Âl-i İbrahim: Model aile


Aile

Aile toplumun temelidir ve ilk mektebdir. Muallimleri de ailenin iki önemli unsuru olan ebeveyndir. Burada çocuğa verilen eğitim hayatına yön verecek maya hükmündedir. Bu açıdan bakıldığı takdirde İnsanın kişiliğinin ailede belirlendiği anlaşılır. Hz. Peygamber, ebeveynin çocuklar üzerindeki etkisini şöyle ifade eder: “Her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Ancak onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapan ebeveynlerdir.

Aile, her türlü tehlikeye karşı korunaklı bir kaledir. Bu kalenin muhkem ve dışarıdan gelecek her türlü tehlike ve akıma karşı dayanıklı kalabilmesi için bütün açık ve gediklerinin kapatılması gerekir. Baba, dışarıdan gelen her türlü tehlikeye karşı tedbir alırken, anne dâhilde yapılması gerekenleri yerine getirir. Bunun için de anne ve babanın uyumu ve ahengi önemlidir.

Bazı müfessirler, “Rabbinin mutlak otoritesinden korkup sakınanlara çifte cennetler vardır” âyetinde vaat edilen iki cennetten birisinin huzur ve mutluluk yuvası aileler, buna mukabil “Kim benim uyarıcı mesajımdan yüz çevirirse iyi bilsin ki sıkıntılarla dolu bir hayat sürer” âyetinde de sıkıntılarla dolu bir hayattan maksadın huzursuz aileler olduğunu belirtmişlerdir. Bu güzel yaklaşımdan şu çarpıcı sonuç çıkar: Mutlu aileler cennetin dünyadaki şubeleri, huzursuz aileler de cehennemin dünyadaki şubeleridir.

Makalemizde ele alacağımız aile her namazda kendisine bağlılığımızı ifade ettiğimiz Allah’ın seçkin kulu Hz. İbrahim’in ailesi: Âli-i İbrahim’dir.

Âl-i İbrahim

Allah Teâlâ, “Gerçekten Allah, Âdem’i, Nuh’u ve İbrahim’i ailesiyle İmrân hanedanını süzüp âlemler üzerine seçti” âyetinde Âl-i İbrahim’den söz etmektedir. Her namazda Peygamber Efendimizin tavsiyesi üzerine hem kendisine ve ailesine hem de  Hz. İbrahim ve ailesine bağlılığımızı ifade bağlamında onlara salât ve selam getiririz. Ebu Hamid es-Sa’idî Hz. Peygamber’e sorar:

– Ey Allah’ın elçisi sana nasıl salât getirelim?

– Ey Rabbimiz, İbrahim ve ailesine salât getirdiğin gibi Muhammed’e, eşlerine, nesline de salât getir. Sen övgüleri kabul edensin, yücesin.

Başka bir rivayette de şöyle buyurur: “Allah’ım İbrahim ailesini mübarek kıldığın gibi Muhammed ve ailesini de mübarek kıl, de.”

Hz. İbrahim ailesi iki anlamda kullanılmıştır.

a) Özel anlamda: Hz. İbrahim, babası, çocukları ve eşlerinden oluşan topluluktur.

b) Genel anlamda: Kıyamete kadar ona inanan, tabi olan, davasına yardım eden herkes.

Haydi babanız İbrahim’in milletine…” âyetinde de belirtildiği gibi Hz. İbrahim, peygamberler dâhil tüm Müslümanların atası ve üç dinin mensuplarının üzerinde ittifak ettikleri bir şahsiyettir. O (a.s) ateşe atıldı, hicret etti, oğlunu Allah için kurban etmekle imtihan edildi. Nemrut karşısında dik durdu. Tüm bu imtihanları başarıyla verdi. Bunlara mükâfat olarak Allah Teâlâ peygamberi vasıtasıyla dünya durdukça müminlerin O’nu namazlarında anmalarını; ona salât ve selam getirmelerini emir buyurdu. Hz. İbrahim ailesinde bir aileyi mutlu kılacak tüm özellikler mevcuttur. Model olarak Âl-i İbrahim’i tercih etmemiz bundandır.

