Üstadı İnternet olanın ilmi malumat olur


Her yılın ilk aylarında geçen yıla dair değerlendirmeler, istatistikler yayınlamak âdetten oldu medya ve internet dünyasında.

Gençler arasında pek çok konuda ona müracaat ediliyor oluşuna atıfla “allame google” denilen arama motoru Google da dünyanın nabzını tuttuğu iddiasıyla “Google Zeitgeist” adı altında bir liste yayınladı 2010 yılına dair. ´En çok hangi maddeler arandı, en hızlı yükselişe geçen aramalar hangileri, hangi ülkeler en çok neleri aradı?´ gibi soruların cevabını vermeyi iddia eden bir listeydi bu.

İlk defa Alman filozof Herder tarafından kullanılan “Zeitgeist”, daha ziyade Hegel´in tarih felsefesinin anadamarını oluşturan kavram olarak bilinir. Varlığın tarihiliğine, mutlak olanın sadece süreç olduğuna işaret eden Zeitgeist´in çağdaş sözlüklerdeki karşılığı; “bir dönemin veya bir kuşağın zevkleri, tarzı ve karakteristik özellikleri”. Artık “zamanın ruhu” diye tercüme ettiğimiz şekliyle; içinde yaşadığımız zamanı anlamaya dönük kavramsal araçları ve yaklaşımları kastetmek üzere yaygın olarak kullanıyoruz bu kavramı. Google listesi de böyle bir iddia taşıyor. Peki insanların en çok hangi maddeleri aradıkları üzerinden, yani internette neler yaptıkları üzerinden zamanın ruhunu okuma iddiası ne kadar isabetli?

“Tıkla”maya emanet edilen bilgi

1980´lerden beri sosyal bilimlerde internetle ilgili çalışmalar yapılıyor. Ama bu çalışmalarda daha ziyade sanal âlemi gerçek dünyadan ayrı tutan bir yaklaşım söz konusuydu. Ya sosyal araştırma yapılırken internetin imkânlarından istifade ediliyor; mesela istatistikler, araştırma teknikleri, haberlere ulaşma gibi konularda internete müracaat ediliyordu. Ya da internetin sosyal hayat üzerindeki etkileri araştırılıyordu. Vatandaşlık, kimlik, bilinç gibi konularda internet nasıl farklı algılamalara yol açıyor; gibi sorular cevaplandırılmaya çalışılıyordu. Bu tür araştırmalarda “gerçek dünya”nın dijital alana taşınmasıydı söz konusu olan ve dijital olarak ifade edilse de gerçek/sanal ayrımının altı çiziliyordu. Net ya sadece araçsal olarak kullanılıyor ya da olumlu/olumsuz etkileri olan ayrı bir “âlem” olarak kodlanıyordu.

Ama 2000´lerden itibaren bizzat internette yaşanan sosyal hayat konu edilmeye başlandı. Çünkü sosyal hayatın sosyal paylaşım sitelerinde vuku bulduğu, tıklama gibi metotlarla sosyal ve siyasal katılımın gerçekleştiği, bilginin sunumunda ve bilgiye ulaşımda yeni alanların tesis edildiği bir alan olarak internet gerçek/sanal ayrımını geçersiz kılacak bir düzeye ulaştı. Richard Rogers “End of the Virtual” adlı kitabında internet ve web ile ilgili çalışmaların artık sanal/gerçek ikilemini aşması gerektiği üzerinde duruyor. Çünkü önceleri söz konusu olan, birtakım bilgilerin, verilerin dijital alana taşınmasıydı. Halbuki şimdi varoluşu itibarıyla aslen dijital olan, bizatihi bu alanın içinden doğan birtakım araştırma alanlarından bahsediyoruz. Mesela ´Tag´lemek, arama motorları sonuçları, hiperlinkler gibi bizzat online zeminli olgular bize neler söylüyor?´ sorusunu sormalıyız diyor Rogers. Çünkü web´de malumat, bilgi ve sosyallik, tavsiye sistemleri tarafından; URL´leri, medya dosyalarını ve arkadaşları hazırlayan ve sunan birtakım logaritmalar ve yazmanlar sistemi tarafından düzenleniyor.

