Konuşma ve Dinleme Adabı


İnsan kalbi, kafası, dili ve namusa bakışı üzerinde bina edilen eylem ve özellikleriyle asıl kimliğini elde eder. Bunların her birisi insanı göklere çıkarabileceği gibi yerin dibine de geçirebilir.

İnsanın bu önemli yönlerin her birini bir yazı konusu kabul ederek dil konusu üzerinde yoğunlaşacağız. Hiç şüphesiz dil de Yüce Allah’ın en büyük nimetlerinden biridir. İnsanda hayranlık duygusu uyandıran ilginç bir sanatın şaheseridir. Hacmi küçük de olsa yararı ve zararı mükâfat ve cezası hiç şüphesiz çok büyüktür. Zira itaat ve isyanın sembolü niteliğindeki iman ve küfür dilin tanıklığı ile ortaya çıkar.

Dilin insan organları arasında farklı bir özelliği vardır. Diğer organların fonksiyonları ve işlevleri sınırlıdır. Mesela göz renkleri ve şekilleri görür. Kulak sadece belli frekanstaki sesleri işitir. El ancak cisimleri yakalar, hisseder, dokunabilir. Ama dilin işlevi daha bir geniş ve hayli kapsamlıdır. Bilginin ulaşabildiği her şeyi doğru veya yanlış olarak dil, dile getirir. Aynı şekilde varı yoğu yaratana-yaratılana, hayale-bilinene, zanna-kuruntuya varıncaya kadar uzatan, onlara el atan varlığını veya yokluğunu ortaya koyan dildir. Dilin sahası geniştir. Haddi-hesabı olmayan bir meydanı vardır. Hem iyilik alanında hem de kötülük alanında geniş bir sahaya hâkimdir. İnsanın en zor hâkim olduğu organı dilidir. Zira insan konuşmakla tezce yorulmaz. Dilini depretmekle kimseye borçlanmaz. Dil hak ve hakikatin, adalet ve iyiliğin, doğruluk ve düzenin tercümanı olduğu gibi yalan, dedikodu, koğuculuk, sövüşme, gevezelik ve alaya almanın da aracı konumundadır. Hem iyi hem de kötü yolda kullanılabilecek bir araçtır.

İnsan sosyal bir varlık olduğundan çevresi ile iletişim kurmak zorundadır. Çevreyle iletişim kurmayı sağlayan, bizi iyi-kötü, başarılı-başarısız kılan en önemli faktörlerden biri de dildir; dilin doğru veya yanlış yerlerde kullanılmasıdır; konuşmadır; sözdür. Hayatta başarılı olmanın bir yolu da güzel konuşmadan, güzel söz söylemesini, güzel delil getirmesini bilmeden geçer. Sözü yerinde ve zamanında söylemek, adabına ve usulüne yakıştırmak gerçekten büyük bir başarı ve fevkalade önemli bir erdem sayılır.

İnsanlar genellikle günlük konuşmalarında, diyaloglarında ve sohbetlerinde herhangi bir ön hazırlığa gerek duymazlar. Yani günlük konuşma genellikle gelişi güzel ve anlık düşüncelere dayanır. Şartlar ne olursa olsun, insan söylediği sözden sorumludur. Bu nedenle sözlerimizi özenle seçmemiz gerektiği gibi konuşma esnasında her an çok dikkatli olmamız da zorunludur. Efendimiz dikkatimiz dağıldığında Kur’an okumamızı dahi yasakladığına göre dikkatsiz halde konuşmamızı da sakıncalı görmüş olmaktadır.

Uygunsuz, yetersiz ve zamansız söylenen sözlerin bizleri ne tür zorluklarla karşı karşıya getirdiğini her birimiz görmüş ve yaşamışızdır.

İrticalen konuşma sahası içinde ev, iş ve çarşı hayatında karşılaştığımız yanlışlıkları, eksiklikleri tamamlama, hatalı davranışları tespit edip ortaya koymada kişiliğimiz, onur ve mesajımız açısından hayli ciddi bir öneme sahiptir.

