Sokaktaki gençler ekrandakilerden farklı ama fark çok az


Büyükşehirlerde kazara bir lisede okulun çıkış saatine denk gelirseniz birkaç dakika oyalanın o çevrede. Gençlere kulak verin, konuştukları dili anlayabilecek misiniz? Kılık kıyafetlerine baktığınızda neler geçecek aklınızdan? Ya taşıdıkları aksesuarlar, pahalı çantalar, ayakkabılar, telefonlar, Ipod’lar, daha adını bile öğrenemediğimiz binbir çeşit teknolojik oyuncaklar…

Başınız döndü değil mi? Durun ve derin bir nefes alın. Neyse ki hala geçen akşam seyrettiğiniz dizilerdeki gençlerle aralarında epey fark var. Ancak çok da rahatlamayalım zira o farkın kapanması an meselesi.

Uzunca bir dönem uyuşturucu, sonra şiddet marifetiyle avuçlarımızın arasından kayıp giden gençler bu kez çok daha tehlikeli bir öğütücü tarafından unufak ediliyor. Gençlerimizi ana karnına düştükleri andan itibaren narsist bireyler olarak yetiştiriyoruz. Lise çağlarına geldiklerinde aileleri tarafından “eşsiz”, “biricik” ve muhteşem varlıklar olarak yetiştirilen gençler koskoca bir boşluğun içine bırakılıyor. Herhangi bir ideal, dünya görüşü, inanç sistemiyle bağ kuramayan, dünyanın kendi etrafında döndüğünü zanneden, hayatı yemek, eğlenmek ve nefsi isteklerini doyurmaktan ibaret sanan “boş kafalı bir gençlik”le karşı karşıyayız. Evet, televizyondaki gençlik dizilerinde de bu tablonun bir yansıması var. Aslında birbirini besleyen ve birbirinden beslenen bir durum söz konusu dizilerle hayatın gerçekliği arasında.

Gençler düşünmeye muhtaç

On-onbeş yıl önce gençlik dizilerinde arkadaşlar arasında dayanışma, vefa, hataya düşen gençlerin öğretmenleri tarafından tatlı-sert bir dille hizaya getirilmesi konu edilirdi daha çok. Perran Kutman’ın rol aldığı Hayat Bilgisi bu anlamda ideolojik saplantıları olsa da gençlerin “genç” gibi giyindiği, davrandığı, gençlere “iyi” ve “doğru” adına mesajların verilmeye çalışıldığı bir yapımdı. Ancak son yıllarda özellikle Amerika ve Avrupa ülkelerinde gösterilen yapımların Türkiye’ye uyarlanan versiyonlarında insanı dehşete düşüren yozlaşmış bir gençlik tablosu ekrana geliyor. Bu tür yayınları seyreden gençler de kaçınılmaz bir şekilde ekrandaki kahramanları rol model olarak benimsiyor. Genç gibi değil yetişkin birer kadın veya erkek gibi davranan kahramanların birbirleriyle ilişki biçimleri de ahlak sınırlarını zorlayan cinsten.

Tüm bunlar zamane gençliğinin hal-i pür melalini bir kez daha gözden geçirmemize sebep oldu. Psikolog Mehtap Kayaoğlu, gençliğin geldiği noktaya dair ciddi endişeler taşıyor: “İnsanı diğer yaratılmışlardan ayıran en önemli özelliği, yani aklı devre dışı bırakılıyor ve sadece yiyip içmek, oturup eğlenmek haline getirilen yaşamlar pohpohlanıyorsa, bizi bekleyen ciddi tehlikeler var demektir. Hiç bir düşünce sistemi, günümüzün gençliğini de içine çekmeye çalışan ‘boş kafalı gençlik’ kadar tehlikeli olamaz!” “Düşünce sistemi yoksa, metodolojik düşünme yeteneği gelişmemişse, hayata bakış açısı yoksa, yaşamını kontrol altına alabileceği değer yargıları yoksa, bir insan yok demektir” diyen Kayaoğlu, gençlerin kendilerini ve hayatlarını anlamlandıracak herhangi bir düşünceye ihtiyaçları olduğuna dikkat çekiyor.

