Mutlu çocuk yetiştirmek istiyorum


Anne babalara çocuğunuzun yetişmesinde “Neyi daha çok önemsiyorsunuz?” diye sorduğumuzda genellikle verilen yanıtlar “Mutlu olmasını önemsiyorum.” biçiminde olmaktadır. Aslına baktığınızda gerçekten de anne babalar çocuklarının mutlu olması için ellerinden geleni, hatta daha fazlasını yapma çabası içindedirler. Çocukların mutlu olmaları için olabildiğince sevgi, hoşgörü gösterilir; çocuğun her isteği karşılanmaya çalışılır; “hayır” sözcüğü pek kullanılmaz, büyük özveri gösterilir. Ancak çoğu zaman anne babalarda “Acaba çocuğumun mutlu olması için her şeyi yeterince yapıyor muyum, eksik bir şey kalıyor mu?” gibi sorular oluşabilir. Bunun nedeni mutluluk kavramının göreceli bir kavram olmasıdır ve her birimizin mutluluktan farklı şeyler anlamasıdır. Bu yazımızda “mutlu çocuk” kavramını daha da somutlaştırmak ve belirginleştirmek istiyoruz.

Mutlu çocuk, kendisi ve çevresiyle barışık çocuktur

Mutlu çocuk, kendi isteklerini ve ihtiyaçlarını rahatlıkla ortaya koyan ve başkalarının haklarının bilincinde olan bir çocuktur. Kendisi ile barışıktır; kendinden memnundur. Bu tür çocukların çevrelerindeki kişilere, olaylara ve sorunlara yaklaşımları olumludur. Başkalarını olumlu yanları ile değerlendirir, yaşamda olumlulukları görme eğilimindedirler. Mutlu çocuğun kurduğu arkadaşlıklar sağlıklı ve uyumludur. İyi deneyimler yaşama ve bunlardan iyi sonuçlar elde etme çabası vardır. Gelecekle ilgili pozitif düşünceleri, olumlu planları ve umutları vardır. Mutlu çocuklar, kendilerinin olumlu ve olumsuz yönlerini bir bütün olarak gerçekçi bir şekilde değerlendirirler. Güçlü yanlarıyla birlikte, zayıf yanlarının da farkında olup kabul eder ve zayıf yanlarını geliştirmeye çalışırlar.

Mutlu çocuk, kendini yönetebilen (sınırlarını bilen) çocuktur

Çocuklar, yaşadıkları dünyanın kurallarını anlamak isterler ve buna ihtiyaçları vardır. Onlardan ne beklendiğini, diğer insanlarla birlikteyken nasıl davranmaları gerektiğini, sınırlarını ne kadar zorlayabileceklerini, sınırlarını aştıklarında neler olacağını bilmek isterler. Büyüdükçe artan beceri ve kapasitelerini ölçebilmek, denemek, kendi dünyalarını keşfetmek ihtiyacındadırlar. Ancak bu keşiflerini yönlendirecek, ihtiyaç duyduklarında tıpkı bir merdivenin tırabzanları gibi onları tehlikelerden koruyacak sınırlara gereksinimleri vardır.

Anne babalar da çocuklarının kendileriyle işbirliği içinde olmalarını ve sorumluluk kazanmalarını isterler. Çocuklarındaki yanlış davranışları önlemek ve kendi kurallarını en iyi şekilde öğretebilmek için çeşitli yollar denerler. Bunun için öğütler, tehditler, cezalar ya da ikna yöntemlerine başvurabilirler. Çocuklarla tartışmak, güç savaşına girmek, tehdit ve ceza yöntemlerini sıkça kullanmak anne – baba – çocuk arasında zedelenmiş ilişkilere, dolayısıyla çocuğun evde, okulda ve diğer ortamlarda davranış sorunları yaşamasına neden olur. Ailede ve okulda çocukların yaşına uygun olarak kuralların belirlenmesi, tutarlı ve kararlı bir biçimde uygulanması büyük önem taşır. “Hayır” sözcüğünün zaman zaman “evet” anlamında kullanılabildiği ev ve okul ortamları “özgürlüğünün sorumluluğunu taşıyamayan” çocukların yetişmesine neden olur. Bu noktada anne, baba ve öğretmenlerin “hayır” sözcüğünün anlamına uygun tutum ve davranışları benimsemeleri, çocuktan beklentiler hakkında net mesajlar vermeleri gereklidir.

Mutlu çocuk, özsaygısı ve özgüveni olan çocuktur

Çocuğunu seven ve düşünen her anne baba, onun kendine güven duyan bir birey olmasını ister. Kendine güvenin başarı üzerindeki etkisi tartışılmaz, başarıyı devamlı kılmak ve kendimizle barışık olmak ancak “özsaygı” ile mümkündür. Birbirine çok yakın gibi görünen bu iki kavram, gerçekte birbirinden farklıdır. Kendine güven, hayata karşı yapıcı ve olumlu bir bakış açısını ve kendi gücüne inanmayı gerektirir. Özsaygı ise kendini ve sınırlarını kabul etmektir. Kendimizi sevmemiz ve en az diğer insanlar kadar iyi şeylere layık olduğumuza inanmamızdır. Özsaygının varlığı; sosyal, duygusal, bilişsel ve akademik yaşamımızı etkiler, dolayısıyla sağlıklı bir kişiliğin ön koşuludur.

