Türkçe mi, Turkche mi!?


Dile ilişkin bir yazı yazmanın ne denli zor olduğunun ve bilgi birikimi gerektirdiğinin farkındayım fakat artık insanı derinden üzen dildeki bu bozulma daha fazla sessiz kalmama müsaade etmedi.

Dil insan gibidir, yani canlıdır, yaşar, gelişir, içine yozlaşma girdiğinde de hastalanır ve zamanla ölür. Diller de aile gibidir. O aile bir kez dağıldı mı, bir daha toparlamak mümkün olmayabilir. Dilin öneminin çok iyi idrakinde olan emperyalist güçler, hegemonyası altına almak istedikleri toplumların önce dillerinin bozulmasını hedefler. Tarihte bunun birçok örneği mevcuttur. Ne kadar ilginçtir ki, sömürge altındaki ülkelerde –hiç kullanılmasa bile- ikinci dilin sömüren ülkenin dili olduğuna şahit oluyoruz. Bu şekilde asıl yapılmak istenen, kendi kültürünü o topluma yerleştirmektir çünkü dil, aynı zamanda kültürün bir taşıyıcısıdır.

Aklıma George Orwell’ın ‘1984’ isimli romanı geldi. Okuyanlar iyi bilirler orada çok önemli bir diyalog vardır. Hakimler kendi aralarında konuşup bir sözlük hazırlamaya karar verirler. Hakimler bu sözlükte kelime sayılarını gittikçe azaltacaklardır. Yani aynı sözcükle ifade edilen kelimelerin sayısı teke indirilecektir. Hakimlerden biri “Niye böyle bir şey yapacağız?” diye sorunca diğeri şöyle cevap verir:

Kelimeler ikiye, birgün gelecek bir kelimeye düşecek sonra o kelimeyi de kaldıracağız. Çünkü insanlar kelimelerle düşünür. Kelime gittiği zaman düşünce gider. İşte o zaman biz düşüneceğiz, onlar yapacaklar.”

Bu önemli mesaj bize kelimelerin tek tek gitmesiyle insanın kendini ifade etme özgürlüğünün de nasıl yok olduğunu çarpıcı bir şekilde vurgular. Etkin ve akıcı konuşmanın koşullarından biri ana diline hakim olmak ve kelime dağarcığının zenginliğidir.

İnkar edilemeyecek bir gerçek vardır ki o da Türkçe’nin ne kadar zengin bir dil olduğudur. Unutulmaya yüz tutmuş, tekrar telaffuz edilmeyi bekleyen binlerce kelimemiz var. Mesela rahmet, gönül, hikmet gibi derin manalar içeren kelimelerin hangi dilde bu kadar güzel bir şekilde karşılığını bulabiliriz!

Dilin bozulması denilince aklımıza yabancı kelimelerin dilimize girmesi geliyordu. Şimdi ise daha korkunç bir boyut aldı.

Dikkatle çevremizi gözlemlersek –hatta dikkat etmesek bile mutlaka gözümüze ilişecektir- Whisne (vişne), Taxim (Taksim), Balcon (balkon), Roumeli (Rumeli), Dishi (dişi) ya da Eylul’s, Hammam gibi bar, lokanta, pastane hatta dergilerin aslen Türkçe olan adlarının yabancı dil kurallarına göre yazıldığını görüyoruz.

Yani yabancı kelimeleri Türkçe kelimelere tercih ettiğimiz yetmiyormuş gibi o güzelim Türkçe kelimeleri de hiçbir estetiği olmayan yabancı dildeki kelimelere benzetme küstahlığına cüret ediyoruz.

Amacım burda birilerine taş atmak ya da başkalarını suçlamak değil zira hiç birimiz sütten çıkmış ak kaşık değiliz. Kimbilir bu satırları yazarken nice hatalar yapıyorum. Benim asıl üzerinde durmak istediğim husus, dilimizin böylesi bir zulme uğramasına göz yummamamız, duyarlı olmamız ve bu dil katliamına karşı hep birlikte çözüm yolları üretmemiz gerektiğidir.

Sorun yalnızca dilimizin yabancı kelimelerin istilasına uğraması değil elbette.. Dil bozukluğu çok geniş bir yelpazede ele alınabilir. Günlük kullanımda cümlelerimiz arasına yerleşen argo ifadeler ne yazık ki artık bizi rahatsız etmez oldu. Oysa şöyle etraflıca düşünüldüğünde kulağa ne kadar nahoş, bayağı ve itici geldiğini farkedebiliriz.

İnsanın değeri ve sözü konuşmasıyla ölçülür. Konuştuğumuz kelimeler kişiliğimizin aynasıdır. Ağır başlı, gönül alıcı kelimeler olduğu gibi kaba saba, kırıcı, argo kelimeler de vardır. Hangi ölçüde değer görmek istiyorsak o nispette sarfettiğimiz sözcüklere itina göstermeliyiz.

Hiç şüphesiz dilimizi düzgün, doğru, akıcı ve etkili konuşabilmemiz için kelime haz(i)nemizin geniş olması gerekir. Şu birkaç tavsiye bu konuda bize faydalı olacaktır:

* Evvela Türkçe’mizi düzgün kullanmamız gerektiğinin şuurunda olmalıyız. Çevremizde ya da kendimizde gördüğümüz en ufak dil hataları dahi bizi rahatsız etmeli.

* Okumayı sevmeli, kitapla, kütüphaneyle barışık olmalıyız.

* Okurken mutlaka notlar almalıyız.

* Bilgi ve kelime dağarcığımıza yeni kazandırdığımız kelime veya kavramları günlük hayatta fırsatını bulup yerinde ve kıvamında kullanmalıyız.

* Duyduğumuz ama telaffuzunu ve manasını bilmediğimiz bir kelimeyi hiç üşenmeyip sözlüğe bakmalıyız.

* Kültür seviyesi yüksek insanlarla haşır neşir olmalıyız.

* Bilgi, kabiliyet ve tecrübe bakımından seçkin kişilerin konuşmacı olduğu kültür programlarını (konferans, panel, sempozyum vb.) mümkün mertebe takip etmeliyiz.

Aslında hepimiz dilimizin ne kadar önemli olduğunun idrakindeyiz. Sadece biraz daha özen ve dikkat göstermeliyiz. Yukarıda da belirttiğim gibi seçtiğimiz kelimeler kadar seçkinleşir, o kadar değer görürüz.

Elbette bunları söylemedeki maksadım yabancı dillerden tamamen uzaklaşalım demek değildir. Fakat Cemil Meriç’in dediği gibi ‘kendi dilini bilmeyen, yabancı bir dili nasıl öğrenebilir?‘. Önce kendi dilimizi iyice öğrenip, hakkıyla kullanalım. Daha sonra başka dilleri başarılamızı perçinlemesi için bir araç kılalım.

Selâm ile..

Hatice Kübra Varol

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s