Dilin afetleri çoktur. Gazali bunları yirmi küsür maddede özetler. Said Kahtani ise bunları 26 maddede toplar. Barikay-ı Muhammediyye müellifi ise bunları ancak 60 maddede açıklamaktadır. [1] Bunların en önemlileri yalan, dedikodu, koğuculuk, gösteriş, nifak, kaba söz, kendini temize çıkarmadır. Sürtüşme, doğru olmayan konulara dalma, tahrif etme, arttırma, eksiltme de bunlar gibidir. Ayrıca insanları rahatsız etme ve onların ayıplarını, kusurlarını, ima etme gibi dilin doğrudan oynadığı kötü iş ve sözlerden sakınmak gerekir. Her zaman diline hâkim olmaya fazla zorlanmadan yapılabilen, insanın gönlüne, içine de hoş ve tatlı gelen, şeytandan ve doğuştan gelen birtakım itici güçler nedeniyle de cazip görülen bu olumsuz eylemlerin hepsinden kaçınmak gerçekten çok zor olduğu için bu işi başaranlara Dinde öyle güzel mükâfatlar vaat edilmiştir ki, değme gitsin. Ayrıca bunun büyük bir fazilet ve erdemlilik olduğu da bildirilmiştir.

İnsan diline hâkim olmakla sürekli ciddiyet ve kişiliğini korur, hayırlı şeyleri yapma zaman ve fırsatını bulur, sözün dünyadaki sonuçlarına ve ahretteki hesabına katlanma zahmetinden kurtulur.

Diline hâkim olmanın önemi şu bakış açısına göre daha iyi anlaşılır. Sözler temelde dört bölümde toplanır.

1- Bütünü ile zararlıdır.
2- Bütünü ile faydalıdır.
3- Hem zararlı hem faydalı bir tarafı vardır.
4- Ne zararlı ne de faydalı bir tarafı vardır.

Bütünü ile zararlı olanı terk etmek lazım. Zararı etkisiz hale getirecek yararı olmayan sözleri de bırakmak gerekir. Ne faydası ne zararı olan sözler ise boştur. Zamanı boşa tüketmektir. Bu ise hüsranın kendisidir. Demek ki, konuşmanın ancak dörtte biri konuşmaya değiyor. Diğer üç bölümü insanı zarara sokuyor. Öyleyse Allah’a ve Ahiret gününe imanı olan insan elbette ya hayır söylemeli ya da susmalı.

Dilin rahatlıkla kötülüğe alet edilebileceğini hakkıyla idrak eden Efendimiz bu konuda bizi uyarmış bulunmaktadır. Selh b. Sa’d Sâi’dî diyor ki; Hz. Peygambere: “kim diline ve namusuna hâkim olacağına söz verirse, ben de onun cennete gireceğine söz veririm” buyurur (Buhari). İnsanı cennetlik eden amellerin başında hangisi gelir? diye sormuştu. Hz. Peygamber: “Allah korkusu (takva) ve güzel ahlak” buyurdu. Cehennemlik edenlerin başında hangisi gelir dendiğinde “ağız ve karın” gelir karşılığını verdi (İbn Mâce, Tirmizi, sahih saymıştır). Muaz b. Cebel der ki: Ey Allah’ın Elçisi biz söylediğimiz sözlerden dolayı da hesaba çekilir miyiz? diye sordum. “Ey Muaz, insanları cehenneme sürükleyen onların dillerinin mahsullerinden başka nedir ki?” cevabını verdi (İbn Mâce, Tirmizî ve Hâkim “sahih” saymıştır).

Süfyân b. Abdullah Sakafi der ki: Benim hakkımda neden endişe edersin? diye sordum. Hz. Peygamber eliyle dilini tuttu ve “Bundan!” buyurdu. (İbn Mâce, Mesai, Tirmizî, sahih saymıştır.

