… Dayatır insana kendini… O hep orada durmaktadır. Şehrinizdeki dağ gibi, ırmak gibi… Tarlanızın ortasındaki kaya gibi. Siz onu dikkate almak zorundasınız; o sizi değil… Bir şehirde yaşayakalmanın ilk şartı o şehrin kayıtlı ve kayıtsız tüm kurallarına uymak; hiç değilse uyma iradesi ortaya koymak; kural dışı kaldığınız durumlarda özür dileme erdemini (!) göstermektir.

İnsanın doğadan bu denli kopması, kendini yalıtması, doğa ile arasına steril perdeler germesi hayra alamet değil. Toprak, anasıdır insanın. İnsanı topraktan yarattı Hak. Toprak emzirir insanı, besler, büyütür. İnsan, yeryüzündeki yürüyüşünü tamamladığında fani bedeni yine toprağın kucağına döner.

Böyleyken, anasına insan kadar hor davranan başka canlı yoktur bildiğimiz evrende. Vefasızdır insan. Çünkü unutuverir. Beşerdir, şaşar. Bir görüşe göre insan sözünün etimolojisi nisyana dayanır. Nisyan unutuş…

Zulüm: bir şeyi yerinden etmek!

İnsanın kötüsü zalim… Zulmün bidayeti ise kendi kendine zulmetmek… İnsan kendine çokça kötülük etmeden, bir başkasına azıcık kötülük edemez. İnsan kendine çokça iyilik etmeksizin bir başkasına azıcık iyilikte bulunamaz. Bu böyledir. Eşyanın tabiatı budur. Kap içindekini sızdırır. Bir şeye sahip olmayan onu veremez.

İnsan en güzel kıvamda yaratılmıştır. Dengeli, ölçülü, adil… Düşüş sonradan. Dengeyi kaybeden düşer. Dengeyi kaybetmenin bir adı da zulüm… Zulmü, bir şeyi yerinden etmek diye tarif ederler. Her şeyi yerli yerine koymak, her işi yerince yapmak adalet ve hikmet.

“Kime hikmet verildiyse, ona çokça hayır bağışlanmıştır.” (Bakara, 2/269)

Garip zamanlar

Garip zamanlara erdik. İçler dış, dışlar iç oldu. Eşyayı ters yüz ettik. Şeylerin adlarıyla oynadık. İsimler yerinden kayınca eşya da kaydı, hayat da… Şeyi adıyla çağırmamak çocuğa düzmece bir nesep uydurmaktan, hadise senet yamamaktan farksız…

Örnek mi? Yalan haber, cesaret, cömertlik, yardım, barış, demokrasi… Hangi kelime yerli yerinde kaldı ki? Haber, vakıayı aynıyla bildirmektir. Haber yansıtan aynalar özürlü, defolu olduğundan gördüğümüze, duyduğumuza inanamaz olduk.

Cesaret ve cömertlik artık yiğitliği değil hayâsızlığı ifade eden bağlamlarda telaffuz edilmeye başlandı. Kesmek için beslediğiniz tavuğa verdiğiniz yemin adı yardım oldu. Barış cihanşümul sömürüyü kurumsallaştıran doktrin. Demokrasi çok yüzlü diktatörlük…

Kitaplar, sayfalar, satırlar bilgiyi değil cehaleti taşımaya başladı. Bizimkisi öğrenilmiş cehalet. Aklımızı ve ruhumuzu kendi elimizle ve üste para ödeyerek hadım etmenin adı eğitim. Öyle derinleşti, öyle dallanıp budaklandı ki cehalet, tahsil gerektiriyor.

Mürekkep cehaletimiz lekesi çıkmayan Çin mürekkebi gibi yapıştı üstümüze başımıza. Eğitim yıllar yılı Çin işkencesiyle karakterimize kazınan garip şekilli dövmeler gibi benliğimizi taladı.

