Günahın Küçüğü ve Büyüğü


Kur’an’ın ‘günah’ olayını anlatmak üzere kullandığı farklı kelimeler vardır: İsm, seyyie, münker, isyan, fahşâ, fısk, zenb, cürm, fücûr, vizr, şekavet, rics, habîs, zulm, şikak ve cünâh. Bunların bazısı sırf günah kavramı için, bazıları da günah anlamına çok yakın şekilde kullanılır. Cünâh, ism, zenb ve vizr kelimeleri sadece Türkçedeki günah anlamında kullanılan kelimelerdendir.

Allah’ın emrine itaatsizlik, yasaklarını bilerek çiğneme, İslâm’ın ilkelerinden sapma, ihmal etme, sürçme ve karşı gelme gibi hatalı fiilleri tanımlamak için Türkçe’de (Farsçadan geçen şekliyle) “günah” kelimesini kullanıyoruz. Arapçada “cünâh” ve “ism” kelimesiyle karşılanan bu kavramla, bazı hatalar, din açısından sakıncalı olan davranışlar dile getirilmektedir.

Kur’an günah olgusunu ifade etmek üzere on beş kadar farklı kelime kullanmaktadır. Bunların arasında bir anlam yakınlığı olsa bile, her biri başka bir hataya, hatanın farklı bir boyutuna işaret eder. Ancak hepsinin ortak noktası; nefse, şeytana, karanlık ve kötü işlere yenik düşmeyi, sıkıntıyı ve ıstırabı, toplumsal huzursuzluk ve kaosu, çirkin ve bayağı davranışları, dengeyi bozmayı ve haddi aşmayı ifade etmeleridir.

Günah, kendisine takvâsı ve fücuru öğretilen insanın[1] yanılması, unutması, dengesizliği, sapması; bir anlamda Din’in, yani Yaratıcının çizdiği çizginin dışına çıkması, İlâhî kuralları ihlâl etmesidir. İslâm, insanların dünya hayatlarını düzenlemek için Allah (c.c.) tarafından gönderilen İlâhî sistemin adıdır. Bu nizamın insana yüklediği bazı görevlerin yanında, yapmamasını istediği bazı yasaklar da bulunmaktadır. Emredilen şeyleri yerine getirmek, yasaklanan şeylerden uzak kalmak; hem insanın iç dengesini kurar ve korur, hem toplum düzenini sağlar, hem de üzerinde yaşanılan arzın fesâdını, evrenin bozulmasını önler. Günahlar yalnızca işleyene zarar vermekle kalmaz; çoğu zaman başkalarına ve yaşanılan ortama da zarar verir.

Günahı ifade eden kavramları incelediğimiz zaman görürüz ki bunların çoğu inkârcıların, ya da müşriklerin ahlâkıdır, tutumudur ve inandıkları değer(sizlik)lerdir. Günah, öncelikli olarak inkârcılıktır, Allah’a karşı gelmedir. Kur’an, isyan eden insanların bu karşı geliş şekillerine ve onların ifade ettikleri yanlışlara göre çeşitli isimler kullanmaktadır. İman ettiği halde Rabbinin emirlerini yerine getirmeyen ya da yasaklanan bir şeyi yapanlar da günaha düşmüş olurlar. Ancak onların bu günahı, bir karşı gelme, bir isyan, bir inkâr, bir kibir, bir tuğyan, bir meydan okuma değildir. Bunun tam tersine bir teslim olunmuşluktan sonra unutma, yanılma, ihmal etme veya nefse ve şeytana geçici olarak kanmadır.