İbrahim babası Azer’e bir takım putları tanrılar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum dedi.” Âyette de belirtildiği gibi, Âzer Hz. İbrahim’in öz babasıdır. “Taruh” olduğu ile ilgili görüşler sağlam bir kaynağa dayanmamaktadır; Tevrat referanslıdır. Hz. İbrahim’in Azer’in sulbünden gelmiş olmasında garipsenecek bir durum da yoktur. Hatta bu, Allah’ın ölüden diriyi yarattığına dair en güzel örneklerdendir. Allah ölü atomları canlı hücrelere dönüştürmektedir. Proteinler de hayat unsuru taşımayan, hayat emaresi göstermeyen kimyevi birer madde olmaktan öteye geçmediği halde oraya da ilahi sır girerek canlandırmaktadır. Keza, Allah Teâlâ Firavun sarayından Hz. Âsiye’yi, cahili topluluktan Hz. Muhammed’i, Ebu Cehil’den de İkrime’yi halk etti. Bu açıdan Allah Teâlâ’nın yıldızlara tapan bir toplumdan Hz. İbrahim ailesini vücuda getirmesi de cahili toplumlarda yaşayan Müslüman ailelere güzel bir örnektir. Hz. İbrahim’in Âzer’in oğlu olması, akrabaları arasında kötü, ahlaksız hatta müşrik bulunan Müslümanlar için büyük destek ve teselli kaynağıdır. Çünkü sünnetullah da bu durum hep var olmuştur. Hz. Nuh ve oğlu, Hz. Lût ve karısı ve Hz. Peygamber ve amcası da aynı durumdaydılar. Dolayısıyla Hz. İbrahim’in Âzer’in sulbünden olması dikenler arasından güllerin yetişmesini hatırlatmaktadır. İbn Teymiye’nin dediği gibi, “Müminin cenneti de gülistanlığı da kalbindedir. Nereye giderse onunla beraberdir, düşmanları ona ne yapabilir?” Nitekim O’na bir şey yapamadılar karşısında duramadılar. Sonuçta Hz. İbrahim tek başına İslam’ı temsil etti ve ailesiyle başarılı oldu. “Muhakkak ki, İbrahim başlı başına bir ümmet idi, tevhit inancına sahip olarak Allah’a itaat için kıyam etmişti ve asla Allah’a ortak koşanlardan olmadı” âyeti, İslam ümmetini temsil eden Hz. İbrahim’in önemli özelliklerini sıralamaktadır.

İbrahim ailesinin Bazı özellikleri

1. Muvahhit Aile

Tevhit, her peygamberin dolayısıyla da her Müslüman’ın ilk görevidir. Bu anlamda bütün ailenin aynı inançta olması önemlidir. Hz. İbrahim’in puta tapan babasını tevhide davet etmesi buna örnektir. “Bir zaman babasına şöyle demişti: ‘Babacığım, o işitmeyen, görmeyen ve sana hiç faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?” “İbrahim’in babası hakkındaki af dilemesi de sadece ona vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Böyle iken onun bir Allah düşmanı olduğu ona belli olunca, ondan ilgisini kesti…” Hz. İbrahim ümit bulduğu sürece babasını tevhide davet etti. Babasının küfürde ısrar ettiğini görünce ondan beraat etti. Ondan beri olduğunu ilan etti.