Ebu Hureyre hadisinin bir bölümü şöyle: “Allah’a ve ahiret gününe İman eden ya hayırlı söz söylesin ya da sussun.” (Buhari, Müslim)

Hz. İsa’ya bizi cennete götürecek bir iş söyle demişler o da “Asla konuşmayın” demiş. Biz bunu yapamayız dediklerinde o: “Hiç olmazsa iyilikten başka bir şey söylemeyin” buyurmuş.

Hz. Süleyman: “Söz gümüşse sükût altındır” demiş. Enes b. Malik der ki: Kim kabkaba, zebzebe ve laklakanın şerrinden kurtulursa tüm kötülükten kurtulmuş olur: Kabkaba karın, zebzebe iffet, laklaka ise dildir. (Deylemi).

Hz. Ömer der ki: Çok konuşan, çok yanılır, çok yanılanın günahları çoğalır. Günahları çoğalan ise cehennemliklere yaklaşır (Ebu Hatim, Beyhakî).

Abdullah b. Mes’ud der ki: Dil kadar, uzun boylu hapsedilmesi gereken başka bir varlık yoktur.

Davud ailesinin hikmetli sözlerinden biri de şudur: Akıllı insan, diline hâkim olur, zamanının değerini bilir ve kendi işine bakar.

(Dilsiz olmak çok konuşmaktan iyidir. Çok konuşan az düşünür. Dil yarası, bıçak yarasından ağırdır. Bülbülün çektiği dilindendir. Dil, kalbin şahidi olmasa da, kalp dilin şahididir. Hz. Peygamber kaba, çirkin, ayıp söz söylememiş, lanet okumamıştır. “Müslüman, Müslüman’ın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” Söz; amaç, mana ve muhteva ile değerlidir. Manasız söz içi çürük ceviz gibidir. İnsanın kimliği sözünde yazılıdır. İçinde faydalı bir öz taşımayan ve muhataba faydalı olmayan söz bütünüyle ziyandır. Ağzında çıkan söz, namludan boşalan mermi gibidir).

Bir Konuşmada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

1-İnsan yalandan sakınmalı, eksik bilgi ile konuşmaya kalkmamalıdır: Yalanın söylenenden çok söyleyene zararı dokunur. İyi niyetle söylenmiş masum yalanlara belki insan müsamaha ile bakabilir. Yoksa yalan insanı gözden düşürür. Ciddi konularda yalan sözler söylemek insanı kişiliğini ve onurunu ayakaltına almasıyla eş anlamlıdır. Yalancı insan toplum tarafından er geç mahkûm edilir. Artık doğru da söylese kimse aldırmaz. İtiraz etmez. Aldırmaz ve ciddiye almaz.

Yeterli olmayan, olgunlaşmamış, yetersiz bilgi ile ortaya çıkmak da böyledir. İyi özümlenmemiş bir bilgi ile kesin yargılar ortaya koymak insanın itimadını sarsar. Bu durumda tutarlı olmayan eksik bilgilerin kötü sonuçları bizden bilinecektir. Konuşmanın karşılıklı yapılan bir alış-veriş olduğu unutulmamalıdır. Muhatap konuşandan daha iyi konuya hâkim olabilir hatibin işi yuvarlattığını, bol keseden, işkembe-i kübradan attığını fark ettiğinde ister istemez rahatsız olacak ve bıyık altından gülerek onu küçümseyip hor görecektir. Üstünlük çabasında olan birtakım şeyleri bildiğini ispata çalışan, bunu için anlaşılmayan bazı kavramlar kullanarak hâkimiyet sağlamaya gayret eden boşuna kürek çekmektedir. Zira her şey bütün çıplaklığı ile dinleyenin gözleri önünde olduğu için onun açığını kapatma şansı hemen hemen yok gibidir. Böyle bir konuşma aynı zaman da muhatabı sıkar, hatta çileden çıkarabilir de.