İslâm’a göre affedilmeyecek bir günah yoktur.[2] “Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez” [3] gibi ifâdeler, müşriklerin tevbe etmediği durumlar için söz konusudur. Şirk ve küfürden vazgeçip iman edenleri Allah elbette affeder. Günahta aşırı giderek nefislerine zulmedenlere bile “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin” buyurulmaktadır.[4] Bazı ibâdetler, işlenen birtakım hatalar için, küçük günahlar için keffârettir, onların affolunmasına sebeptir. Ebû Hureyre’nin (r.a.) anlattığına göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Beş vakit namaz ve cuma namazı diğer cuma namazına, bir Ramazan diğer Ramazan’a keffârettirler. Arada büyük günah (kebâir) işlenmedikçe aralarındaki (küçük) günahları affettirirler.”[5] Ama, bu ümitvar olmayı tavsiye eden hükümler, şeytanın insanı Allah’la, Allah’ın affediciliğiyle aldatıp günahları önemsiz görmesine sebep olmamalıdır. “Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Babanın evlâdı, evlâdın da babası adına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” [6]

Günahların kişisel, toplumsal, psikolojik, sosyolojik ve hatta ekolojik zararları vardır. Günah işleme anlayışı; insanı çevreleyen her yerde kaosa, huzursuzluğa, felâketlere sebep olur. Günahlar, İlâhî bereketi azaltır, insandaki iyi duyguları köreltir, çirkinlikleri artırır, hakları ihlâl eder, rezilliklere ve yıkımlara sebep olur, mü’min kalpleri karartır. Günahlar, insanları korkuya, şüpheciliğe, dengesizliğe, doymazlığa, utanmazlığa sürükler. Günah olayında ihmal ile inkâr farkını unutmamak gerekir. Bir insan mü’min olarak günahın haramlığını kabul ederek onu işlerse, tevbe ettiği zaman affedilmesi umulur. Ancak bir kimse Allah’ın emirlerini yerine getirse bile, açık bir günahı inkâr ederek, “kabul etmiyorum, işime gelmiyor, böyle yasak olur mu? Bu çağda bu hüküm uygulanmaz, geçersizdir” gibi sözler söyleyerek yaparsa küfre girer. Böyle bir kimse çok amel işlese bile inkârı sebebiyle ebedî azâbı hak eder. Çünkü bir bütün olan Allah’ın dininin bir parçasını aklınca beğenmiyor, inkâr ediyor. İnkâr ile, iman edip imanına şirk karıştırmayan kimsenin hatalı davranması birbirinden çok ayrı şeydir. İmanlı kimse hatasını anlar, Allah’ın karşısında boyun büker ve affına sığınır. İnkârcı ise Allah’ın yerine kendi nefsinin hevâsını ilâh olarak koymaktadır. Mü’min günahın açık olanından da gizli olanından da kaçınmaya çalışır, ama bazen ihmalinden, gafletinden dolayı günaha düşerse hemen Rabbine sığınır ve tevbe eder.[7]

Büyük Günahlar

Büyük günahlara “kebâir” denilir. Kebâir: Azâbı büyük olan günahlar anlamına gelir. Bu kelime, büyük anlamındaki “kebîr(e)” kelimesinin çoğuludur. Allah’ın emirlerine karşı gelme, isyan etme, suç anlamlarına gelen günah kavramı, iki kısma ayrılarak değerlendirilmiştir. Bu yanlış fiillerin bir kısmına “kebâir” yani büyük günah, bir kısmına da “sağâir” yani küçük günah denmiştir.

Günahları büyük ve küçük günahlar diye ikiye ayırmak Kur’an’ın bir tasnifidir: “Eğer yasakladığımız büyük günahlardan (kebâirden) kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı (seyyiâtınızı) örteriz ve sizi şerefli bir makama koyarız.”[8]; “Küçük kusurları (lemem) dışında, büyük günahlardan (kebâira’l-ism) ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır.“[9] Âyetlerde geçen kebâir, kebâira’l-ism, zünûb kelimeleri büyük günahları gösterirken; seyyie (çoğulu seyyiât) ve lemem kelimeleri de küçük günahları gösterir.

Hangi günahın kebîre (büyük günah) olduğu hususu, kebîrenin tarifini zorunlu kılmaktadır. Büyük günahın bazı belirtileri şöyle sıralanır:

a- Kendisine bir hadd cezasının terettüp etmesi,

b- Kur’an veya sünnette azab veya ateşle tehdidin varlığı,

c- Günahı işleyenin fâsık olarak isimlendirilmesi,

d- Fâilinin lânetlenmesi gibi.