Gençlerin önünde iyi örnekler olmalı

Dizilerdeki gençlerin, rol model olarak toplum üzerinde son derece olumsuz bir etki bıraktığına dikkat çeken Psikolog Kayaoğlu, “Gençlik gençlik değil adeta yalan rüzgarı havasına büründürülmüş durumda. Aslına bakarsanız kişisel kanaatim, dizilerdeki gençler düzeyinde yaşam seviyesi yok hayatımızda. Ama varmış gibi, öyle bir gençlik yaşıyormuş gibi sunulup bizlere, onlara benzemeyen ergenlerin de gidişatlarında olumsuz tavırlar oluşturuluyor maalesef” diyor.

Sinema eleştirmeni ve yazar Ali Murat Güven ise şimdiki gençliğin onlara ideal ve hedef gösterecek ağabeyler ve ablalardan mahrum olduğuna bir yazısında şöyle dikkat çekiyor: “Bizden önceki kuşaklar, ister sosyalist, ister ülkücü-milliyetçi, isterse de İslamcı olsunlar, bizlere göre çok daha şanslıydılar. Çünkü, onlar, tartışmaya açık tarafları bir yana, sözlerine kulak verilesi adamların ve kadınların dizlerinin dibinde büyüdüler. Her hafta, matbaadan çıkıp gazete bayilerine dağıtılmasını iple çektikleri idealist dergileri ve gazeteleri vardı bu ağabeylerimizin, ablalarımızın… Kendilerine mürşit belledikleri kişiler, ‘telif ücreti’nin lafını bile etmeksizin Anadolu’nun her tarafını karış karış gezip, en ücra köşelerde gırtlakları parçalanırcasına anlatıyorlardı ‘dava’larını.”

Sosyolog Sümeyye Kavuncu Torlak’a göre de “Eskiden gençler kendilerine anneleri, babaları ve diğer aile büyükleri gibi yakın çevresini taklit ederek kişiliğini bulacağı rol modeller seçerdi. Günümüzde ise medyanın popüler kitle iletişim araçları gençlerin ve çocukların rol model kabul edeceği karakterleri belirlemekte en az anne ve baba kadar etkili oluyor. Öncelikle bu sanal gerçeklikle sosyalleşme sürecini tamamlayan çocuklar gerçekle kurguyu ayırt edemiyor. Popüler dizilerdeki “ideal karakterler” gençlerin ve çocukların iç dünyalarında tahmin ettiğimizden çok daha fazla yer kaplayabiliyor.”

Esasında gençliğe sadece medyanın yön verdiğinden bahsetmek de doğru değil. Ancak sahipsiz bırakılan genç kendine medyanın allanıp pullanmış karakterlerini örnek alıyor. İzlediği karakter neyi severse onu seviyor, neyi giyiyorsa onu giymek istiyor. Gençliğin homojen bir kitle olmadığını, dolayısıyla hepsinin medyadan etkilenip aynı davranış biçimini geliştirmeyeceğini de belirten Sosyolog Sümeyye Kavuncu Torlak bu durumu şöyle izah ediyor: “Bir çocuğun ilerde nasıl bir genç olacağı, tamamen nasıl yetiştirildiğine, önüne sunulan ideallere ve hayatla kurduğu ilişkiye bağlı. Eğer gençleri popüler kültür ve medyanın ellerine teslim etmemişsek; iyi, doğru ve güzel hakkında başka rol modelleri de göstermişsek gençlerin durumları 90’lardakine göre çok daha farklı olacaktır.”

Kimseler bir dönemin aşırı politize olmuş, kendi değer yargıları dışındakilere adeta yaşamayı bile çok gören militan gençliğini özlemiyor. Ancak şimdiki gibi çevresinde olup bitenden bihaber gençliğin de kimseye bir hayrı dokunmuyor. Bu nedenle gençlerimizin bu iki uç arasında denge kurabilecekleri bir duruşa ihtiyaçları var. Enerjilerini hayırlı ve güzel olana kanalize etmeleri, kötü alışkanlıklardan korunmaları ve tüketen değil üreten, düşünen bireyler olmaları adına hayli önemli bir nokta bu. Bunun için gençler önce aileleri tarafından her konuda bilinçlendirilmeli, iyi alışkanlıklar kazanacakları kurumlara ve arkadaşlara yönlendirilmeli. Spor ya da sanat gibi faaliyetlerle tv karşısında harcanan zamanı değerlendirebilmeli. Ancak bu şekilde her türlü yönlendirmeye karşı sağlam bir duruşa sahip olabilirler.