2- Sözün güzelini söylemeye özen göstermelidir: Kaba, sert, bağırarak, öfkeyle söylemekten sakınmalıdır. Sakinlik, sabır, teenni ve rıfk ile söze başlamak ve o minvalde devam etmek Müslüman için en güzel yoldur, hikmet bunu gerektirir. Davet ve nasihat bunu talep eder. Tatlı söz, yılanı deliğinden çıkarır. Acı söz insanın kalbini kırar, nefret uyandırır.

3- Gerekli olmayan, boşboğazlık sayılabilecek şeylerden uzak durmalıdır: Toplumda kimliğimizi ve kişiliğimizi korumak için gevezelikten uzak durmak ve nerede, ne zaman sözü bitireceğimizi iyi bilmek zorundayız. Gevezelik bir çeşit hastalıktır. Ağzı açılınca bir türlü kapanamaz. Hiç kimseye söz hakkı tanımaz. “Çenesi düşük” geveze insanlar hakkında kimse iyi düşünmez. Herkes onlardan kaçmaya çalışır; onlara yakalanmayı zaman kaybı olarak değerlendirir.

4- Az ve öz konuşmalı, tekrarlardan ve laf kalabalığından kaçınılmalıdır: En güzel konuşma, doğru ve gerektiği kadar konuşmadır. Zaman ve zemine uygun olarak, konuyu dağıtmadan basit cümlelerle amaca varmak en geçerli, en sağlıklı konuşma şeklidir. Heyecanı kontrol etmek, ses tonunu ortama göre düzenlemek gerekir. Kısa ve rahat anlaşılan söz daha çekicidir. Her yerde aynı şeyleri dinlemek insanı usandırır. Bu da kültür eksikliğinden ileri gelir. Oysa insan yerine ve zamanına göre konuşmalıdır. Sözün en güzeli “kısa ve öz” olanıdır. Yalın anlatım her zaman boş söz dinlemekten daha iyidir. Laf kalabalığına ve tekrar tekrar aynı şeyleri anlatmaya gerek yoktur: “Kolum incidi” diyecekken dünyanın yaradılışından başlamanın anlamı yoktur. Bu durumda birileri “yeter artık; Nuh Tufanına geç!” demek zorunda kalacaklardır.

5- Muhataba değer vermeli, ona saygılı olmalı ve insanca davranmaya özen göstermelidir: İnsan kendi şahsına değer verir. Başkalarının kendisiyle alay etmelerine, kendisini hafife almalarına katlanamaz. Böyle tutumlar insanı öfkelendirir, tiksindirir, nefret ettirir. Şakalarda bile alay söz konusu olabilir. İnsan birbirlerinin kendisini diline dolamasına asla razı olmaz. Basit bir espri için başkasının gönlünü kırmak, incitmek, kişiliğini lekelemek, akla, vicdana ve mantığa uygun düşmez. Rica etmek, teşekkür etmek ve takdir etmek muhatabın gönlünü ferahlatır. Selamlamalar, kutlamalar, takdirler ve iyi dilek temennileri muhatabın kalbini feth eder. Yüz hatları, bakış ve duruşlar, tavır ve hareketler de insanları olumlu ya da olumsuz biçimde etkiler.

6- Başkasının sözünü kesmemelidir: Söz kesmek saygısızlıktır. İnsanı öfkelendirir. Meramının anlaşılmasını engeller. Bilgiçlik taslayanlar, itiraz zevkini tatmin etmek isteyenler, saplantılarını yaymak ve gevezeliğe başlamak için söz kesmeyi huy edinmişlerdir. “Katılmıyorum, aslında öyle değil, falan kitaba, filan yazara göre…” diye söze girip lafı insanın ağzında bırakmaya meraklıdırlar. Gerçekleri saptıran saçma-sapan sözlerle her konudan dem vurmaya çalışanların sözlerini nazik bir uyarı ile kesmek onları dinlemekten iyidir.

