Kötünün İyi İle Olan Mücadelesindeki Psikolojik Arka Plan (2)


İyilik ve doğruluk üzere olan hakikate hasım kesilen inkârcıların diğer bir kısmı Ehl-i Kitab’ın azgınlarıdır. Onlar İslam’ın vaazını işittikleri halde ona karşı amansız bir cephe oluşturmuşlardır. Kur’an’da ne deniliyor, az da olsa nefisleri buna şahittir ve lakin gönüllerini pis bir bataklığa bulaştırmışlardır; çırpınışları onların ancak sonlarını getirir. İşte gazaba uğrayan Yahudiler ile sapıtıp bozulmuş Hıristiyanlar böyledirler. Onların içlerinde bazı bir takım zümreler vardır ki, asıl kargaşa çıkaran ve yeryüzünde Allah’ın dinini en ciddi anlamda fitneye boğmaya uğraşan kesim belki de onlardır…

4. Zümre: Siyonist Yahudiler

Hilekâr ve hain vasfıyla tanımlanan “yahuda” isminin, tarihte ilk defa, hz. Yusuf’u (as) kuyuya atan hz. Yakub’un bir oğluna verildiği söylenir. Bundan başka hz. Süleyman’ın kurduğu devletin parçalanmasında rol alan ve hz. İsa’yı gammazlayan kişinin de yine aynı boydan olduğu ileri sürülür. Hıristiyan öğretide Yahuda boyu, 12 İsrail boyu içersinde en fazla irtidat eden, saptıran ve en çok peygamber öldüren bir boydur. Redhouse’un “Judas” maddesine göre Yahudi: ‘Arkadaşına ihanet eden kişi‘dir. (16)

Bununla birlikte -amellerine ve genel tavırlarına bakılarak- İsrailoğulları’nın tümüne birden “Yahudi” denilmesi günümüzde artık kabul görmüş bir boyuttadır. Ne de olsa Yahuda boyunun çektiği tüm sıkıntıları ve yaşadıkları tüm dertleri diğer kardeş boylarla birlikte yaşadığı ve onlara fazlasıyla karıştığı malumdur. Bu sebeple yahudilik bir ahlak olarak İsrailoğulları’nın tümünün birden vazgeçilmez karakteristiğini teşkil etmektedir.

Dinî bir topluluk olan yahudiler (İsrailoğulları) M.Ö. 10. yy.ın başından bu yana -Allah’ın emriyle- sürekli bir zillete mahkûm kılınmışlardır. (Bkz. 3/112) Civar kentlerin büyük imparatorlukları tarafından çok kere yurtlarından sürgün edilmiş, kitapları yakılarak çeşitli işkencelere maruz kalmışlardır. Onların bu şekil bir zulme uğramaları zaman içersinde itikatlarına da yansımış ve dışarıya karşı kendilerini büsbütün kapatmalarına yol açmıştır. Vahyin kopuk olduğu fetret dönemi içersinde nihayet yalnız kendi inandıkları bir Tanrı’nın (Yehova), ezik ama seçilmiş yegâne kutsal çocukları oldukları zannına meyletmişlerdir.

Bugün yahudilerin diğer millet ve din mensuplarına karşı besledikleri bu amansız kin ve ilgisizliğin temelinde, onların şu yaşadıkları muzdarip durumun büyük bir etkisi vardır. Kalplerindeki katılık o denli saftır ki, sırf son nebi (Muhammed aleyhisselam) kendi soylarından gelmediği için ona düşman kesilmişler, türlü türlü hileler ve oyunlarla ona karşı açıktan bir mücadeleye girişmişlerdir. (17)

Siyonizm işte bu düşmanlığın ve dünya hırsının modern tarih literatüründe anlam kazanmış son şeklidir; yahudilerin evvelce vazgeçemediği “vaad edilmiş topraklar” (Eretz Yisra’el) ütopyasının üzerine kurulmuş ve fakat altta daha başka pek çok gayenin yattığı, belki de evrenin en pis kokulu olan ideolojisidir. Müntesiplerinin ağızdan konuşursak, kendilerini anti-semitizmin (yahudi karşıtlığına) her şekli ile mücadele etmeye adamış bir öğreti… (tr.wikipedia.org/wiki/Siyonizm)