Özsaygının gelişimi açısından çocuklarımızın kabul edildiklerini hissetmeleri; sıcak, samimi, olumlu, onaylayıcı davranışlar ile karşılaşmaları; ailelerin çocukların sınırlarını net bir şekilde tanımlamaları ve çocuğun kişiliğini değil de davranışlarını değerlendirmeleri; bu sınırları koyarken çocukların düşüncelerine, haklarına, ihtiyaçlarına saygı göstermeleri; kısacası biz yetişkinlerin çocuklar için destekleyici bir iletişim ortamı oluşturmamız çok önemlidir.

Özsaygı ve özgüven düzeyi düşük çocuklar, genellikle kendilerinden hoşnut değildirler. Kendilerini çoğunlukla olumsuz sıfatlarla tanımlayıp, değersiz bulurlar. Bu nedenle özgüven düzeyi düşük çocuklar çoğunlukla çevresindekilerden kendileri hakkında olumlu şeyler duyma ihtiyacı içindedirler ve onaylanmama, reddedilme, eleştirilme korkusu yaşarlar. Kendileri hakkında olumlu şeyler duydukça kendilerini iyi hissederler. Özsaygı yükseldikçe çocuğumuzun çevresi ile olumlu ve güvenli ilişkiler kurması kolaylaşır. Kendileri ile barışık olmayı başarabilen çocuklar, kendilerini ve çevrelerini mutlu etme konusunda bir denge kurmayı başarırlar. Böylece diğerleri tarafından dışlanma riskinden kurtulur, bağımsız karar verebilme becerilerini geliştirirler. Yanlış yapmaktan korkmayıp başarısızlığı değer kaybı olarak görmezler. Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma özsaygısı yüksek insanların daha az stres altında kaldıkları ve hayatlarından daha memnun insanlar olduklarını ortaya koymuştur.

Mutlu çocuk, sorun çözebilen çocuktur

Çocuğun sorunlarını üstlenmek, o’nu sorun çıkabilecek ortamlardan korumak veya uzaklaştırmak, ortamı önceden sorunsuz hale getirmeye çalışmak, sorunu onlar adına çözmektir. Bu da çocukların problem çözme becerilerini olumsuz yönde etkilemektedir. Biz anne babalar bu şekilde davrandığımız sürece çocuklar sorun çözme becerilerini geliştiremeyeceklerdir. Ancak unutulmamalıdır ki problem çözme becerisinin geliştirilmesi çocuğun özgüvenini artırır, düşüncelerini açıklama ve kendini savunma yönlerinin gelişmesini sağlar.

Yaşamımızda hemen her gün yüzlercesiyle karşılaştığımız ve çözüm üretmek zorunda olduğumuz sorunlar vardır. Burada önemli olan sorunların türü ve niteliği kadar soru karşısında gösterilen tutum ve davranışlardır. Bu nedenle zaman zaman çocuklarımızın karşı karşıya geldikleri (baş edebilecekleri) problemlerle ilgili sabırlı olmamız gerekmektedir. Çocuk sosyal yaşama katıldığı andan itibaren sorunlar da başlayacaktır. Önce oyuncağını elinden alan yaşıtı ile karşı karşıya gelmesiyle başlayan sorunlar, yaşı büyüdükçe öğretmenleri veya arkadaşlarıyla yaşadığı sorunlarla yer değiştirecektir. Bu nedenle gerektiğinde çocuğumuzu sorunla karşı karşıya bırakmak, çözüm sorumluluğunu almasını sağlamak gerekmektedir. Bizler sabırsız davranıp, çocuğumuzun sorununu kendimiz çözmeye çalıştıkça, çocuklarımızda anne babaya bağımlılık oluşacak ve çocuklarımızın sorun çözme becerileri gelişmeyecektir. Çocuklarımız bir sorunla karşılaşınca ya çözüm girişiminde bulunur, ya şikâyette bulunur ya da problemi yok sayar, üstünde durmaktan kaçınırlar.

Çocuklarımızı cesaretlendirerek, sorunlarını kendilerinin çözmelerine fırsat verebilmeliyiz. Sorunlarını çözme yönünde bakış açılarını geliştirmelerini desteklememiz gerekmektedir. Ona doğrudan çözümü söylemek (çok daha kolay olsa da) yerine, problemlerini nasıl çözeceğine karar vermesine fırsat vermeliyiz. Bir problemi olduğunda, olası çözüm yollarını saptamasına ve belli seçimleri sonucunda neler olabileceğini bulmasına yardımcı olmalıyız. Sorunu, hiç kimsenin zarar görmeyeceği şekilde çözmesi yönünde teşvik edip, yol gösterici olmalıyız. Aldığı karar yanlış olsa bile (hayatını tehdit etmeyecek) uygulamasına izin verin. Bazen, iyi karar verme becerilerini geliştirmesinin en iyi yolu yanlış kararların sonuçlarını yaşamaktır. Böylece çocuk, aldığı kararların sonuçlarını yaşayıp bir sonraki için farklı çözümler bulacaktır. Böyle durumlarda; sonuçlar üzerinde konuşup “Daha iyi sonuç almak için neler yapabilir?” ya da “Bir sonraki sefere nasıl farklı davranabilirsin?” gibi sorular sorulabilir. Farklı alternatifler veya farklı bakış açıları geliştirmeleri için düşünmeleri sağlanabilir. Kısacası; onlara balık vermek yerine, balık tutmayı öğretmek daha gerçekçidir.