7- Dedikodu ve başkasını karalamaktan uzak durmalıdır: Niyet ne olursa olsun dedikodu birçok yanlış anlamalara yol açar. Sözler çarpıtılır. Asılsız haberler uydurulur. Her insan bir parça dedikodu düşkünüdür. Atalar, dedikodu baldan tatlıdır, derler. Zayıf insanlar ise, daha fazla dedikodu ile uğraşır. Güçlü, azimli ve iradesine hâkim insanlar boş işlerle uğraşmazlar. Savunmasız bir insanı haksız yere karalamak ne ahlak ne de insanlıkla bağdaşabilir. Kaçınılmaz durumlarda konunun ağırlık merkezini dile getirmek veya kişi saldırılara karşı savunmak daha doğrudur. Yoksa nezaketle konuyu değiştirmeye çalışmalıdır.

8- İnsan bir konuya girerken kendisini anlatmamalıdır: İnsan, ön plana çıkma, takdir görme gibi nedenlerden kendisini anlatma ihtiyacı duyar. Konuşmada “ben” “biz” zamirlerini hiç kullanmamak en doğru yoldur. Bencillik asla iyi bir huy değildir. Konuşma karşılıklı sevgi ve saygı ile iyi sonuçlar doğurur. Hem dinlemesini bilmeli hem konuşmasını. Yerine göre her ikisi de önemlidir. Kendini beğenme ve övünme kötü bir huydur. Övünme çabası ile başkalarını kırmak doğru değildir. Övünülecek huyumuz varsa başkaları zaten bunun farkındadır; bizim kendimizi anlatmamıza gerek yoktur.

9- Muhatabın eksik ve kusurunu arama peşinde olmamalıdır: Eksik arama bir tür ruh hastalığıdır. Genellikle kendilerinin herkesten üstün olduklarına inananlar bu yola başvururlar. Konuşma sırasında bir yolunu bulup konuşanın hatasını, eksiğini yakalamak büyük bir marifet sayılamaz. Kimseyi beğenmemek de böyledir. Birtakım eksikleri diline dolayarak övünmek bizi gülünç duruma düşürebilir.

10- Hoş görülü olmalı ve yerli-yersiz tartışmalardan kaçınmalıdır: Hoşgörülü olmak, sabırla dinlemek ve konuşanın fikrine saygı göstermekle olur. Özellikle politika, yönetim, günlük olaylar, renkler ve zevkler gibi tartışmaya açık konularda herkesin farklı düşünebileceği unutulmamalıdır. Sonra bu konularda insanın bakış açısını ve düşüncesini bir çırpıda değiştirmek kolay değildir. Herkesin fikrine saygı göstermek hiçkimseye düşüncelerinden dolayı kızılmayacağını hesap dışı bırakmamak gerekir.

11- Öğüt verme konumuna düşmemelidir: İnsan istenmediği, sorulmadığı sürece başkasına öğüt vermeye, onları yönlendirmeye kalkışmamalıdır. Çocuklar bile kendilerine akıl verilmesinden hoşlanmazlar. İnsanlarla samimiyetimiz ölçüsünde konuşmalı, nasihatta çizmeyi aşmamaya özen göstermelidir. Toplumda en bol verilen şey öğüttür. İnsan akıl vermekten hoşlanır. Karşıdakiler ise bundan sıkılırlar. Akıl verilmesini sevmeyen insanlar para verilmesini severler.

12- Yapmacıktan ve pot kırmaktan kaçınmalıdır: Konuşmada, hareketler, jest ve mimikler doğal olmalıdır. Özenti kibarlık insanı sevimsizleştirir. Zoraki nezaket insanı gülünçleştirir. Yapmacıklı sözler bazen küfretmek kadar iğrenç gelebilir. Ufak bir şeyi ahım şahım iltifatlarla karşılamak bir tür alay demektir. Cimri bir insanın cömertliğinden dem vurmak onu kafaya almakla eş anlamlıdır. Konuşma doğal akışı içinde dürüstçe yapılmalıdır. “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” (Mevlana).

