Derdi derman olarak görebilmenin yolu


Günlük hayatımızda üzüldüğümüz, kafamıza taktığımız ve bir türlü gidermeyi beceremediğimiz o kadar çok hadise var ki, ömrümüzü sıkıntı ile ve faydasız yere harcamamıza sebep olur. Nedense üzücü bir hadise ile karşılaştığımızda zarardan dönmek, dikeni battığı yerden çıkarmak, düştüğümüz yerden kalkmak yerine, oturup kendimizi yemeyi, insanları suçlamayı, sinirli ve bunalımlı bir insan olmayı tercih ediyoruz.

Üzüntülerimizi gözümüzde büyüttükçe de, oturduğumuz yerde kalıyor ve hiçbir iş yapacak gücü bulamayan yorgun, içi geçmiş bir insan haline geliyoruz.

Önem vermeyip unutmamız gereken küçük meselelerimizle fazla meşgul oldukça, onları fazla düşündükçe, küçük derdimiz şişirilmiş bir balon gibi kocaman oluverir. Tevekkülsüzlüğümüz, kadere rızasızlığımız ve her işte bir hayır olduğunu unu tuşumuz da bu olayı körükler ve küçük kıvılcım bir anda yangına dönüşüverir.

İyisiyle, kötüsüyle yaşadığımız dünlerin ve nasıl yaşayacağımızı, neyle ve nerede geçireceğimizi bilemediğimiz yarınların tam ortasındayız. Ama nedense biz insanlar, içinde bulunduğumuz bugünü en güzel ve en verimli bir halde yaşamak yerine, dünlerdeki, geçmişlerdeki acıları bugüne taşıyoruz. Yarınların, henüz gelmemiş olan geleceklerin kaygılarını, endişelerini de bugüne taşıyoruz. Böylece günümüzü gayet hüzünlü ve gayet verimsiz bir hale getiriyoruz. Kendimizi biriken dünlerin ve korkunç yarınların ortasına hapsedilmiş gibi hissediyoruz.

Yalnızca bir zaman içinde yaşamak mümkündür ve bununla yetinmeliyiz. Güneşin doğmasıyla başlayan bugünümüzü, güneş batıncaya kadar en faydalı, kaygısız ve tevekküllü bir şekilde değerlendirmenin çaresine bakmalıyız. Yükümüz ne kadar ağır olursa olsun, onu geceye kadar taşıyabilir, işimiz ne kadar ağır olursa olsun, onu bir gün yapabiliriz. En önemlisi, güneş batıncaya kadar sabırlı, muhabbetli ve temiz bir hayat yaşayabiliriz.

Zaten hakikatte hayatın mânâsı bundan ibarettir. Yalnızca bir günümüz var. Bu süreyi iyi değerlendirmenin yollarını aramalı, dikenlere takılmadan güle ulaşmalıyız.

Mesut ve faydalı bir hayat yaşamak yerine, hep kötüye takılan bakışlarımız, baktığını kötü diye nitelendiren düşüncelerimizle günümüzü geçiriyoruz. Yani ne yapıyorsak düşüncelerimizle biz kendimiz yapıyoruz.

Bediüzzamanın “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır” sözünü hayatımızda yaşamak yerine, kötü görüp, kötü düşünüp, hayatımızı zehir, ömrümüzü heder ediyoruz.

O halde olumsuz bir hal yerine, olumlu bir hale ve bakış açılarına kavuşmalıyız. Nasıl mı? Sorunlarımızı düşünmeliyiz, fakat üzülmemeliyiz. Düşünmek demek, sorunun neden ibaret olduğunu, nereden kaynaklandığını tespit ettikten sonra, gerekli olan tedbirleri almak ve lazım olan şeyleri yapmak demektir. Sadece üzülmekse, içinden çıkılmaz bir labirent içinde dönüp dolaşmak demektir. İyi düşünürsek sorunumuzun sebep ve neticelerine bakarak yapıcı planlar yaparız. Kötü düşünürsek sadece sinirlerimiz bozulur ve sadece zihnimiz yorulur.

Güzel düşünmek hakkında şöyle bir söz var: “Pencereye bakarsanız tozları, sinek izlerini veya topun kırdığı yeri görürsünüz. Fakat pencereden bakacak olursanız, ardındaki dünya gözlerinizin önüne serilecektir.”

Yani meselemiz pencereye mi bakıyoruz, yoksa pencereden mi bakıyoruz bunu anlamak.