İnsan bilir. Cahilliği unutuşundan… Aslı böyleydi. Dedim ya garip bir asrın tanıklarıyız. Şimdi bilmek unutuştan beslenmeli. Ne kadar unutursak bize sonradan öğretileni, o kadar temizleneceğiz. Ne kadar temizlenir, ne kadar ümmîleşirsek mesaja o kadar yer açmış olacağız kalbimizde.

İlim ümit vaat etmiyor artık. Çünkü o da yerinden edildi. İlim bir işaret, bir âyetken menzil sayıldı; aletken yüceltilip gaye tahtına oturtuldu. Ümidim ümmîlikte…

Değil mi ki ümmî Peygamber’in (sav) ümmetiyiz… Değil mi ki bin yıldır salât-ı ümmiyeyi okuyan bir milletin çocuklarıyız… Öyle ümmîleşelim ki bizi hiçbir kültür bombasıyla yok edemesin, hiçbir sözümona fikir silahıyla yaralayamasınlar.

Ümmîleşmek “lâ” makâmı. Ben ona çağırıyorum. “İllâ” binası bu temel üzerine kurulur.

Beyt:

“Temiz et gönül evini

Yâr gelicek kondurmayal”

İnteha.

Eğitim

Terbiye yerine ikame olunan eğitim kelimesi fakire daima itici gelmiştir. Birisi eğitimden söz etti mi, sirk hayvanlarının belli durumlarda, önceden belirlenmiş refleksleri göstermek üzere şartlandırılması gelir aklıma.

Bu kelimenin zihnimdeki hemen bütün tedaileri olumsuzdur. Tellerin eğilip bükülmesini çağrıştırır mesela…

Terbiye eğitim yerine de kullanılabilir; fakat eğitim kelimesi terbiye kelimesi kadar ihatalı değildir. Çocuk terbiye edilir, çiçek terbiye edilir, at terbiye edilir, çorba terbiye edilir, et terbiye edilir; fakat uydurma eğitim kelimesi terbiyenin bütün bu manalarını kapsayacak şümulde ve kudrette değildir. Onu sadece bir şeyi yamulttuğumuz, eğip büktüğümüz, bozduğumuz zaman isabetle kullanabiliriz.

Terbiye kelimesi (r-b-v) kökünden türemiştir. Üretmek, artırmak, zenginleştirmek anlamlarına gelir. Aynı kökten türeyen riba, faiz demektir. Eğitim ise eğmekten türemiştir. Belki eğip bükmenin bir terbiye metodu olduğu ileri sürülebilecektir. Ağaç yaş iken eğilir sözü bu anlamdadır. Ancak bu savı kabul etsek bile, terbiyenin eğip bükmekten ibaret olduğunu kabul etmemiz mümkün değildir.

Eğitim sınırlandırır ve kısıtlar. Terbiye ise insanın özünü gürleştirerek onu özgürleştirir. Eğitim, eğitileni nesne kabul eder. Terbiyede ise asl olan terbiye konusunun özelliklerinin en güzel biçimde ortaya çıkarılmasıdır. Terbiye edilen de öznedir. Bir fidanın en elverişli toprağa dikilmesi, yararsız dallarının budanması, güneşten, sudan, gübreden yeterince yararlanmasının sağlanması; gerekiyorsa aşı yapılması ve ilaçlanması terbiye cümlesindendir. Eğitim terbiyeden bir şube ise, onunla yetinmemiz ne kadar doğrudur? Bu, bir fidanı sadece budayıp sair bakımını ihmal etmek gibidir.