Düşünmeden konuşan insanlar kaş yapayım derken göz çıkarırlar. Konuşurken söyleyeceklerimizin nereye varacağını, birilerine zarar verebileceğini, bazı insanları incitebileceğini akıldan çıkarmamalıdır. Farkında olmadan bazı çamlar devrilirse onları tamire kalkışmak işi daha da çirkinleştirebilir. Özür, kabahati geçebilir. Daha sonra özür dileyip ilgili kişinin gönlünü almak da bir insanlık görevidir.

13- Argo kullanmamalıdır, değer sisteminde sakıncalı görülen sözlerden sakınmalıdır: Şımarıklık ve densizlik eseri olarak argo kullanmak büyük bir konuşma hatasıdır. Kelimeleri ve cümleleri anlamlarında kullanmak gerekir. Argo kullanmak gençlerin bir tür özenti biçimidir. Bir kültürün veya üstünlüğün ölçüsü değildir. Argo kullanmak bazı çevrelerce hoş karşılansa da bunun doğru bir tutum olmadığı ortadadır. Bir dili konuşan herkes, o dilin inceliklerini tamamıyla öğrenmeli ve sözcükleri yerli yerinde kullanmalıdır. Herkes anadilini iyi bilmeli, doğru kullanmalıdır. Dilin doğal halini, sadece, saf, akıcı şeklini almaya ve öylece kullanmaya özen göstermek lazımdır. Modern ulusal okullar düşündüğünü anlatamayan, hatta bir konuda sağlıklı olarak düşünemeyen kişiler yetiştiriyor. Onun için her şeyi onlara emanet veya havale etmek tamamen sakıncalıdır ve neslimizi mahv, hayatımızı perişan eder.

14- Açık ve anlaşılır biçimde konuşmalı, acele etmemelidir: İnsan kafasıyla düşünür, diliyle konuşur. Düşünce tembelliğinden kurtulmadığımız sürece başarılı konuşmamız mümkün olmaz. Sözlerimize bir düzen ve tutarlılık kazandırabilmek için düşüncelerimiz netleşmeli, kafamız başka şeylerle meşgul olmamalı, konuyu güzel kavramış olmalı ve dil kurallarını iyice bellemiş olmalıyız. Yeterince okumayan ve dilin zevkine erişemeyen insanlar konuşurken: “şey, yani, falan-filan, dedi ki, dedim ki, tamam mı, anladın mı, anlatabiliyor muyum” gibi ara cümlecikleri tekrarlayıp dururlar.

Konuşan insanın dikkat etmesi gereken prensiplerin yanında dinleyenlerin de uymaları gereken şeyler vardır.

15- Büyüklere saygılı olmalı ve her zaman onlara öncelik vermelidir: Resulullah bu konuya çok dikkat ederdi. Bulunduğu mecliste bu düstura aykırı davrananları uyarır ve kebbir, kebbir derdi. Onun, sütannesine gösterdiği hürmet ve ikram dillere destan olmuştur.

16- Sözde hak ile batıl, doğru ile yanlış karıştırılmamalıdır: Söylenen sözlerin bir kısmının doğru olması yeterli değildir. Sözün baştan sona doğru olması için azami özen gösterilmelidir. Hakka hassasiyet gösterilmeyen, batıldan özellikle sakınılmayan konuşmalar ve onlarda yer alan sözler hayra vesile olmaz; aksine insanın başına bela sarar. İtidal ve hakkaniyet hakim olduğu meclislerde insanın yüzünün kızarmasına yol açar.

17- Yapmadığını söylemekten sakınmalıdır: Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri neden söylersiniz? Yapmayacağınız şeyleri söylemek Allah katında büyük bir günahtır [61/Saff 2-3]. İnsanları iyiliğe çağırdığı halde kendisi bundan payına düşeni almayan aklını yerli yerince kullanmıyor demektir [2/Bakara 44]. Unutmamak gerekir ki eyleme dönüşmeyen sözde hayır yoktur. Söz ile öz uyum içinde olmalıdır. Akıl ve gönülde ne varsa dilde ve yaşanan hayat içinde de o olmalıdır.