Başka bir tarif de şöyledir: Kebîre, üzerinde ısrar edilen; sağîre (küçük günah) ise kendisinden istiğfar edilen günahtır. İbn Mes’ud’a göre kebâir, Allah’a şirk koşmak, Allah’tan ümidi kesmek ve Allah’ın cezasından emin olmaktır. İbn Abbas ise kebîrenin tarifinde, üç çeşit belirtisi olan günahın büyük günah olduğu anlayışına sahiptir: a- Allah’ın yasak ettiği şey, büyük günahtır; b- Allah’a isyan demek olan şey, büyük günahtır; c- Allah’ın, hakkında, azabla, lânetle veya gazabla hükmünü bildirdiği her fiil büyük günahtır. Kebâirin (büyük günahın) en büyüğü, Allah’a şirk koşmaktır.

İslâm, bazı davranışların yanlış olduğunu bildirmekte ve onların yapılmasını yasaklamaktadır. Bu durum, aynı zamanda bir imtihandır. İnsanlar bu sınavdan geçerek mükâfat veya ceza alacaklardır. Günahsız olanlar yalnızca melekler ve kısmen peygamberlerdir. Her insan hata edebilir, günah işleyebilir. Onun yapması gereken günah işlememeye çalışmaktır. Günah işlediği zaman ise, tevbe ve istiğfar etmesi, günahta ısrar etmemesi gerekmektedir.

Bir hadis-i şerife göre büyük günahların sayısı dokuz tanedir: Şirk koşmak, haksız yere adam öldürmek, namuslu bir kadına zina iftirası atmak, zina yapmak, düşmana hücum zamanında kaçmak, büyücülük, yetim malı yemek, ana-babaya karşı gelmek; emredileni yapmamak ve yasakları yapmak yoluyla doğruluğu terk etmektir. [10]

Büyük günahların sayısı ve neler olduğu konusunda âlimler farklı görüşe sahiptir. Büyük günahların kaç tane olduğundan daha önemlisi İslâm’ın davranışlara getirdiği ölçülerdir. Hakkında kesin delil ile yasak olan şeyi yapmak günahtır ve insana vebal kazandırır. İster büyük olsun ister küçük olsun günahları çekinmeden işlemek, insandaki takvâ duygusunun (Allah’a karşı sorumluluk bilincinin) azlığındandır. Şüphesiz, büyük günahların en büyüğü Allah’a şirk koşmaktır. Şirk koşanın küfre düşeceği açıktır. Diğer büyük günahları işleyenlere fâsık denilir. Onları günahın haramlığını inkâr etmedikleri müddetçe tekfir edip kâfir saymamak gerekir. Onlar için tevbe kapısı açıktır. [11]

Küçük Günahlar

Kur’an-ı Kerim’de lemem [12] ve seyyie kelimeleriyle ifade edilen küçük günahlar, tarifini şu ifadede bulur: Kebîrenin alanı veya tarifi dışında kalan, yani hakkında bir ceza (had) bulunmayan, cehennem ateşi ile de tehdit edilmeyen günahlardır. Tevbe ile veya Sâlih (iyi) amellerle silinebilen küçük günahlar, çeşitli nedenlerle büyük günaha da dönüşebilir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.)’den: “Üzerinde ısrar edildikçe, küçük günah yoktur.” anlamında bir rivâyet vardır.[13] “Hiçbir küçük günah yoktur ki, küçük (önemsiz) görüldüğü halde büyümesin; Hiçbir büyük günah yoktur ki, tevbe/istiğfar edilerek küçülmesin.” Başka bir hadis-i şerifte ise, göze önemsiz görünen günahlardan açıkça sakındırılmaktadır: “Ey Âişe! Göze önemsiz gibi görünen günahlardan sakın! Çünkü bu günahlar için, Allah tarafından görevlendirilmiş bir görevli vardır.” [14] Küçük günahları önemsememek, bunlarda ısrar etmek, insanı büyüklerini yapmaya hazır hale getiren psikolojik ve ruhî bir zaafa uğratır. Küçük günahlar büyük günahlara geçit olur.