2. Davetçi Aile

Davet ve tebliğ peygamberlerin öncelikli görevleri arasındadır. Hz. İbrahim ailesiyle beraber bu vecibeyi en güzel şekilde yerine getirmiştir. “Babacığım, şeytana tapma; çünkü şeytan esirgeyen Allah’a isyan etti. Babacığım doğrusu ben, sana O Rahman’dan bir azabın dokunup da şeytana dost olmandan korkuyorum.” “Babası: Sen benim ilahlarımdan yüz çevirmek mi istiyorsun? Ey İbrahim! Yemin ederim ki eğer vazgeçmezsen seni muhakkak ki taşlarım.” “İbrahim: ‘Selam sana, senin için Rabbimden af dileyeceğim; çünkü O, bana karşı çok lütufkârdır.’” Hz. İbrahim putperest babasının tehdidine aynı yöntemle karşılık vermiyor, kötülüğe kötülükle, şiddete karşı şiddetle muamele etmiyordu. Kendisine taş atılan ağaç misali ihsanda bulunuyor, sabır gösteriyordu. Âyette de belirtildiği gibi, Hz. İbrahim’in, “babacığım” ifadesinin kullanılması, Hz İbrahim’in babasını nasıl yumuşak ve hikmetle davet ettiğini göstermektedir. Âyet, ailede günahkâr bireylere; özellikle anne-babaya karşı nasıl bir tavır konulmasını ortaya koymaktadır.

Hz. İbrahim ailesi’nin genç üyesi Hz. İsmail de iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma konusunda babasını izlemiştir. “Kitapta İsmail’i de an; çünkü o cidden vadinde sadık bir kimse idi, bir resul, bir peygamber idi. Ailesine namaz ve zekâtı emrederdi ve Rabbi katında hoşnutluğa ermişti” âyeti, iyiliği emredip kötülükten sakındırmanın Müslüman aile bireylerinin öncelikli ve en önemli görevleri arasında olduğuna dikkat çekmektedir. Hz. Peygamber konuya dikkat ederek şöyle buyurur: “Gece uyanıp iki rekât namaz kıldıktan sonra eşini uyandırmaya çalışan, uyanmasa uyanması için yüzüne hafifçe su serpen aile reisinden Allah razı olsun. Keza gece uyanıp iki rekât namaz kıldıktan sonra kocasını uyandırmaya çalışan, uyanmazsa yüzüne hafif su serpen kadından da Allah razı olsun.”

3. Fedakâr ve İtaatkâr Aile

Dünya imtihan yurdu ve herkesin geçtiği bir imtihan salonudur. Kimisi malıyla, kimisi makamıyla, kimisi canıyla imtihana tabi tutulmaktadır.“De ki: ‘Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, aşiretiniz, ele geçirdiğiniz mallar, kesat gitmesinden korktuğunuz bir ticaret ve hoşunuza giden evler size Allah ve Peygamberinden ve onun yolunda cihattan daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah öyle fâsıklar güruhunu doğru yola erdirmez” âyeti, sahip olunan hiçbir şeyin akidenin önüne geçmemesi gerektiğini belirtmektedir. Âyet, kişinin aile, çocuk, mal, iş ve akidesiyle karşı karşıya gelirse hangisini tercih edeceği konusunda imtihana tabi tutulduğuna dikkat çekerken, eş ve çocukları terk etmeyi kastetmiyor. Dolayısıyla akraba ve mallar İslam’ın hizmetinde oldukları sürece değerli, ancak engel oldukları takdirde de durum farklılaşır.