Bir insanı eğitmek deyince onun belli bir sabit fikir, bir din, bir ideoloji, bir mensubiyet doğrultusunda yönlendirilmesi; hatta şartlandırılması anlaşılır. Öyleyse eğitim, toplumun, hele hele çocukların ve gençlerin özellikle korunması gereken bir sapmadır; fıtrattan uzaklaşmadır. İslam ise zaten insanın doğasıdır. (Rum, 30/30) Biz Müslümanlar, bütün çocukların İslam fıtratı üzere doğduklarına inanırız. (Buhari, Müslim) Bu, çocukların üzerine doğdukları halin, yani fıtratın İslam’ın kendisi olduğu anlamına da gelir. Bir insan ne kadar kendisi olursa İslam’a o kadar yakın; doğasını ne kadar bozarsa İslam’dan o kadar uzak olur.

Terbiye ise insanı bozmak, bir kalıba dökmek, bir şeye şartlandırmak anlamlarını deruhte eden eğitimin aksine insanı kendi özüne yaklaştırır, kendisiyle barıştırır. Özündeki güzelliğin, iyiliğin ortaya çıkıp neşvünema bulmasını engelleyen dış etkenleri bertaraf etme faaliyetidir. Terbiye ile bir kuş insan olmaz; ama bu kuş, terbiyeye elverişli bir tûtî ise insanların sözlerinden birkaç kelime öğrenebilir. Eğitim çoğu zaman insanın, özündeki bütün kabiliyetleri kullanamayacak denli kör ve sağır hale getirilmesi, engellenmesi, bastırılması durumunda kullanılması uygun bir kelimedir.

Terbiye, bir insanın özündeki cevherin işlenerek, üzerindeki arızî lekelerin temizlenerek ışık saçmasının sağlanmasıdır. Nur üzerine nurdur.

Nobel ödüllü Mısırlı yazar Necip Mahfuz, bir romanında dilencileri uygun şekilde sakatlayan bir tip çizer. Adamın işi budur. Dilenci olmak isteyenler bu zata gelirler, adam onları iyice inceler ve onlar için en ideal sakatlığı belirledikten sonra yüklüce bir ücret mukabilinde dilenci adayını sakat bırakır. Duruma göre ya kolunu kırar, ya bacağını burkar ya da bir gözünü çıkarır. Dilenci adayı hem ücretini öder hem de adama hayır dualar ederek mesleğini icra etmeye koşar. Görebildiğim kadarıyla eğitimin yaptığı, bu roman kahramanının yaptığından farklı değil ülkemde…

Muhayyilemiz daraldıkça kelimelerimiz kısırlaşıyor veya bunun tersi oluyor: kelimelerimiz kısırlaştıkça muhayyilemiz ve dahi dünyamız daralıyor. Bu kadar geniş çağrışımlara sahip terbiye kelimesinden niçin vazgeçip de, onun anlam alanının onda birini dahi karşılamayan eğitimi benimsiyoruz? Bu, yalnızca dilde zorbalık akımına kapılmış olmakla açıklanamaz. Çünkü birçok uydurma kelime halk tarafından benimsenmemiştir. O halde benimsenmiş olanlar bir yönüyle bir hakikati işaret ediyor olmalıdırlar.

Geliştirmek, zenginleştirmek, artırmak, üretmek, türetmek gibi anlamlara gelen “terbiye” kelimesinin yerine eğip bükmeyi, kalıplara dökmeyi, bir varlığın şeklini bozmayı, bir şeyi çarpıtmayı, yamultmayı, sakatlamayı çağrıştıran eğitim kelimesinin ikame edilmesinin isabetli bir veçhi dahi vardır. O da, bu kelimeyi kullanmaya başladığımızdan beri memleketimizde terbiyenin ihmal ve hatta kasten ifsat edilmiş olduğu vakıasına işaret ediyor oluşudur. Kim bilir, belki de terbiye kelimesini atarak yerine çarpık “eğitim” kelimesini benimseyenler bu gerçeği tespit etmişlerdi. Bir başka ihtimal de, terbiye kelimesinin fesad-ı zamanı nazar-ı itibara alarak kendiliğinden uzlet köşesine çekilmiş olmasıdır.

Fatih Okumuş
Kur’ân’i Hayat dergisi

Reklamlar

Ümidim Ümmîlikte” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s