“Dinledik, …?!”


İşittik, itaat ettik…
İşittik, isyan ettik…” (Nisa, 46)

İlâhi mesaj kendilerine ulaştıktan sonra insanların vahye karşı tepkileri belirginlik kazanır. Kendi kulluğunu idrak ile alemlerin Rabbine teslimiyet ve teveccühlerini arzedenler… İstikbar ve istiğna ile isyan yolunu seçenler…

Kimi insanlar da itaat ve isyan arasında gel-gitler yaşarlar…

Onlar işitmeleri gereken gerçekleri işitmişlerdir… Vahyin doğrularını dinlemiş ya da dinler gibi davranmışlardır… İlahi çağrıya kulak verenler ve kulakardı edenler… Yeryüzü sesleri ile kendilerini sınırlayanlar… Gökyüzünden gelen sese ve söze arz-ı ubudiyette bulunanlar…

Bu göksel ses insanları sınırlıyor, sınıflıyor ve de sınıyor…

Vahyin sesine idrak ve yüreklerini sonuna kadar açanlar…

Bu sese kör ve sağır kesilenler…

Herkes kendi sınavını veriyor, safını belirliyor, sonunu hazırlıyor…

Ancak günümüze gelince vahyin direktiflerine muhatap olan insanların yukarıdaki tasnifle beraber yeni pozisyonlar seçtiklerini görebiliyoruz… Yani “İşittik, itaat ettik”, “işittik, isyan ettik” diyenlerin dışında üç farklı tutuma da tanıklık edebiliyoruz… Şöyle ki;

“İşittik, tartıştık…”

“İşittik, erteledik…”

“İşittik, unuttuk…” diyenler…

Belki benzeri başka tepkilere de rastlayabiliriz…

“İşittik, tartıştık…”

Tartışmacılık özelliği ile tebarüz eden insanoğlu, tartışmalara ne doyuyor ne de bundan yoruluyor… İşittiği hakikatleri doğrudan inkâr ve isyan yoluna gitmese de, ateşli tartışma anaforunda doğrular araya gidiyor, hakikat tersyüz ediliyor…

Tartışmalardan, tatbikata zaman kalmıyor… Teorik tartışmalar, pratik İslam’ın yolunu kesiyor…

Bugün İslam’ın kifayetsiz ve ehliyetsiz tartışmacıların elinden nasıl anlaşılmaz, tanınmaz hale geldiğine tanıklık etmekteyiz… Eğip-büken, kesip-biçen, kırıp-döken, alıp-verenlerin haddi hesabı yok… Ne bir hesap soran ne de bu gidiş nereye diyen var!

Vahyin hakikatlerini dinleyip dirilmeleri, direnmeleri, durulmaları gerekenler, yerli-yersiz, polemik, diyalektik, mugalata, münakaşa, münazara karmaşasında belirsizliğe ve bulanıklığa sürüklenmektedirler…

Gün geçtikçe tartışmalarda seviye düşmekte, din magazinleşmekte, dini yorumlamaktaki laubalilik derinleşmektedir…

Tartışmaktan yaşamaya ve iş yapmaya vakit kalmıyor…

Mutlak itaati ve kesin teslimiyeti gerektiren nice ilahi buyrukları bile tartışmaya açtık… Teviller, tefsirler, yorumlar, görüşler rabbani tekliflerin üstünü örttü… Gerçekler araya gitti…

Seviyeli, nitelikli, hikmetli tartışmalara kim ne diyebilir?

Bizim itirazımız anlamsız, gereksiz, kulluğu sabote eden tartışmalardır… Eleştiri kültürü, itaat kültürünü tasfiye ediyor…

“İşittik, erteledik…”

Birçok doğruyu dinledik, işittik, duyduk, duyurduk ancak işittiklerimizin işaret ettiği yerde miyiz? Bundan emin değilim. Birçok sorumluluğu zamana yaydık… Şartların olgunlaşmasını bekledik… Müsait zamanları kolladık… Koşullar lehimize dönsün dedik… Konjonktür bizden yana evrilsin ondan sonra… Biz erteledikçe kasvet ve gaflet kalpleri sardı… Duyarlılıklar köreldi… Dava dumura uğradı… Ertelenen görevler, sandık ki zaman aşımına uğradı, biz de işin içinden sıyrılıverdik…

“Yarıncı”ları bekleyen helakı hesaba katmadık…

Ertelenen İslami sorumlulukların arkasındaki yorgun ruhları, yılgın zihinleri, yitik yürekleri, yenik iradeleri görmek gerekiyor…
Ertelenen kulluğumuzdur… Kurtuluşumuzdur….

Mazeret üretmede, bahane bulmada, işi geçiştirmede maharet kesbettik…

Unutmayalım ki, ertelenmeyen bir ecel var… Emelleri altüst eden ecel bizi bekliyor… Bu ömre ne sığdırabileceksek, elimizi çabuk tutmalıyız… Yarınlarda “keşke”dememek için, bugün karar vermeliyiz…

“İşittik, unuttuk…”

Nasıl olsa “hafıza-i beşer nisyan ile malul…” Artık tüm unutkanlıklar normal ve doğal…

Modern yaşamın yoğun gündem ve gürültüsü içerisinde vahyin çağrısını duy, duyabilirsen… Duymak da yetmiyor, hafızanda ve hayatında tut, tutabilirsen…

Unuttuk, kurtulduk öyle mi?

Bugün bizi hafızasızlaştıranlar tüm değerleri ve doğruları unutmamızı istiyorlar… Köklerini, kelimelerini, kriterlerini, kutsallarını, kimliklerini, kıblelerini unutanların ne kıymeti kalır ki?

Unutmayalım ki; şeytan uzaklaştıran ve unutturandır…

Dünya, uğraştıran ve unutturandır…

Heva, saptıran ve unutturandır…

Evet, “işittik” demek yetmiyor… Esas iş ondan sonra başlıyor:

İtaat eden miyiz? Tartışan mıyız? Erteleyen miyiz? Unutan mıyız? Yoksa isyan eden miyiz?

Gerçekten biz neyiz?

Ramazan Kayan

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s