Dinleme Sırasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Dinlemek: Duyulanları algılamak ve anlamak için dikkat ve özen göstermektir. Gerçek dinleme, duyguların zihinde bir mana kazanmasından işitmek ile dinlemek arasında fark vardır. Konuşma ne kadar başarılı olsa da konunun doğru anlaşılması bir ölçüde dinlemeye bağlıdır. Bu nedenle dinleyicinin de uyması gereken birtakım kurallar vardır. Bunları da kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:

1- İlgi: İnsanların ilgi duydukları alanlar farklı olabilir. İlgi duyduğumuz konuları da ihtiyaçtan kaynaklanan konuları da ilgiyle dinlemeye özen göstermek gerekir. Konuyu anlamaya özen göstermeliyiz. Konuya ve konuşana ilgi duymasak da kendimizi dinlemeye hazırlamalıyız. Kimin söylediğine bakmadan, ne söylediğini ve söylenen şeylerin neye yaradığını göz önünde bulundurmalıyız. Bu hazırlık olmadıktan sonra dünyanın en iyi konuşmacıları dahi bize bir laf anlatamaz.

2- Hazırlık: Bedenen, ruhen ve vicdanen dinlemeye hazır olunmalıdır. Konuşulan konuyu az-çok biliyor ve ilgi duyuyorsak dinlemeye hazırız demektir. Eğer dinleme sırasında gevşeme, rehavet, ağırlık çöküyorsa, yer değiştirmek, hava almak veya elini yüzünü yıkamak iyi gelebilir. Bir de insanın kendini dinlemeye hazırlaması lazımdır. İnsan işe, okula, seyahate, pikniğe nasıl hazırlanırsa, dinlemeye de öyle zihinsel, ruhsal, fiziki bir hazırlık yapmalıdır.

3- Üslûbu Kavramak: Üslup insanların kendilerine özgü anlatım biçimidir. Konuşmacının üslubünü kavramak konunun özünü anlamak demektir. Her insanın dile getiriş biçimi faklıdır. Kelime ve cümleler üslup içinde anlam kazanır. Onu kavrayan insan cümlelerin manalarını daha seri biçimde idrak eder ve daha sağlıklı biçimde anlar.

4- Dikkat: Dinleyenin başka bir konu ile ilgilenmesi onun meseleyi anlamısını engeller. Gerçek dinleme, dikkati canlı tutup zihni konuya verebilmektedir. Genelde insanlar dinlemenin çok değerli bir eylem, çok önemli bir davranış olduğunu fark etmezler. Dinlerken dikkatli dinlemezler. Anlamaya, yorum yapma ve değerlendirmeye gerekli önemi vermezler. Bu da onların gevşek dinlemelerine ve gelişmelerinin durmasına yol açar. Dikkat çok önemlidir ve insanlarda dikkat sınırı 15-20 dakikadır. Bu süre çok ender durumlarda iki katına çıkarılabilir.

5- Anlama: İnsan dinleyip işittiklerini kendi düşünce kalıbına sokar. Kelimelerin anlamlarına zihninde yeni bir şekil verir. Bu işleme, anlama işlemi denir. Konuşma sırasında zihin birtakım çağrışımlarla konuyu irdeler. Söylenenleri bölümlere ayırır, eleştirir, kendi kelime kalıplarına döker ve öylece hafızaya yerleştirilir. Bunun için önce ana düşüncenin belirlenmesi ve yardımcı fikirlerin önem sırasına konması gerekir.

Konuşma sırasında not almak veya sonunda bir özet çıkarmak konuyu daha iyi anlamaya da yardımcı olabilir.

Konuşma ile dinleme bir madalyonun iki yüzü gibidir. Dinleme aktif bir konuşmanın pasif yönüdür. Anlaşma ve iletişimin sağlıklı biçimde yürüyebilmesi hem konuşmanın hem de dinlemenin kemal derecesinde gerçekleşmesine bağlıdır. Öyleyse insan hem güzel konuşmasını hem de güzel dinlemesini bilmelidir (Dr. Mehmet Yolcu).

Necdet İlimen
Cemaat.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s