Siyonist yahudilere göre Filistin’deki topraklara er ya da geç toplu halde bir göç olacaktır; bu Tanrı’nın önceden yazılmış kaderinde vardır ve hiç bir güç, hiçbir millet bunun önüne geçemez. Öyleyse yahudi olan her bir kimse, gerekirse eline silahını alarak oraya yerleşmeli, mesken tutanları (tıpkı zamanında kendilerine yapıldığı gibi) ya sürgün etmeli yahut öldürmelidir. Bu inanç kat’idir; dinin sorgulanamazları arasında yer alır…

Aralarında kendilerini salt ibadete veren ve hiçbir şeye karışmadıklarını öne süren kimseler bulunsa da, yahudilerin hakim olan kültüründe yukarıda özetlemeye çalıştığımız anlayış yer etmiştir. (18) Onların İslam ile olan mücadeleleri ise daha eskiye, vahyin ta Medine sokaklarında kıpırdanmaya başladığı zamanlara değin uzanır. Müslümanları inanç esaslarından saptırmak ve yollarından çevirmek maksadıyla sordukları kafa karıştırıcı sorularda, fitne çıkarmak maksadıyla önce iman etti gibi görünüp sonra inkâr etmelerinde, insanlar hakkı görmesinler diye kitabı (Tevrat ayetlerini) gizlemelerinde, anlaşmalarına riayet etmemelerinde, suikast ve büyü girişimlerinde… Böyle onlarca tuzak ve düşmanlık politikalarına tanık olmak mümkündür.

Müslümanların onlarla yaptıkları mücadeleler günümüze değin aralıksız sürmüştür. Ne ki halifeliğin zamanla güçten düştüğü ve siyasî boşlukların arttığı yakın dönemlerde, siyonistlerin batılı bir takım iktidarları etkileyerek tarih sahnesindeki övgü dolu (?) yerlerine yeniden kavuştuklarını görüyoruz. Bilhassa 2. Cihan Harbi sonrasında gerçek bir güç (devlet) elde etmenin fırsatını bulan yahudiler, basın-medya, ekonomi ve idarî yönetim gibi pek çok kilit sahada boy göstererek adeta dünya gündeminin belirleyicisi oluvermişlerdir.

Biz biliyoruz ki, yahudiler ancak kendilerini acındırmak suretiyle bir ülke edinmişlerdir. Hemen sonrasında iktidarlarını kuvvetlendirme adına cinayetten dahi sakınmayan bir vahşete girişmişler; yıllar yılı siyonist emellerine kavuşmak için kaç tane kurum kurmak, kaç fabrika ile üretim yapmak ve borsada ne kadar bir miktar ile para çevirmek gerekiyorsa bunun ardına düşmüşler, dahası hangi gizli örgütlere sızarak bilgi toplamak ve hangilerini finanse etmek icab ediyorsa onlara arka çıkmak suretiyle… İzzetten yoksun (namussuzca) bir mücadeleye girişmişlerdir. (19)

Bugün dahi Yahudiler, İslam dahil diğer tüm milletleri aldatmak ve şeytanın kulu olsunlar için onları saptırmak gayesinden asla vazgeçmiş değillerdir! 20. yy.ın ortalarında çıkan (Yahudi güdümlü) pek çok Mason dergisinde dünya halklarının şaşırtılması ve dine olan ilgilerinin azaltılması için onlara sigara, içki ve açık kadınların resimlerinin sunulması gerektiği yazılmış, tavsiye edilmiştir. Yine eğlence ve giyim anlayışına farklı bir açılım (!) getirecek uygunsuz giysilerin moda olması gerektiği, muhafazakârlığın zarar verici boyutlarda olduğu vb. söylenmiştir. (Harun Yahya, Yahudilik ve Masonluk, Vural Yay.)