Küçük günahların büyük günaha dönüşmesi daima mümkün olduğundan; günahın küçüklüğüne değil, ama kendisine karşı gelinen Allah’ın azamet ve kibriyâsına bakarak, günahlardan sakınmamız lâzımdır.[15]

Kur’an ve Sünnette açıkça yasaklanan her günahın kebâir olduğu kesindir. Yine Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in had cezası (şer’î büyük cezâ) takdir ettiği, âhirette karşılık olarak azapla tehdit ettiği günahlar da kebâirdir. Allah (c.c.) tarihte büyük günah işleyen bazı mücrim (azgın günahkâr) kişi ve toplulukları dünyada iken cezâlandırıp helâk etmiştir. Bu gibi cezaları hak eden her suç da büyük günahtır. Bunların dışındaki hatalar, sürçmeler, yanılmalar küçük günahtır.

Muhâtaba Göre Günahlar

Günahlar, muhâtaba göre üçe ayrılır:

1- Allah’a Karşı Günah: Küfür, şirk ve endâd (Allah’ın eşi ve benzeri olduğunu kabul) gibi tevbe edilip vazgeçilmedikçe affedilmeyen günahlardır.

2- İnsanlara Karşı Günah: Kur’ân-ı Kerim’de belirtilen insanlara yönelik günahlar, Allah’a yönelik olanlardan daha çeşitli olup, bunlar farklı alanlara dağılmaktadırlar. Netice itibarıyla bu tür günahların önemi şuradadır: Bunlar kul hakkını ihlâl olduğundan kendisine haksızlık yapılanın rızâsı, hakkını helâl etmesi olmadıkça bağışlanmaz.

İnsanlara karşı işlenen günahlardan katl[16]; kan dökme[17]; kız çocuklarını diri diri toprağa gömme[18] zikredilir. Cana kıyma, hataen olmanın dışında, kesinlikle mü’minlerden nehyedilirken [19], kasıtlı öldürmelerin cezası kısas olarak[20] tayin edilmiştir. Faiz yeme[21] (ki faiz yemek bağışlanmayacak suçlardan sayılmış ve faiz yiyenlerin kabirlerinden mahşer günü şeytan çarpmış bir durumda dirilip kalkacakları Kur’an’da ifade edilmiştir.)[22]; mala, özellikle kamu malına hıyânet etmek (ğull)[23]; cimrilik[24]; (müşterileri kandırmak için) malı ve tartıyı noksanlaştırma[25]; helâl – haram demeyip miras yemek[26]; hırsızlık[27]; rüşvet yemek[28] Kur’an’da yasaklanan insanlara karşı işlenen günahlardandır. Yine, işkence yapmak[29]; yetim malı yemek[30]; yetimi çirkin tarzda kovmak[31]; yoksulu doyurmamak[32]; yüzsüzlük yaparak insanlardan bir şey istemek sûretiyle onları incitmek[33]; hıyânet[34]; gözlerin hâince bakışı[35]; ahde riâyetsizlik[36]; insanlara iftira, işlediği günahı mâsum birine yıkma[37]; iffetli kadınlara zinâ isnâdı[38] (ki dört şahit getirilmedikçe seksen değnek (celde) vurulur); bühtan (iftira)[39]; genç kızları zinâya zorlamak[40]; yalan şâhitlik[41]; insanlara karşı büyüklenme ve şımarma[42]; haset ve kıskançlık[43] bütün bunlar, Kur’an’da yasaklanan insanlara karşı işlenen günahlardandır. Büyücülük[44]; kasılarak yürümek[45]; insanlara iltifat etmeyip onlara burun kıvırma[46]; ana babaya kötü davranmak[47]; insanlarla alay etmek, onları küçümsemek, başkalarını güldürecek biçimde onların kusurlarına ve eksikliklerine dikkat çekmek[48]; her ne şekilde olursa olsun başkasını ayıplamak, kınamak[49]; (ki böyle bir davranış, imandan sonra fıska düşmek kadar tehlikeli sayılmıştır)[50]; müslümanların kusurlarını araştırıp, gizli durumlarını açığa vurmak[51]; tanıdığını yokluğunda hoşlanmayacağı şeylerle anmak, yani gıybet[52] (öylesine çirkin bir davranıştır ki, ölü kardeşinin etini yemeye, yani yamyamlığa denk tutulmuştur); başkası hakkında zanla hüküm vermek[53]; kaş-gözle insanları çekiştirme[54] gibi günahlar insanlara yönelik günahlardır.