Bu sebeple bizatihi web içinde bilginin sunumu ve bilgiye erişim gibi konuları gündemimize alan çalışmalar yapmak zorundayız. Mesela Yahoo ve Google gibi arama motorlarında karşımıza çıkan bilgiler klasik ansiklopedilerdekinin aksine alfabetik bir sıra takip etmiyor. Bilgiler, alfabetik sıranın sağladığı eşit bir zeminde sunulmuyor. Peki sıralama nasıl yapılıyor? Mesela Yahoo listelemede popülerliği esas alıyor. Yani en çok tavsiye edilen, en çok tıklanan bilgi kaynakları ilk sıralara yükseliyor. Bunun bilgiye erişimde bizi ne gibi bir durumla karşı karşıya bıraktığı üzerinde önemle durmamız gerekiyor.

Google ise aradığınız konuyla ilgili bilgi ve enformasyona rastladığı kaynakların ilk bine kadar olanını listeliyor. Ve size onar ya da yirmişer listelik sayfalar halinde sunuyor. İlk sayfada yer alan on kaynak nasıl belirleniyor peki? Birincisi, kaynağın sizin aradığınız madde ismiyle ilgili açık seçik bir sunuma ve örtüşmeye sahip olması önemli bir etken. Ama bundan da önemlisi popüler sitelerin ve kaynakların, daha önceden daha fazla tıklanan kaynakların ilk sıralara yükselmesi. Bir de ilk sayfalara bakmanın mutat bir davranış olduğu dikkate alınırsa, internette bilgiye erişiminizin popülerlik kriteriyle doğrudan bağlantılı olduğu tespitini yapmak mümkün.

Aynı şey gazeteler için de geçerli. Mesela pek çok gazetede haber makaleleri ve köşe yazıları ilk sayfada bölümlendirilerek yer alıyor. Fakat “en fazla okunan”, “en fazla tavsiye edilen” gibi değerlendirme ölçütleri haberi ve bilgiyi okuyucunun beğenisine sunarak oylamaya tabi tutuyor. Web´de bilginin düzenlenmesinde en etkin aracın bu tavsiye yani popülerlik sisteminin olması, dolayısıyla bilgiye ve habere ulaşımda kitlelerin yönlendirici ve belirleyici bir role sahip olması, bilginin malumata evrilirken kaybettiği niteliğin bir göstergesi.

Bir taraftan kitlelerin beğenisine oylama, tıklama ve tavsiyesine emanet edilen bir bilgi ve haber sıralaması ile karşı karşıyayız. Diğer taraftan bu sıralamaların gerçekten “halk bunu istiyor” diyebileceğimiz ve halkın sağduyusunun yansıması olarak görebileceğimiz bir zeminde cereyan etmediğinin de farkındayız. Çünkü bazen bir delinin kuyuya attığı bir taşı kırk akıllının çıkarmaya çalıştığı şeklindeki kadim bilginin sayıca milyonlara evrilmiş halini görüyoruz NET´te.

Bu yüzden arama motorlarındaki sıralamanın zamanın ruhunu okuyabileceğimiz araçlar olduğu iddiası, bizatihi bu süreçlerdeki teknik kısıtlılıklar ve düzenlemeyi popülerliğe bağlayan manipülatif yönetsel mantık dikkate alındığında geçerliliğini yitiriyor.

Konfüçyüs´ün tuttuğu ip

“- Sen beni bilgili, çok okumuş bir adam mı sanıyorsun?
– Tabii ki -dedi Zi-gong- öyle değil misin?
– Pek sayılmaz -dedi Konfüçyüs-, ben yalnızca başka her şeyi birbirine bağlayan bir ipi tuttum.”