Akademik düzeydeki çalışmaları da dikkat çekicidir. Örneğin; 19. yy.da, çeşitli dinler tarihi uzmanları yetiştirerek -vahye dayalı olsun olmasın- tüm dünya dinlerini birbirine eşitlemişler, böylece güya hakikatin (dinin) mukaddesliğini ortadan kaldırmayı amaçlamışlardır. Dahası peygamberleri halkın nazarında büyük günahlar işlemiş sıradan kişilermiş gibi göstererek (örneğin; hz. Süleyman’ın büyü ile irtidat ettiğini, hz. Harun’un buzağı yapıp taptığını, hz. İbrahim’in eşi Sare’yi Nemrud’a sunduğunu, hz. Lut’un içki içip kızlarıyla birlikte olduğunu, hz. Yakub’un mal kaçırdığını, hz. Davud’un zina ettiğini, hz. İsa’nın yalancı olduğunu ki selam olsun hepsine, Allah tümünü temize çıkarmıştır!) itibarlarını düşürmek istemişlerdir. Böylece onlar; “bir peygamber böyle yapıyorsa herkes yapabilir” diyerek güya necaseti ‘temiz‘ göstermeye çalışmışlardır. İşte bu tam olarak İblis’in (aleyillane) huyudur; ancak odur ki bir takım kötü amelleri insanlara süslü süslü gösteren… Allah ziyanlarını arttırsın!

İşlerinde haddi aşanlara yaptıkları böylece güzel görünür.” (Yunus: 12)

Bunca işin ardında gerçekte hangi ruh halini sakladıklarını yakalamak doğrusu zor iştir… Bugün sıradan bir yahudi hahamın yanına gitseniz ve dini hakkında onunla konuşmak isteseniz, sizi Müslüman olmanızdan ötürü misafir etmez, sizinle inancını paylaşmaz ve size bakmaz; sanki “uslanmaz bir şeytan sizmişsiniz de onu kandırmaya gelmişsiniz” gibi sizden kaçar. (Başımıza gelmiş bir vakadan dolayı böyle net söyleyebiliyoruz.) Şaşırtıcı bir biçimde tebliğ, davet ve şefkatle yaklaşıma dair hiçbir girişimde bulunmazlar! (20)

Kabul etmek gerekir ki, yahudiler -kafalarının içersinde kabuklaştırdığı fikirler binlerce senelik bir inancın kalınlığında olduğu için- hakka karşı koyu bir taassup içindedirler. (Bkz. 2/91) Hasım kesilmelerinde yatan psikolojik alt neden yücelttikleri o siyonist hedef ile direkt ilintilidir; basitçe bu emellerinden vazgeçmelerini ummak pek gerçekçi olmayacaktır! Müslüman olmaya en yaktın olanları, şu milliyetçi ve siyonist ideolojiyi nefsinde fazla büyütmeyen ve Rahman’dan gerçekten huşu duyan kimselerdir. Nitekim aralarında tevbe edip İslam’a geçen kişileri halen duyuyoruz, izliyoruz. Bununla birlikte yaptıkları kötülükleri ile hadlerini çokça aşmış bir kavimdirler ve düşmanlıkları bakidir.

Allah (cc) onlar hakkında şöyle buyuruyor:

Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirirler, dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak (Peygambere karşı) “İşittik ve karşı geldik”, “dinle, dinlemez olası”, “raina” derler. Eğer onlar “İşittik, itaat ettik, dinle ve bizi gözet” deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olacaktı; fakat küfürleri (gerçeği kabul etmemeleri) sebebiyle Allah onları lanetlemiştir. Artık pek az inanırlar.” (Nisa: 46)

De ki: Ey Yahudiler! Bütün insanlar değil de, yalnız, kendinizin Allah’ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız, bunda da samimi iseniz, haydi ölümü temenni edin (bakalım)!” (Cuma: 6)

5. Zümre: Evangalist Hıristiyanlar

Ehl-i Kitabın 2. kuşağı sayılan Hıristiyanlar bugün kendilerini “Filistinli bir Yahudi olan, çarmıha gerilerek ölen ve üç gün sonra yeniden dirilen, dinin yayıcısı ve peygamber Nasıralı İsa’nın müritleri” olarak tarif ederler. Tarihin başında Tevrat’a tabi olmuş, Yahudilerde gördüğü tek tanrıya iman fikrini benimsemiş fakat kısa bir süre sonra teslis inancı ile ciddi oranda farklılaşmaya girmiş, kendi yolunu çizmiş bir inanca bağlanmışlardır. İsa (as) onlar için sıra dışı bir doğum ile dünyaya gelen, Tanrı’nın insanlaşmış oğlu ve tüm herkesi günahlarından kurtaracağı va’dolunan Mesih’tir. (21) Matta, Yuhanna, Luka ve Markos’un kaleme aldığı İncillere ilave olarak Pavlos ve Petrus’un mektupları, müntesiplerinin başvurduğu en temel kaynakları oluşturur.