Üzüntümüze bakıp sadece üzüntümüzü düşünmek, üzüntüyü katlayarak çoğaltır. Ama üzüntüyü getiren sebepleri, sorunun nerede olduğunu ve nasıl düzelteceğimizi düşünürsek, üzüntüyü gidermenin çaresine bakmış oluruz. Üzüntüye değil de, üzüntünün arkasından geleceklere bakmalıyız.

Tıpkı pencereye bakmayıp da pencereden bakmak gibi, Şimdi şu kâinatı bir bahçe olarak düşünelim. İçinde bizim faydamıza sunulan her çeşit nimet ve güzellik var. Güzel gören ve güzel düşünen bir insan bu bahçeye girse bahçedeki kuşlara, çiçeklere bakar ve büyük bir haz duyup, kendisine sunulan bunca nimete şükreder. Ama aynı bahçeye kötü gören ve kötü düşünen bir insan girse, ne kuşun, ne çiçeğin güzelliğini görür. Diyelim ki bir gübreye gözü takılır. Sırf o gübre yüzünden o bahçenin güzelliğini, nimetlerin çokluğunu hiçe sayar. “Bu bahçede niçin gübre var? Tüm güzelliği bozuyor?” diyerek, hayatı kendine zindan eder. O gübrenin de gereksiz olmadığını, nice güllere, çiçeklere hayat verdiğini bilmez.

Kâinatta çirkin diye bir şey yoktur. Bir şey ya bizzat güzeldir ya da neticesi itibariyle güzeldir. Üzüntülerimiz de geliş itibariyle güzel gözükmese de neticesi itibariyle güzeldir. Hem günahı temizler, hem sevap getirir, hem de duaya daha çok yöneltip, Allah’a yaklaştırır.

Demek ki bakış açımız bizim için çok önemli. Kötü bakmanın neticesinde güzel bir bahçeye giren, ama bir gübre yüzünden o bahçedeki güzelliği göremeyen bir insan küfrân-ı nimet ve şükürsüzlük içine düşmüş sayılır. Bunca nimetler sunulmuşken, yoktan var edilip, ebede kadar yaşamak bize bahşedilmişken, bir iki derde bakışımızı çevirip acı çekmek, kendimizi hüzne boğmak, bizi nankörlüğe ve isyana götürür. Elimizde olanları nadiren düşünüp, hep eksik olanları düşünürsek, kanâatsiz, şü-kürsüz ve nankör oluruz. Bunca verilmiş nimetleri saymak yerine dertlerimizi saymak, akılsızca, şükürsüzce ve verimsizce geçen günleri getirir. O halde önem vermeyip, unutmamız gereken küçük şeylerin bizi alt üst etmesine izin vermeyelim. Çünkü işimiz çok, vaktimiz ise kısa bir yolcuyuz.

Buraya kadar anlattıklarımız, günlük hayatımızdaki küçük meselelerden kaynaklanan üzüntülerimiz içindi. Meselenin ne olduğunu anlamaya çalışırsak ve bardağın boş tarafını değil de dolu tarafını görerek hareket edersek, üzüntülerimizin bir şekilde çaresine bakmış, çözümünü bulmuş oluruz. Belki de üzüntülerimiz bize çare arayalım, çözüm bulalım diye veriliyor, ne dersiniz? Ama en önemlisi, asıl dert edinmemiz, asıl üzülmemiz gereken şeylerin ne olduğunu bilmek olacaktır.

Günlük dertlerimize yapıcı çözümler bulup aşabiliriz. Bu bizim kabiliyetlerimizi, zihnimizi işletmeyi öğretir. Aynı bunun gibi, asıl dertleri dert edindiğimizde, kabiliyetlerimiz ve zihnimiz de o doğrultuda inkişaf eder ve gelişir. Asıl derdimiz zikrimizle, fikrimizle, şükrümüzle yaratılış gayemize uygun yaşamak ve kâmil bir insan olmak için çabalamak olmalı. Ve küçük dertlerimizin de bu asıl dertleri edinmek anlamında bize verildiğini, olgunlaşmamız için bize gönderildiğini bilmeliyiz.

Derman arardım derdime

Derdim bana derman imiş

Burhan sorardım aslıma

Aslım bana burhan imiş.