Kur’an’da insanlarla ilgili günahlara oldukça fazla yer ayrılması, Kur’anî öğreti ve dünya görüşünün, sosyal âhenk ve intizama ne kadar itina gösterdiğinin bir belgesi sayılsa gerektir. Çünkü farklı yoğunluktaki mânâlarıyla, bu kadar çeşitli kelimenin kullanılması, toplumsal hayat ile her noktadan temasa geçip, onu etkileme hedefini gözetir.

3- İnsanın Kendisine Karşı Günahı: Günahlar, kötü âkıbet açısından bizzat yapanları ve buna sebep olanları ilgilendirdiğinden, günahkârlar, neticede bizatihî günahları kendilerine karşı işlemiş olurlar. Bu durum, bazen nefs kelimesiyle beraber zikredilen tahtânûne[55] kelimesiyle ifade edilirken bu, günah işlemek ve ma’siyet irtikâb etmek sûretiyle nefse, yani insanın kendisine zulmü ya da azâba mâruz olmak ve kendi sevabını da azaltmak sûretiyle kişinin kendi olgunluğuna zarar verir. Çoğu zaman bu husus “nefsine zulmetmek” (kendine haksızlık yaparak zarar vermek) kavramı altında bize sunulur.[56] Öyleyse günah, hangi kategoriye dâhil olursa olsun, onun yıpratıcı tesiri ve sonuçları, zarûri olarak yapanı alâkadar eder.

İnsan, kendi rûhî ve maddî varlığı üzerinde, sosyal çevrede de olduğu gibi, istediği biçimde davranamaz ve böyle bir tasarruf hakkına da sahip değildir. Hz. Peygamber’in hadisinde ifade edildiği gibi, nefsimizin meşrû haklarını kabul etmemek, ona yöneltilmiş bir suçtur ve cezası uhrevî âlemde görülecektir. Meşrû olmaksızın canımıza, ruhî ve bedenî varlığımıza yönelteceğimiz herhangi bir suç, âhirette misliyle cezalandırılacaktır. “Kim dünyada nefsini herhangi bir şeyle öldürürse, kıyâmet gününde de o şeyle azâb olunur.” [57]

Günahlar ve Günahkârlarla İlgili Sünnetullah/Allah’ın Değişmez Yasaları

a- Kim günah ve kötülük yaparsa cezâsını bulur.[58]

b- Kötülüğün cezâsı kötülüktür; bir günah işleyen sadece onun kadar cezâlanır.[59]

c- Aslında günahlar ve cezası ferdî olmakla birlikte; kötülüğe (günaha) rızâ göstermek, toplumun genelinin cezâsını gerektiren bir günahtır.[60]

d- Günahlar, sahibini helâke sürükler.[61]

e- Kuvvetli de olsa her toplum (yönetim, devlet), günahı sebebiyle yok olur.[62]

f- Günahlar, mü’minin şeytana karşı direncini zayıflatır.[63]

g- Musîbetlerin tümünün sebebi, günah ve isyan olmamakla birlikte; günahlar, nice musîbetlerin sebebidir.[64]

Ey insan! Bir kibrit ateşinin yakmasına tahammül edemeyecek kadar zayıf ve sabırsız olduğun halde, ne cür’etle günah işlemeye kalkıyorsun? Ateşe dayanabiliyorsan, dayanabileceğin kadar günah işle!

Gizli günaha, gizli iyilik, açıktan günaha da açıktan iyilik yap ki günahı silsin.” (Hadis-i Şerif Rivâyeti)

Kulun günahlara batmış bulunduğunun alâmetlerinden biri, yaptığı ibâdetlerinden gönlünün huzur duymamasıdır.” (Hasan-ı Basrî)

Amellerin en fazîletlisi, gizli günahları terk etmektir. Çünkü gizli günahlardan uzak kalan kimse, insanlar içinde yapılan açık günahlardan daha çok uzak kalır.”