Hıristiyanların bozulma süreci, vahyin temel dinamikleri hususunda düştükleri ihtilaf ile başlar; bununla birlikte düşmanlıkları hem kendi iç mezheplerinde hem de dışarıya -Hıristiyan olmayan tüm dinlere- karşı amansızca büyümüş ve kemikleşmiş bir boyuttadır. Bugün 50’ye yakın tarikat ve mezhep bir yandan kendi aralarında didişip dururken diğer yandan dünya hâkimiyeti hususunda müthiş bir hırs ile sömürgeci anlayışından taviz vermeksizin mücadelelerine devam ediyor gözükmektedirler.

İşte Evangalistler; 2 milyarlık bu geniş sapkın ailenin -tabir yerindeyse- en yaramaz çocuğu… Demokrasi ve uygarlık söylemlerini belki en yüksek düzeyde dile getiren ve Hıristiyan aleminin adeta sözcülüğüne bürünen bu cemaat, başta İslam mücahidleri olmak üzere, (kendileri hariç) dini terörize eden (?) tüm oluşumlara karşı katıksız, sert bir tutum içerisindedirler.

İtikatlarında yoğun miktarda tutuculuk (fundamantalizm) barındıran Evangalistlere göre; Tanrı, Kudüs’te ve dünyanın başka tüm sıcak bölgelerinde, Hıristiyanları cennetine almak için katliam dolu bir savaşın çıkmasını istiyor… Ta ki insanlık artık iyicene azıtsın ve Tanrı yeryüzünde -birkaç bin iyi insan hariç- hiç kimseyi bulamasın; Armageddon Günü artık başlamış olacak! Geri dönüşü olmayan ve tarihin görebileceği en büyük felaket… (22)

Evangalistler, bu sürecin hemen başlangıcında, gerçekten temiz olan Hıristiyan ruhların bir anda bedenlerinden alınarak göğe yükseleceğini iddia ederler. Hatta bu husustaki kanaatleri kesindir. O sebeple dünyada çıkacak bir iç çekişmenin hazırlayıcı unsuru olmak noktasında pek heveslidirler. Genel psikolojilerinde şu düşünce vardır: “Ben, Mesih İsa’ya tüm gönlümle kendimi vermiş biriyim. Tanrı’nın istediğinden başka hiç kimsenin en ufak bir kötülüğünü istemiyorum. Ve eğer Tanrı, savaş çıkıp da Müslümanların Yahudiler ile birbirlerini karşılıklı yok etmelerini dilemişse, benim buna (gerçekleşmesi için) dua etmekten başka yapacak hiçbir şeyim yok.” (23)

Soru: Tanrı’nın sizin tarafınızda yer aldığının ve böyle -ahlaksız bir biçimde- insanlığın sonunu getirmek isteğinize razı olduğunun delili nedir?

Cevap: Bu “Kutsal Üçleme“ye inanmayan birisi için anlaşılması güç bir meseledir!..

Soru: Peki, sizi anlayabilmek için tam olarak ne yapmam lazım?

Cevap: İsa Mesih’e yürekten inanmalısın ve sonra aklını serbest bırakmalısın… Yoksa Tanrı’nın hikmetlerini (kararlarını) saçmalıklar içinde göremez, anlayamazsın!..

Soru: Bu dediklerini hikmetle bağlantısı nedir?