Malumatı bilgiye dönüştüren şeyin bağlantılar olduğunu vurgulayan bu hikmetli sözü, “Ağ Toplumunun Yükselişi” kitabının girişinde zikreder Manuel Castells. Bilindiği gibi WEB de NET de ağ anlamına geliyor. Çağımızı “ağ toplumu” olarak niteleyen Castells bu alıntıyla ağın ucundan tutmanın, çağımızın nabzını tutmak anlamına geleceği çağrışımından istifade ediyor. Gerçekten de zengin bir çağrışımı var Konfüçyüs ile talebesi arasında geçen bu muhaverenin.

Aslında bilmek pek çok konuda malumat sahibi olmak değil, varlıkla ilgili bağlantılar kurabilmektir. Bu bağlantıların kuruluşu esnasında aynı malumatlardan yola çıkılsa bile farklı bir resim ortaya çıkarabilir. İşte buna da paradigma deniyor. Thomas Kuhn paradigmayı belirli bir bilim adamları topluluğunun paylaştığı ortak değerler, inançlar ve anlayışların oluşturduğu düzlem olarak tanımlamış ve bilgi üretimini mümkün kılan kavramsal şemanın zaman içinde değişebileceğini vurgulamıştı. Varoluşla ilgili temel bilgi ve inançlardan yola çıkarak insan, evren ve toplum tasavvurunu mümkün kılan bir bilişsel çerçeve sunar paradigma. Aksi takdirde malumatlar kırık bir tesbihin etrafa saçılmış taneleri gibi olur. Malumat yığınını bir ipe dizmemizi sağlar paradigma. Dizilen ip ve tesbihteki taneler farklı da olsa, bağlamak esastır bilgide. Konfüçyüs´ün kastettiği de işte kişiyi anlamla buluşturan böyle bir ip olsa gerektir.

İki yüzyıldır Batılı modern bilim paradigmasıyla kendi insan kâinat ve yaratıcı tasavvurumuza dayanan paradigma arasındaki karşıtlık ve çatışmadan muzdaribiz. On sekizinci yüzyıldan itibaren Batılı modern bilim paradigması hakimiyetini ilan etmişti. Bu paradigmanın evrenselliğini sorgulama konusunda, Batı-dışı toplumların ve özellikle biz Müslümanların henüz ununu eleyip eleğini duvara astığı söylenemez. Varlıkla ilgili temel ön kabullerde, insan, kâinat ve toplum hakkındaki bilişsel çerçevede Batılı epistemolojiden ayrıldığımız hususu vurgulanıyor artık. Ama bunun yüksek sesle ve güçlü bir şekilde dile getirilmesini zorlaştıran ve eski hegemonik yapının üzerine eklenen yeni bir vasat daha ortaya çıktı günümüzde.

Artık Doğu/Batı, modern/geleneksel ya da Hıristiyan/Müslüman karşıtlığı değil günümüz epistemolojik tartışmalarına rengini veren. Nasıl küreselleşme var olan coğrafyayı ve siyasal yapıları imha ederek yeni coğrafi ve siyasal egemenlikler inşa edilmesine yol açtıysa; yeni bilgi teknolojileri de yeni epistemolojiler ortaya çıkardı. Castells o çağrışımı kullansa da yeni web epistemolojisi Konfüçyüs´ün ucunu tuttuğu ve belli bir tasavvur bütünlüğü sağlayan ipe benzer anlamlı bir dizge sunmuyor bize. Bu sebeple, bilgiyi imandan ve ahlaktan farklı bir düzlemde görmesi mümkün olmayan Müslümanların, bilgiyi ve değeri kitlesel onaya bağlayan bu yeni epistemolojik hegemonyalar konusunda idrak ve şuur halinde olması gerekiyor.

Nazife Şişman
Zaman

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s