Mutlu çocuk, yaratıcı çocuktur

Yaratıcılık, bazı insanların sahip oldukları, bazılarının sahip olamadıkları bir beceri değildir. Bazı insanlar doğuştan daha yaratıcı olabilirler, ancak yaratıcılık geliştirilebilir veya bastırılabilir. Günlük hayatımızdaki çoğu etkinliklerimizde yaratıcı olmak gerekmektedir. Yaratıcılığın içinde mantık, sezgiler ve duygular vardır ve kullanıldıkça gelişen bir süreçtir. Temelinde yaratıcı becerilerin geliştirilmesine olanak veren bir aile ortamı ve okul ortamı yatmaktadır. Değişik bir fikir öne süren bir çocuğa babası “Saçma sapan konuşma” diye yanıt verdiğinde, yaratıcı düşünme becerisini ketliyor demektir.

Her çocuk doğuştan spontandır, orijinaldir. Aslında spontanlık ve orijinallik yaratıcılılığın ta kendisidir. Yaratıcı çocuklar yetiştirmek istiyorsak çocuklarımızın yaratıcılık becerilerini geliştirmeliyiz. Çocuklarımızın sorularına, değişik düşüncelerine saygılı olmamız gerekmektedir. Farklı düşüncelerini anlamaya çalışıp onları yüreklendirmeliyiz. Bir sorun ile karşılaştığında farklı çözümler üretmesi konusunda desteklemeliyiz. Çocuğumuzun öğrenme merakını, araştırma yönünü, spontanlığını desteklemek yaratıcılığı desteklemek demektir. Çocuklarımızın girişimci, üretken ve yaratıcı olabilmesinin koşullarından biri de onların “hata yapmamalıyım” düşüncelerinden uzak tutulmasıdır. Çünkü mükemmeliyetçilik yaratıcılığın düşmanıdır. Gazeteler, oyun kitapları, bilmece ve bulmacalar, sanat etkinlikleri çocuklarımızın yaratıcılıklarını geliştirecek faaliyetlerdir. Onlarla değişik konularda fikir tartışmaları yapabilirsiniz. Ayrıca düşünce oyunları da yaratıcılığı geliştirmek için iyi birer araçtır. Farklı olmak için sadece farklı görünmek yeterli değildir: farklı olmak farklı düşünebilmek, farklı yöntemler deneyebilmek, sonuçlar başka yollardan ulaşmaya çalışmaktır. Bu “yaratma” cesaretidir. Çocuklarımıza bu cesareti yeteri kadar vermeliyiz.

Mutlu çocuk için;
– Çocuğunuza inanın ve güvenin. Onu başarılı olması, becerilerinin ötesine geçebilmesi için sevgi ve güvenle destekleyin.
– Onun bir kısmı, sunduğunuz sevgi ve kabulden kaynaklanacak; bir kısmı da, sağlayacağınız sınırlardan gelecek olan duygusal güven ihtiyacını karşılayın.
– Olumsuz ya da karamsar görüşleri ne kadar sık ifade ettiğinize dikkat edin. Olumlu düşünün. Yapıcı eleştirilerde bulunun. Kötü deneyimlerden çıkacak iyi noktalar bulmaya çalışın.
– Düşünce ve konuşmalarınızın ne kadarını şikâyete ve hayatınızdaki eksikliklere ayırdığınıza dikkat edin.
– Mükemmeliyetçilikten vazgeçin.
– Çocuğunuza sıkça gülümseyin.

Kaynakça

Humphreys, Tony. Çocuk Eğitiminin Anahtarı: Özgüven, Epsilon Yayınları İstanbul,2001
Lindenfield, Ggael. Kendine Güvenen Çocuk Yetiştirme, HYB Yayıncılık, Ankara,1999.
MEF Okulları, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi. Anne Babalar için Temel Yaşam Becerileri, İstanbul, 2003
Baltaş, Acar. “Özgüven mi Özsaygı mı?” MEF Okulları 6.Rehberlik Sempozyumu konuşma notları
Sungur, Nuray. Yaratıcı Düşünce. İstanbul, Özgür Yayınları,1992
Shapiro, Lawrence E. Yüksek EQ’lu Bir Çocuk Yetiştirmek, İstanbul, Varlık Yayınları, 1999
Bluestein, Jane. Ana – Babaların Yapması ve Yapmaması Gerekenler. Ankara, HYB Yayınları, 2000
Öğülmüş, Selahattin. K. Sorun Çözme Becerileri ve Eğitimi. Ankara, Nobel Yayıncılık, 2001

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s