Cevap: Süleyman’ın Meselleri kitabı, bölüm 25, ayet 2’de der ki: “Bir şeyi gizlemek Tanrı’nın izzetidir. Fakat kralların izzeti bir işi araştırmaktır.” Sen de böyle yapmalısın; anlamak için önce iman etmeli, sonra tahlil etmeli ve nihayet gizli olana erişmelisin…

Bu karşılıklı konuşmanın tıkandığı nokta daimi surette onların “benden olmadıkça beni anlayamazsın” cümlesinde sonlanıyor ve işin enteresan tarafı, ölüm saçan bir kıyamet senaryosunu size içtenlikle anlatırlarken dahi yüzünüze bakıp gülebiliyor olmalarıdır. Sanki “her şey yolunda dostum, sorun yok; hepiniz yanıp kül olacaksınız işte, bu ne güzel bir son değil mi?” der gibi…

Evangalist zihniyet masonlara, yahudilere, solculara, nihilistlere ve darwinistlere kindar olduğu kadar daha fazlasıyla Müslümanlara cephe almış bir biçimdedir. Politikalarını ülkeler arası çapta güderler ve her fırsatta terörizme lanetler okuyarak kendilerine özgü ayrı bir terörizm üretirler. Merkezî üsleri olan yakın müttefikimiz (?) Amerika Birleşik Devleti’nde bugün yaklaşık her dört yetişkinden birisi bu etkileşimin içinde bilinmektedir. Ayrıca çok sayıda saygın kelamcı, papaz, ilahiyat okulu profesörü, mezhep lideri, konuşmalarıyla ekranlarda milyonlarca seyirciyi dünyanın dört bir yanından kendisine çeken talk show sunucuları bulunmaktadır. (Bkz. Yaşayan Dünya Dinleri, Diyanet Yay. sf: 158-160) Tek çağrı: “Kıyamet kapımızda! O halde gelin biz de onunla gidelim. Kalabalığın önünde yer alalım!

Ayrıca birçok Cumhuriyetçi liderin de yer aldığı bu akım gün geçerek tüm dünya üzerinde gergin bir kindarlığı (iç savaşı) tırmandırmaya kendini adamış görünüyor. (24) Tehlikenin boyutları bir tarafa, psikolojik açıdan sizinle iletişimi açık tutuyor olmalarının yegâne bir sebebi vardır ki; o da, düşmanına yakın olma taktiği… Zira siz ne kadar çırpınıp diyalog zeminleri kurmayı hedefleseniz dahi onların kafaları tek bir şeye kitlenmiş vaziyettedir. Bu zihnî tıkanıklığı saf bir yürekle karşılıklı barış çubuğu tüttürerek açamazsınız! İnançlarını ta en başta kırmak / çürütmek mecburiyetindesiniz. Onlarınkisi salt bir inat değil; büyük bir müjdeye kavuşmak arzusudur… (25)

Grace Hallsell anlatıyor: Şu semaya yükselme konusunu Minneapolisli emekli iş adamı Clyde ile tartıştım. Eski ve Yeni Ahit’in birçok yerini ezberlemiş görünen Clyde bana; “İsa Efendimizin bizzat kendisi gökten bir gürültüyle -baş meleğin sesiyle- ve Tanrı’nın boru sesiyle inecektir. Ve önce İsa’nın içindeki ölü dirilecek, sonra da halen sağ olup geride kalan bizler havada Tanrı’yı karşılamak üzere bulutlar içinde onlara yetişeceğiz.” şeklinde bir açıklamada bulundu. Ona bu yükselmenin ne zaman olacağını sordum. “Semaya yükselme her an olabilir. İnanıyorum ki önümüzdeki (yakın bir zamanda gerçekleşecek) bir olay bu. Milyonlar yakalanacak.” (Bz. Tanrıyı Kıyamete Zorlamak, sf: 48-49)

Hıristiyan papaz ve hatibi olan Jerry Falwell bir keresinde konuşmasında şu cümlelere yer verir: “Bugün burada bulunan çoğunuzun Yahudilerden hoşlanmadığını biliyorum. Tabii niçin hoşlanmadığınızı da… Sizin çalışıp çabalayarak kazanabildiğinizden daha fazlasını bir Yahudi tesadüfen kazanabilir. (Fakat şu gerçeği aklımızdan hiç çıkarmamalıyız ki) Teolojik açıdan her Hıristiyan İsrail’i desteklemek zorundadır. Şayet İsrail’i koruyamazsak Tanrı nezdindeki itibarımızı kaybederiz.” (Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak, sf: 99 ve 114)