Fâsık, çoğunlukla ahlâksız ve vicdansız olur. Çünkü günah ve isyan arzusu, vicdandaki imanın sesini susturmakla yayılabilir. Vicdan ve imanını sarsmadan tam seçme ile bir mü’min şer işleyemez. Onun için İslâm fâsıkı hâin bilir, şâhitliğini reddeder.”

Yaptığı işin ne olduğunu bilmeden günah işlemek başka, bilip de buna aldırış etmemek, onunla içli dışlı olmak yine başkadır.”

Cehennem nefse hoş gelecek şeylerle, cennet de zorluklarla çevrilmiştir.”

Günah arıya benzer; ağzı ballı, kuyruğu zehirlidir.”

Kul, bütün varlığı ile günahları bırakmaya karar verdiği zaman, İlâhî imdat/yardım, onu her tarafından kaplar.”

Ey insan! Bugün dünyada günahlardan korkarsan, yarın âhirette hiçbir şeyden korkmazsın.” (Sâdi-i Şirâzî)

Allah, günahkârlık zilletinden kurtardığı kulunu malsız olarak zengin yapmış, aşiretsiz olarak aziz ve şerefli kılmış, kimsesi olmadığı halde onu yoldaşı/dostu eylemiştir.”

Günaha karşı en tesirli korunma vâsıtası, günahtan/cehennemden korkmaktır.”

Gözünü harama bakma günahından korumak için, şunu düşünmelisin: Her şeyi görenin sana olan bakışı, senin harama bakışından daha öncedir.”

Günah işleyen insandır, buna üzülen muttakî olabilir, bununla övünen ise bir şeytandır.”

En ağır günah, insanın kendisini günahsız bilmek gururudur.”

En az merhamet gösterenler, en büyük günahları işleyenlerdir.”

Günah işlemenin birçok vâsıtaları vardır, fakat yalan, bunların hepsine uyan bir saptır.”

Sen günahın küçüklüğüne bakma; günah kendisine karşı işlenenin büyüklüğünü düşün.”

Günahlar kalbi karartır, bunu ancak tevbe amaçlı ağlamak giderir.”

Günahtan sakınmak, tevbe ile uğraşmaktan kolaydır.” (Hz. Ömer)

İnsanın günahları ardını bırakmaz, onu takip eder, onunla öteki dünyaya gider. Cehennemde ne ateş vardır, ne azap. Dünyadaki günahlar orada ateşe dönüşecektir. İnsan ateşini günah şeklinde kendisi öteki dünyaya götürecektir.”

Günah, yasak olduğu için acı vermez, acı verici olduğu için yasaktır.”

Günahlarım bana ne getirdiniz? / Topu topu tesbih böceği kadar haz.”

Kadınların, çocukların, hizmetçilerin, zayıfların, yoksulların, câhillerin günahları; aslında, kocaların, babaların, efendilerin, güçlülerin, zenginlerin, aydınların günahıdır.”

İyi tarafımız da bütün günahlardan arınmış değildir.”

Günahlar, ebedî hayatta devamlı hastalıklardır; bu dünya hayatında bile kalp, vicdan ve ruh için mânevî hastalıklardır.”

İşlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kalp ve ruhumuza yaralar açar.”

Günahın mâhiyetinde, özellikle vazgeçilmeyip ısrarla devam edilirse küfür tohumu vardır.”

Sakın günah işleme! Aksi takdirde kendini ateşe atarsın. Hâlbuki sen, bir kimsenin bir böceği ateşe attığını görsen, onu bile iyi karşılamazsın. O halde, her gün kendini defalarca ateşe atmayı, nasıl hoş karşılayabilirsin?

Bir günah gizli kaldığında, sadece sahibine zarar verir. Ortaya çıkıp bilindiğinde ise, herkese zararı dokunur.”

