Şekli olan mı? Şer’i olan mı?


Modern zamanlarda İslami anlayışımızı ve yaşayışımızı olumsuz etkileyen yanlışlardan biri de dinde şekilcilik (formalism) tir.

Sorun dinde şekil değil şekilciliktir…

Dinin kendine özgü; şekil, sembol, simge ve şiarları vardır. Fakat şekilcilik yoktur.

O halde şekilcilik nedir?

Amacın dışına çıkan algı, amel ve arayışlardır. Asıldan farklı yanlış tercihler ve yaşam biçimleridir. Şekli abartarak anlamı ıskalamaktır…

Dinin varlık nedenini kaybeder veya dinin ruhundan koparsak geriye sadece dinin görüntüsü kalır…

Evet, geriye kala kala sadece din adına formalite, folklorik argümanlar, festival ve şölenler, şekilsel bir takım ritüel ve figürler kalır…

İşin sonu şekillerin dinleşmesi ile de sonlanabilir ve karşımıza kültürel Müslümanlık çıkıverir…

Doğrusu ilke, kural, metot, hedef sunmayan bir din şekilden öteye gidemez. Sığ, çiğ, dar ve ham kalmaktan da kurtulamaz… Böylesi bir din tasavvuru statükonun payandası, sistemin parçası ve pazarı olma riski altındadır…

Kimi Müslümanlar da nükseden keyfiyetsizlik ve kifayetsizliğin nedeni de bu değil midir?

Şekilcilik varsa içsellik yoktur…

Şekilcilik donukluk ve durgunluk demektir… Kendinde var olan potansiyeli harekete geçirme zahmetine katlanmadan görüntü ile yetinmektir…

Özden uzaklaştıkça, İslami değerler önemsizleşir… Gelenek, görenek ve atalar kültüründen tevarüs eden kabuller dinin yerine geçmeye başlar. Nazari ve sathi bilgilerin çeperinde kalan insan dinin özüne intikal etmekte ve ruhunu idrak etmekte zorlanır…

O süreçte bakarsınız ki:

Ayetler sloganlaştı…

İbadetler adetleşti…

Akide felsefileşti…

Din ideolojileşti…

İslam Protestanlaştı…

Hayat profanlaştı…

Peygamber magazinleşti…

Ya da olgunun dinleşmesi ile karşı karşıya kalırız…

Kültürleşen, töreleşen ve sıradanlaşan İslam kafa ve kalplerde muhafaza altına alınmıştır veyahut vicdanlara sürülmüştür…

Doğrusu İslam’ı olduğu gibi kabul etmemiz bizden istenirken, sanki istiyoruz ki, bulunduğumuz hal üzere İslam bizi kabul etsin…

Evet, Müslüman gibi davranmak yetmez, Müslüman olmak zorundayız…

İslam’a hayatımızdan bir parça yer açmak yeterli değil, hayatı tümden ve tüm içtenliğimizle İslam’a bağlamak durumundayız…

İçine ihlâs katılmayan hiç bir eylem, salih amel kapsamına alınmıyor…

Yine ilimsizlik, fıkıhsızlık, takvasızlık insanı şekilci ve şabloncu bir akıbete düçar kılıyor…

Hikmet ve irfan iklimine uzak düşürüyor…

Görünen sathiliğin sebebi nedir?

Tahkiksiz, tetkiksiz, tenkitsiz bir dindarlık katı bir taklitçilik ve ciddi bir tahammülsüzlüğe sebeptir…

Vahyin ruhundan kopmuş yeni ve vehametlere kapı aralıyor…

İslam öncelikle istikamet der… Sadakat der… Samimiyet der…

Teorik malumat yetmiyor, şayet marifet ve kalıcı bir pratik yoksa…

Vahiy ete-kemiğe bürünüp vücud bulmuyorsa vaziyet vahim demektir…

Yürekleri titretmeyen ayetler… Yürürlüğe girmeyen süreler demek ki, gırtlaktan aşağı henüz inmedi…

Salih amellerden sosyal etkinliklere ve popüler kültüre savrulmamızın bir nedeni de şekilcilik ve sathilik değil midir?

Bu bakımdan ciddi bir mücadele, kalıcı bir kulluk için şekilciliği aşmamız gerekiyor…

Canlı kalmanın yolu budur…

Sözde değil, özde İslam…

Şekli değil, şer’i kulluk…

İmaj çağında imanın belirleyici ve sürükleyici olması…

Prestij için değil, ahirette perişan olmamak için yaşamak…

Unutmayalım ki, bu gün sanki, müsvedde Müslümanlık daha çok prim yapıyor…

Sureten Müslüman ama sireten insanlığı bile tartışılan bir mahlûkat var…

Halis kulluğu hayatınızdan çıkarırsanız geriye bir hiç kalır…

Hakikate, hayaya ve takvaya susamış hayatlarımız var…

Hikmete hasret cümlelerimiz var…

Tevbeye muhtaç tevbelerimiz var…

İşin doğrusu rabbanilik, derunilik yoksa bu durum zor düzelir…

“Takva örtüsü”nden sıyrılırsanız geriye sadece “giyinik çıplaklık” kalır…

Takvayı hac ve umreden ayırırsanız geriye sadece inanç turizminin turistik ziyareti kalır…

İhlası oruçtan koparırsanız geriye diyetisyenlerin tavsiye ettiği perhiz ve açlık kalır…

Samimiyet ve sadakatten soyutlanmış bir mücadele katı örgütçülük ve Bizans oyunlarından başka bir anlam içermeyecektir…

Bunun için bize kulluğun özü ve esası lazım…

Düşünün ki, adı var, kendisi yok… Kendisi var, ruhu yok… Görüntü var, gerisi yok … Nereye gidebilirsiniz?

Göze girmek yetmiyor, gönüllere yol bulamadıktan sonra…

İcazet, diploma, sertifika, titr, etiket, rozet, ün, unvan, üniforma kurtarmıyor; şahsiyet, onur, erdem, takva, tevazu, vakar, ahlak, iffet bu günde vazgeçilmez temel değerler…

Aslında ruhlardaki açlığın, kalplerdeki boşluğun ne ile giderileceğini biliyoruz…

“Allah (cc)’ın kalıplarımıza, şekillerimize değil, kalplerimize ve amellerimize bakacağını” da çok iyi biliyoruz…

O halde neden bekliyoruz?

Ruhsuz hayatların rayihası ve ruhu kuşkusuz İslam’dır…

Ramazan Kayan

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s