Fundamantelist ve Yeniden Doğuşçu Evangelistlerin İsrail Devleti’ni açıktan desteklemeleri, stratejik açıdan onların geleceğe yönelik attıkları en anlamlı bir politikadır. Zira Ortadoğu’nun karışması “semaya yükselme” işini hızlandıracağı için onların işine yarar. Onlar açısından; Tanrı’nın önceden ne yapacağını bilirseniz, bu yolda atacağınız her adım O’na hizmet etmek nevinden sayılır. Hem bu büyük bir onurdur ve görünüşe göre kurtuluş hakkı yalnızca bu Hıristiyan çılgınların tekelinde bulunmaktadır.

Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve (inanma hususunda) Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip “Bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız” diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu; İşte gerçekten kâfirler bunlardır. Ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa: 150-151)

“(Siz kendinize bakın) dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkasının da kendisinde bulunanla sevindiği o müşriklerden olmayınız.” (Rum: 30-31)

(Devam edecek inşaallah…)

Y. Emre Kırmızılı
Rahle dergisi

Faydalı Dipnotlar:

(16): Yakub Peygamberin lakabı “İsrail” iken oğlunun lakabı da “Yahuda” imiş. Bazıları “yahuda” kelimesini Arapça kabul ederek “tevbe etmek ve hidayete ermek” manalarına gelen h.v.d kökünden geldiğini iddia etmişlerse de yaygın olan kullanım bizim yukarıda zikrettiğimiz şekildedir. Ayrıca kelime Aramî dilinde “kalp, kalpazan, sahtekâr” gibi anlamlarına da geliyor. (Daha geniş bir bilgilendirme için bkl. Musatafa İslamoğlu, Yahudileşme Temayülü, Denge Yay. 1998. sf: 17-18

(17): Bununla ilgili İbn Hişam’ın Siret’inde geçen ilginç bir rivayet vardır. (Bkl. c: 2, sf: 140) Rivayeti aktaran Resulullah’ın (sav) eşi ve bir Yahudi reisinin kızı olan Safiyye (ra) annemizdir: Peygamberimizin hicret sırasında Kuba köyüne geldiği işitilince (hz. Safiyye’nin) babası Huyey İbn Ahtab ile amcası Ebu Yasir İbn Ahtab merak ve alakadan Kuba’ya doğru yol alırlar; çok üzgün bir vaziyette geri dönerler ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:

Ebu Yasir: Bu, geleceği beklenen “o nebi” midir? Huyey: Evet, vallahi odur! Ebu Yasir: Bunun “o nebi” olduğundan emin misin? Huyey: Elbette! Ebu Yasir: O halde ona karşı kalbinde taşıdığın duygu nedir? Huyey: Vallahi ben hayatta oldukça ona hep düşman olacağım.

(18): Bu husustaki asıl fark; daha sessiz ve ılıman görünen, sürecin işleyişini Tanrı’nın eline bırakan dindar yahudiler ile daha agresif ve aceleci davranan laik yahudiler arasındaki tutum farkından kaynaklanmaktadır. Yoksa her iki sınıf da siyonist eksenli inançlarında bir ayrılık gütmemektedir. Onların bir kısmını bu şekilde masum olduğunu düşünmek biraz safdillik olacaktır kanaatindeyim. Nitekim İsrail’de yapılan bir ankete göre, halkın yüzde 95’i Gazze’deki katliam harekâtını destekliyor görülmektedir. (Kaynak: Maariv Gazetesi, Aktaran: Hakan Albayrak)

(19): Örneğin; Hristiyan ordusunun içine karışarak Tapınak Şövalyeleri ünvanını alan askerlerin çoğu aslında yahudi asıllıdır. Onlar böylece Kudüs’ün geri alınması için defalarca haçlılarla birlikte seferber olmuşlar, hristiyan rahiplerin Müslümanlara karşı asker toplamaları için onları kışkırtmışlardır. (Bkl. http://www.harunyahya.org/kitap/tapinak_sovalyeleri/tapinak01.html) Yine Osmanlı’nın orta dönemlerinde yaşayan ve kendini başta Müslüman olarak tanıtan, etrafında bir meclis oluşturduktan sonra da peygamberliğini (?) ilan eden Sabatay Sevi’nin yürüttüğü gizli yahudi teşkilatlanması da anılmaya değerdir. Kabalacı bir din bilgini olan Sevi’nin yürüttüğü tüm faaliyetler günümüze değin gelen kuşaklarda mevzu bahis olmuş ve tartışılmıştır.