Hz. İbrahim’in çocuğunu Allah’ın emri doğrultusunda kurban etmek istemesi, oğlunun da herhangi bir tereddüt ve itiraza mahal bırakmadan kabul etmesi fedakârlığın zirvesidir. Birisinin çocuğunun başkası tarafından kurban edilmesi, çocuğunu bizzat kendi eliyle kurban etmesi gibi değildir. Hz. İsmail ailenin genç üyesi, fedakâr babanın muti ve sadık çocuğuydu. İslam akidesine inanan sağlam bir gençti. “(Oğlu) yanında koşma çağına gelince: ‘Yavrum, ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak ne düşünürsün?’ dedi. (Çocuk da): ‘Babacığım sana ne emrediliyorsa yap! Beni inşallah sabredenlerden bulacaksın!’ dedi.” Babanın çocuğunu Allah Teâlâ’ya takdim etmek istemesi çocuğun da bunu tereddütsüz kabul etmesi itaatin zirvesidir. Çocuk başta Rabbi’nin sonra da babasının emirlerine amade oluyor, ‘Allah ne demişse o olacak’ diyordu. Âyetin sergilemiş olduğu baba-evlat duruşu, ailede karşılıklı itaat, saygı ve sevginin en yüce mertebesidir. Hz. İbrahim’in, Hz. İsmail’i kurban edeceği sırada, Hz. İsmail’in, “Babacığım, el ve ayaklarımı iyi bağla ki seni rahatsız etmiş olmayayım ve neticede sevabım azalmasın. Bıçağı iyi bile, elbiselerim de kefenim olsun” demesi, Hz. İbrahim ailesindeki itaat ve saygının boyutunu ortaya koymaktadır. Baba, çocuğunun el ve ayaklarını bağlıyor, kesme vaziyetini alıp tekbir getirmeye başlıyor. Çocuk da, “babacığım Allah’ın emri neyse yerine getir” diyor. Bu tür manzaralar karşısında beyin hücreleri durup, nefesler tutulmaz mı?

Hz. İbrahim’in eşi Hacer de ailenin kahraman ve fedakâr bayan bir üyesi idi. Hz İbrahim, onu oğlu İsmail’le beraber ıssız ve çorak bir vadiye bıraktı. Hacer defalarca, “ey İbrahim beni ve çocuğumu bu ıssız yerde bırakıp nereye gidiyorsun?” dedi. Cevap almayınca, bunu yapmanı Allah Teâlâ mı emretti? diye sordu.

– Evet, cevabını alınca,

– O halde Allah Teâlâ bizi zayi etmez diyerek Allah’ın emrine mutlak teslimiyetini ortaya koydu.

Muvahhit baba, fedakâr hanım ve hak yolunda itaatkâr çocuk(lar)…

4. Allah’a Yalvarıp Yakaran Aile

Dua, müminin silahı ve ibadetin özüdür. Hz. İbrahim, ailesini her türlü bela ve felaketten korumak için Allah’a dua ederdi. ‘Rabbim, bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!’ Yine nesli ve soyunun şirkten korunmaları ve örnek bir şahsiyet ortaya koymaları için de şöyle dua ederdi. “Rabbimiz, bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster.” Bu duaların kabulünün en güzel örneği İsmail soyundan gelen Muhammed Mustafa olsa gerek. Böylece aile reisi, ailesinin İslami emirleri uygulayıp Müslüman bir şahsiyet ortaya koymaları, mutlu ve rahat bir hayat sürdürmelerini, neslinin pak ve temiz olması için Allah Teâlâ’dan niyaz etmelidir. Nitekim Hz. Peygamber, çocuklarına “azgın şeytanlardan, kem gözlerden Allah Teâlâ’nın yüce sözlerine sığınırım” duasını okuyor ve aynı duanın Hz. İbrahim tarafından İsmail ve İshak’a okunduğunu hatırlatıyordu.

5. Muhacir Aile

Hicret, inanç uğruna eş, dost, vatan, mal ve gerektiğinde hayatın terk edilmesidir. Hz. İbrahim, eşleri Hacer ve Sâre ile Allah yolunda hicreti gerçekleştiren ilk ailedir.“İbrahim de: “Ben Rabbime hicret edeceğim, şüphesiz ki O, güçlüdür, hikmet sahibidir” diyerek yola çıktı. Ardından “Ey Rabbimiz, ben çocuklarımızdan bir kısmını senin Beyt-i Haram’ının yanında, ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Ey Rabbimiz, namaz kılsınlar diye; bundan böyle insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara doğru akıt ve onları bazı ürünlerden rızıklandır; umulur ki şükrederler.” buyurarak maruzatını dile getirdi. Hz. İbrahim’in ailesiyle hicret etmesi dünyevi anlamda bir rahatlık ve seyahat olmayıp daha rahat ibadet yapabilme gayesini taşıyordu. Âyette namaz kılmaları için bölümü bunu ifade etmektedir. Keza, ayetten aile reisinin ailesinin geçiminden de sorumlu olduğu anlaşılmaktadır.

