Başlık ve Mehri Birbirine Karıştırıyoruz


Osmanlı döneminde “namzetlik akçesi” ya da yanlış bir adlandırma ile “mehr” olarak anılan başlık parasının İslam fıkhındaki “mehr” ile isim benzerliği dışında uzaktan yakından hiç bir alakası yoktur.

Tarihe kaydı geçen 21 yüzyıllık bir birikimi var insanlığın. Ve bu sürecin çeşitli zaman dilimlerinde oluşmuş; varlığını günümüze kadar sürdüren vazgeçilmez gelenekleri… Ülke, coğrafya, etnik köken gibi çeşitli unsurlara göre farklılık gösterse de her topluluğun kendine özgü gelenekleri mevcut.

Geleneklerin bir kısmı, geçerliliğini ve faydalı oluşunu korurken, bir kısmı da toplumsal bir sorun olarak varlığını sürdürüyor. Ülkemizde kırsal kesimde, yoğunluklu olarak doğu bölgesi kültüründe hakim olan “başlık parası geleneği” de bunlardan biri. Osmanlı döneminde “namzetlik akçesi” ya da yanlış bir adlandırma ile “mehr” olarak anılan bu uygulamanın İslam fıkhındaki “mehr” ile isim benzerliği dışında uzaktan yakından hiç bir alakası yoktur.

Başlık parası geleneğinin kökeni İslam değil

Ne yazık ki ülkemizde toplumsal sorunlar tartışılırken nitelikli ve yeterli bilgi sahibi olmadığı halde, birçok kimse yalnızca isminden önce yer alan “uzman” sıfatına dayanarak konulara farklı yorumlar getirmeye başlar. Böyle olunca ak ile karayı ayıramayan zihinler allak bullak olur. Başlık parası da üzerinde sık sık yanlış yorumların yapıldığı bir konudur. Kimi sosyolog ve hukukçuların “bu gelenek İslam hukukundan gelmiştir” yorumu da bu gaflardan biridir. Halbuki tarihin farklı dilimleri incelendiğinde “başlık parası” kavramının yalnızca Anadolu ve Arap ülkelerinde yaşayan İslam toplumlarında var olmadığı görülür. Aynı gelenek, Ortaçağ Avrupa’sında uzun yıllar sürdürülmüştür. Eski Yunan’da “engye” olarak isimlendirilir. Kadının fikri sorulmaksızın, efendisi yani babası, erkek kardeşi ya da akrabalarından birinin erkek tarafıyla sözleşme yapması olarak uygulanır. Sözleşmenin karşılığında para ya da mülk alınır. Eski Roma’da “arhasponsalicia” olarak anılan bu gelenek, evlilik vaadinin ve talebinin teminatı olarak alınan para ya da mülk karşılığında gerçekleştirilir.

Bu geleneğin kökleri, çok eski dönemlere dayandığı halde, konuya getirilen kimi açıklamalarda, “başlık” ya da Arap ülkelerinde kullanılan adıyla “sadak”ın, İslam Hukuku’ndaki “mehr” konusunun devamı olduğu yanlışı yinelenir. Oysa İslam hukuku, fikri sorulmadan, üretim faktörü gibi görülerek başlık parası karşılığında evlendirilen kadına tanıdığı mehr hakkıyla, bu geleneği tamamıyla kadın lehine değiştirmeyi amaçlar.

Fıkıh konusunda ilmi bir açıklama cüreti göstermeksizin kısaca belirtecek olursak; mehr, kadının şahsi malıdır ve dilediği gibi tasarruf etme yetkisine sahiptir. Öyle ki Müslüman bir erkekle evlenen bir kadın gayrimüslim dahi olsa mehr talep etme hakkına sahiptir. Mehr ile ilgili olarak kadının babası, erkek kardeşi gibi yakın akrabalarının müdahalesini önleyecek hükümler vardır. Bu hakka İslam Hukuku’nda verilen önem, bir erkeğin ölümü halinde mirasından eşine mehri ödenmeden diğer varislere paylarının dağıtılamaması hükmüyle açıkça vurgulanmıştır.

Mehr konusunu ciddiye almalıyız

Yaşadığımız modern çağda hukuk ve çeşitli haklar detaylı bir şekilde incelendiği halde, evliliğe aday ya da evli olan kişilerin nikâh hükümlerinden “mehr”i yalnızca âdet olduğu üzere zikredilen bir kavram gibi algılamaları ve neredeyse hiç gündeme getirmemeleri özeleştiri yapılması gereken bir husustur. Evliliğe aday gençlerimizin, bu dinî hükmü yerine getirirken dikkat edecekleri fıkıhi hususları öğrenmek için Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) zamanında gerçekleştirilen uygulamaları incelemeleri gerekir. Böylece eşleriyle Allah indinde sözleştiklerinin bilincine vararak nikâh ile kazanılan haklara ve yerine getirilmesi gereken sorumluluklar silsilesine vakıf olabilirler.

Tarihi çok eskilere dayanan ve farklı kültürlerde çeşitli şekillerde süregelen; kadının herhangi bir hak iddia etme ve söz söyleme hakkına sahip olmadığı başlık parası gibi gelenekleri yıkmak bir hayli güçtür. Osmanlı devleti zamanında imparatorluğun farklı bölgelerinde ve farklı tebaalarda süregelen başlık geleneğini kaldırmak amacıyla girişilen çabalar hep sonuçsuz kalmıştır ki durum bugün de bundan farklı değildir. Çünkü toplumlardaki üretim ve maddi menfaate dayanan bu tür gelenekleri tamamıyla kaldırmak pek mümkün değildir. Ancak mümkün olan şu ki sağlam bilgi sahibi olmadan ak ile karayı birbirine karıştırmamak ve başına taş gelse “bu bize İslam’dan geldi” diye ahkam kesmemektir. Bunun için de ahkam sahiplerinin niyetlerini bağcıyı dövmekten üzüm yemeye doğru çevirmeleri toplumu bilinçlendirmek adına ilk olumlu adım olabilir.

Şehnaz İnan
Semerkand Aile

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s