(20): İsrailoğulları nebiler zamanında davet ve tebliğ çalışmalarında kısmen aktif olsalar da bilhassa M.S. 2. yy.dan itibaren dışarıdan Yahudiliğe girenlerin bazı problemler çıkarması üzerine bu faaliyetlerinden vazgeçme kararı almışlardır. Bununla birlikte Tevrat’ta okuduğumuz kadarıyla diğer kavimlere karşı dinin yayılmasına dair açık bir emir bulunmamaktadır. Doğrusu onların dini milletleri olmuş, milletleri de dinleriyle bütünleşmiştir; insanlığın geri kalanı ise ancak hz. Nuh’un şeriatine tabi olanlar hükmündedir. Çok da umursamaz bir tavır sergilemeleri biraz da bundandır. (Bkz. Yaşayan Dünya Dinleri, Diyanet Yay. sf: 230-232)

(21): İsa (as) hakkındaki son sözleri şöyledir: “O, herşeyin kendisinde yaratıldığı ezelî Kelam’dır ve O aynı zamanda Baba’nın bütüm şahsiyetiyle açığa çıktığı cesede bürünmüş Kelam’dır.” (Bkz. Yuhanna1-14, 18) “İnsan aklının bilmeden aradığı şey ancak ve ancak Mesih aracılığıyla bulunabilir.” (Bkz. Resulerin İşleri-1; 7, 23) “Onda vahyedilen şey onda ve onun tarafından yaratılan ve devamla kemalini onda bulan herşeyin tam hakikatidir.” (Koleslilere Mektup 1, 17; Yuhanna, 1, 14-16)

(22): Armageddon Günü, 2-Timoteus:3 bölümünde şöyle geçer: Şunu bil ki, son günlerde çetin anlar olacaktır…” (Vahiy 12. Bölüm/ 20.Bölüm; Yeşaya 24. Bölüm; Sefanya:1)

(23): Genel Hıristiyan öğretisinde insan sınıflarını ayırmak ve onların bir kısmına düşman olmak yahut onları umursamamak şeklinde bir anlayış bulunmamasına rağmen, Evangalist düşüncede nefret itikadın özünde yer alır. Oysa Papa 2. Jean Paul “Gerçeği Arayış” adlı eserinde; “Irkî, sosyal veya cinsiyetle ilgili engelleri yerle bir eden Hıristiyanlık, daha başlangıçtan itibaren bütün insanların Tanrı’nın önünde eşit olduğunu ilan etmiştir.” der. (Kara Kutu Yay. sf: 61)

(24): “Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak” adlı eserin sahibi G. Hallsell’in verdiği diğer bilgilere göre; Amerikan son dönem başkanları arasında Jimmy Carter, Ronald Reagan ve George Bush iktidarları süresince üstü kapalı da olsa bu akımın sözcülüğünü yapmışlardır. Hatırlanacağı üzere oğul Bush bir ara kendini Tanrı’nın Mesih’i olarak gördüğünü söylemişti. Yorumcuların belirtiği gibi bu sözün arkasında esasen “Yeniden Doğuşçu” düşüncesi yatıyor idi.

(25): İşte ilk Evangalist vaizlerinden Carl McIntire’nın şu sözleri dikkate değer: “Tanrı’ya şükürler olsun ki cennetin kapalı tribün koltuklarında Armegeddon Savaşı’nı izleyeceğim. Yeniden Doğuşçu olan herkes Armageddoon Savaşı’nı izleyecek, ancak bu iş gökte olacak.” (Christian Beacon, 24-Haziran 1965. Akt:. G. Halllsell, sf: 49)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s