Günah günahı doğurur; Bir günah, başka günahlara dâvetiyedir. “

Bir kimsenin bir günah işledikten sonra, tekrar günah işlemesi, ilk günahın cezâsıdır. Bir sevap işledikten sonra tekrar sevap işlemek de, birinci sevabın karşılığıdır.”

Eskiden öyle insanlar vardı ki, başkalarının günah işlediklerini duysalar, sıtmalı hasta gibi titrerlerdi. Şimdi ise insanlar, kendi günahları için bile titremiyorlar.”

Hep bilmedeyiz neyin günah olduğunu / Lâkin yine işler dururuz sâde onu…

——

[1] 91/Şems, 7-8

[2] 4/Nisâ, 48; 39/Zümer, 53

[3] 4/Nisâ, 48

[4] 39/Zümer, 53

[5] Müslim, Tahâret 14, hadis no: 233; Tirmizî, Salât 160, hadis no: 214

[6] 31/Lokman, 33

[7] 4/Nisâ, 31; İbn Mâce, Zühd 30, hadis no: 4248-4249, 2/1419; Hüseyin K. Ece, İslâm’ın Temel Kavramları, Beyan Y., s. 231

[8] 4/Nisâ, 31

[9] 53/Necm, 32

[10] Ebû Dâvud, Vesâya 10, hadis no: 2875; Nesâî, Tahrîm 3

[11] Hüseyin K. Ece, a.g.e. 336-339

[12] 53/Necm, 32

[13] İbn Ebi Şeybe, Musannef; Deylemi

[14] İbn Mâce, Zühd 29

[15] Sadık Kılıç, Kur’an’da Günah Kavramı, Hibaş Y., s. 331

[16] 2/Bakara, 85; 4/Nisâ, 92

[17] 2/Bakara, 84

[18] 16/Nahl, 58-59; 43/Zuhruf, 17

[19] 4/Nisâ, 92

[20] 2/Bakara, 178, 179

[21] 2/Bakara, 275, 278, 279; 3/Âl-i İmran, 130

[22] 2/Bakara, 275

[23] 3/Âl-i İmran, 161

[24] 3/Âl-i İmran, 180; 4/Nisâ, 37

[25] 2/Bakara, 282; 7/A’râf, 85

[26] 89/Fecr, 19

[27] 5/Mâide, 38; 12/Yûsuf, 70, 73

[28] 5/Mâide, 62

[29] 5/Mâide, 59

[30] 17/İsrâ, 10, 34

[31] 107/Mâun, 2

[32] 107/Mâun, 3

[33] 2/Bakara, 273

[34] 4/Nisâ, 105, 107; 8/Enfâl, 27, 58, 71

[35] 40/Mü’min, 19

[36] 17/İsrâ, 34

[37] 4/Nisâ, 112

[38] 24/Nur, 4, 11, 23

[39] 4/Nisâ, 20, 112, 156

[40] 24/Nur, 33

[41] 22/Hacc, 30

[42] 17/İsrâ, 37

[43] 2/Bakara, 109; 4/Nisâ, 54

[44] 113/Felak, 4

[45] 75/Kıyâme, 33

[46] 31/Lokman, 18

[47] 31/Lokman, 14-15

[48] 24/Nur, 11

[49] 9/Tevbe, 58, 79

[50] 49/Hucurât, 11

[51] 49/Hucurât, 12

[52] 49/Hucurât, 12

[53] 17/İsrâ, 36; 46/Ahkaf, 6, 12

[54] 83/Mutaffifin, 30

[55] 2/Bakara, 187; 4/Nisâ, 107

[56] 2/Bakara, 54, 231; 4/Nisâ, 97; 7/A’râf, 24; 11/Hûd, 101 vb.

[57] Müslim, İman 176; S. Kılıç, a.g.e. s. 332 ve devamı

[58] 4/Nisâ, 123

[59] 40/Mü’min, 40

[60] 8/Enfâl, 25

[61] 6/En’âm, 6

[62] 40/Mü’min, 21

[63] 3/Âl-i İmrân, 155

[64] 42/Şûrâ, 30; 3/Âl-i İmrân, 165

Ahmed Kalkan
Vuslat dergisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s