Bir de dedi ki: ‘Ben Rabbime gidiyorum, O bana yolunu gösterir.’” âyeti de, Müslüman ailelere inançlarını yaşayamadıkları ortamlardan daha rahat ortamlara hicret etmeyi önermektedir.

6. Misafirperver Aile

Hz. İbrahim ve ailesinin bir özelliği de misafirperverliktir. “İbrahim’in şerefli misafirleri hakkında sana haber geldi mi?” âyeti, Hz. İbrahim ailesinin bu özelliğine dikkat çekmektedir. Hz. İbrahim’in misafirsiz yemek yemediği, misafir bulmak için yol kavşaklarında beklediğinin nakledilmesi hatta misafir ağırlama geleneğini ilk başlatan kişi olduğunun bildirilmesi misafir ağırlamanın, yemek ikram etmenin terk edildiği günümüz Müslümanlarına önemli mesajlar iletmektedir.

7. Çalışkan ve Maharetli Aile

Ve o zaman ki, İbrahim Beyt’in temellerini yükseltiyordu. İsmail ile birlikte şöyle dua ettiler: ‘Ey Rabbimiz, bizden kabul buyur. Çünkü daima işiten, daima bilen Sensin ancak Sen!’

İbrahim soruyor:

– Evladım, Allah Teâlâ’nın emrine ne dersin?

– Rabbimizin emrine sarılmaktan başka seçeneğimiz yok.

– Bana yardım eder misin?

– Elbette.

– Rabbin şu tepecikte bir mabet inşa etmemizi emir buyurdu.

Bunun üzerine Hz. İbrahim duvarı inşa etmeye başladı. Hz. İsmail de taş taşıyordu. Bu hizmetin kabul edilmesi için de Allah yalvarıyorlardı. Hz. İbrahim’in Hz. İsmail ile beraber çalışması, gerektiği durumlarda aile bireylerinin beraber çalışmalarının gereğini ve aile içinde görev paylaşımının önemini göstermektedir.

Âl-i İbrahim’in diğer bir özelliği de Peygamber Efendimizden nakledildiğine göre ok kullanma hususunda maharetli olmasıydı. Şöyle ki: Hz. Peygamber ok atan bir gurubun yanından geçer ve şöyle der: “Ey İsmail’in torunları! İyi nişan tutun, ceddiniz İsmail de çok iyi ok atan bir nişancıydı” buyurmuştu.

Sonuç

Hz. İbrahim ailesiyle beraber tavizsiz bir duruş sergiledi. Bu uğurda ateşe atıldı, hicret etti ve bütün müminlere model oldu. Kur’an-ı Kerim bu ailenin kıyamete kadar müminler için örnek olacağını şu âyetle beyan etti. “Allah, bu sözü (İslamî duruşu) soyu arasında (gelecek nesiller içinde) devam edecek bir örnek kıldı ki insanlar ona müracaat etsinler ve onun gibi yaşasınlar.” Hiç unutulmaması ve ihmal edilmemesi için de bu ideal ve model aileyi dilleriyle anmasını ibadet kıldı.

Selam İbrahim’e, onun ailesine ve onun yolunda hayat sürenlere.

Yrd. Doç. Dr. Abdulcelil Candan
Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Öğretim Üyesi
Kur’an’î Hayat dergisi

Reklamlar
Aile içinde yayınlandı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s