Küçük kadınlar gibi giyiniyorlar

Mehtap Kayaoğlu (Psikolog-Psikoterapist)

Alışveriş merkezlerinde dikkatimizi çekmeye başladı. 40 yaşındaki bir bayanla 17 yaşındaki genç kızın giyim tarzı birbirinin aynısı. Gençlerin kendilerini temsil eden giyim kuşam şekilleri bile neredeyse bitmeye başladı. Genç kız gibi değil ‘küçük kadınlar’ gibi giyiniyorlar. Erken yaşlarda kadınsı davranışlar sergilemeye başladıkları için, ruhsal ve sosyal yaşam anlamında sıkıntılı süreçler yaşıyorlar ama farkında bile değiller. İşin garip yanı 50 yaşlarına gelince de ergen kızlar gibi davranmaya çalışacaklar. Her yaşın, her dönemin kendisini temsil eden durum ve davranış biçimi vardır. Ve bunlar muhafaza edilmelidir. Aksi halde ruhsal bunalımların bolca yaşandığı, kimlik bocalamalarının erken yaşlara indiği karmaşık durumlarla karşılaşmak kaçınılmaz olacak.

Düşünen zihinlerin olduğu yerde boşluk olmaz

Mehtap Kayaoğlu (Psikolog-Psikoterapist)

Bir gencin hamburger, kola, dans, müzik, cinsellik ve eğlenceden daha kaliteli yaşam algısı olmalı. Mesela 80 öncesinin politize olmuş gençleri, yaşam kalitesi ve bulundukları hayata tutunma açısından şimdiki gençlerden çok daha ilerdeydiler. Çünkü onları hayata bağlayacak, yaşamlarına anlam katacak, hayatlarını belirli idealler çerçevesinde idare ettirecek iyi/kötü belirli bir düşünce yapıları vardı. Düşüncenin olduğu yerde, düşünen zihinlerin olduğu yerde kaos olmaz! Boşluk olmaz! Bir düşünce, diğer düşünceyle yerini değiştirir o kadar!

Gençlik son derece kırılgan bir imana sahip

Ali Murat Güven (Sinema yazarı, eleştirmen)

Her gün bir sürü farklı mekanda düzinelerce “İslamcı” gençle karşılaşıyor, bunlardan büyük bir bölümüyle de vaktim oranında hasbihal etmeye çalışıyorum. Kendi camiasına yönelik yoğun bir sevgisizlik, güvensizlik; dahası küstahça bir saygısızlık… Muhabbetlerimiz “inanç sineması”na gelip dayandığında, karşısında dil döken benim gibileri aşağılayıp anlattıklarımıza burun bükerken “Old Boy”u ve Asyalılar’ın son yıllarda çektiği yığınla psikopatlık gösterisini “başucu filmi”ne dönüştürüp kutsayan marazi bir sinema/sanat zevki…
Ve hiç kuşkusuz, en vahim olanı da bıçak sırtı bir noktada bir o tarafa bir bu tarafa yalpalayıp duran, “kendisine kolayca pas veren ilk kız” ya da “bir parça ilgiyle-merhametle yaklaşacak ilk ateist kanaat önderi” karşısında anında dağılıp gitme sinyalleri veren son derece kırılgan bir iman…

Pekiyi, sormazlar mı bu sefil manzara karşısında adama, nihai hedef böyle bir dünyaya ulaşmak idiyse, o halde üç kuşak neden onca zaman akıl almaz boyutlarda acılar yaşadı, çileler çekti? Sonunda, yüzünde bakımsız ve dağınık sakallar, elinde bir Franz Kafka kitabı, en son namazı altı ay önce kılmış, başını internetteki geyik forumlarından kaldıramayan; üç tane Andrey Tarkovski, iki tane Mecid Mecidi, bir tane de Kim Ki Duk filmi izlediğinde kültür-sanat allamesi kesilen, birileri muhabbet meclislerinde kendisine bizim gibi çilekeş adamların ismini telaffuz ettiğinde ağzını yaya yaya “Bırak onu yeauuu, dandik bir herif o, dandik!” diye cevap veren sevgi ve hürmet fukarası genç psikopatlara ulaşmak mıydı bütün muradımız da bir ömür boyu bu yollarda kan kustuk!

Hilal Arslan
Semerkand aile

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s