Bu ilâhîyi çok kereler dinlemişsinizdir. Peki acaba hiç, “Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş” sözünün ne anlatmak istediğini düşündünüz mü? Derdinize derman arıyorsunuz, fakat birden derdinizin size derman olduğunu görüyorsunuz. Tıpkı zehir, panzehir gibi. Zehirinizi yok edecek panzehiri aramaya çıkıyorsunuz. Birden zehirin kendisinin panzehir olduğunu görüyorsunuz. Sanki zehir size zehir olarak değil de, panzehir olarak verilmiş. Panzehirin, zehirin kendisinden vapıldığını bilirsiniz. Fakat zehiri panzehire dönüştürebilmek için de biraz zihni işletmek, biraz uğraşmak, çabalamak gerekiyor.

Ünlü Rock şarkıcısı Cat Stevens (Yusuf İslâm) Allah’a ilk yönelişini anlatırken, denizde boğulma tehlikesi geçirdiğini ve eğer kurtulursa ömrünün geri kalanını Rabbine hizmet ederek geçirmeye söz verdiğini ve kurtulduğunu söylüyor.

Hayatımızda hiçbir derdimiz olmazsa, dertlere derman veren Rabbimizi unutuyoruz. Ancak dert gelince derman isteyecek bir merci arıyoruz ve faaliyete geçiyoruz. Denize düşüp de boğulmak üzereyken o an bize yardım edecek, çırpınmalarımıza, kurtuluş çabamıza imdat edecek olan yalnızca Allah’tır. Hemen aklımıza O gelir ve Ondan yardım isteriz.

Karadayken Rabbimizi unutmuşsak ve ancak denize düşünce Rabbimize yönelmişsek, denize düşme derdi aslında bize derman olmuştur. Demek ki denize düşmemiz, daha doğrusu düşürülmemiz, sebepsiz değilmiş.

Çünkü Rabbimizi denize düşünce bulduk. Bu durumda neredeyse içinde öleceğimiz, büyük bir dert olan deniz, bir anda dermana dönüşüverdi. Dert derman oldu.

Dertlerimiz bize her işimizde bir rehber, bir yol göstericidir, içimizde bir işin dersi, heves ve aşkı gelişmedikçe o işi elde edemeyiz. Çünkü talep etmeyiz, dua edip istemeyiz, uğrunda çalışmayız ve kavuşmak için harekete geçmeyiz.

Dert olmasaydı, dermanlar da olmazdı. Dermanlara ulaşmak için de önce dertlerimizin olması gerekiyor. Çünkü derman, ancak dertli olanlar içindir. Dertli gönül olmasaydı derman talep eden ve derman bulan gönül de olmazdı. O halde asıl dertleri dert edinip, dertlerimize derman arayalım, ama dermanın derdin içinde gizli olduğunu da unutmayalım. Asıl derdimiz, mârifetullah ve muhabbetullah ise, yani önce Allah’ı tanımak ve sonra Ona muhabbet etmekse, dertlerimiz ve üzüntülerimiz bu yolda bir basamak olacak ve bu derdin dermanı olarak da Rabbimizi bulacağız.

Unutmayalım ki hüzünlü gönüller Allah’a daha yakındır.

Hülya Kartal

Reklamlar

Derdi derman olarak görebilmenin yolu” üzerine 2 yorum

  1. Bir nevî “pazarlik” olmus, evet. Fakat bogulma tehlikesi hayirlara gebe olup onu dogru yola itmis :) Hizmet sözünü “adak” olarak düsünecek olur isek, Rabbimizin tâbi tuttugu sinavdan basari elde ettigi asikar. O olaydan sonra Yusuf Islam’in yaptigi her hayri, bir sükür olarak da kabul edebiliriz; her yaptigi hayirla hayatta olduguna sükretmis oluyor. Ve adagini yerine getirmesi, bizleri hakkinda pozitif düsünmeye sevketmeli :)

  2. “Ünlü Rock şarkıcısı Cat Stevens (Yusuf İslâm) Allah’a ilk yönelişini anlatırken, denizde boğulma tehlikesi geçirdiğini ve eğer kurtulursa ömrünün geri kalanını Rabbine hizmet ederek geçirmeye söz verdiğini ve kurtulduğunu söylüyor.”

    dikkatimi çeken yer burası oldu. Allah ile pazarlık gibi olmamış mı? Mesela ben lise hazırlıkta bütünlemeye kalmıştım Allah’ım geçersem namazlarımı aksatmadan kılacağım türünden şeyler geçirmiştim içimden ama geçememiştim sonra dedimki ne yani geçemezsen yapmıyacakmısın bunu dedim ondan sonra bu tip söylemlerden uzak durmaya çalışıyorum …

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s