Toplumsal Dönüşüm İmanla Sağlanır


Toplumsal Dönüşüm İmanla Sağlanır

Mesele tamamen hakimiyetin kaynağının ne olması gerektiğidir. Toplumun bir bütün olarak bozulduğu, cahiliyyenin azgınlaştığı, toplumun Allah’ın sistemi dışındaki sistemlere göre düzenlendiği ve Allah’ın şeriatı dışında başka bir hukuka boyun eğildiği durumlarda İnkılabilik dışındaki yöntemlerin hiç bir yararı yoktur. Bu durumlarda yapılan çalışmaların temelden başlaması, kökten yeşermesi gerekir. Harcanan çabanın ve verilen mücadelenin yeryüzünde Allah’ın hakimiyetini gerçekleştirmeye adanması lazımdır. Egemenlik ve hakimiyeti nefislerinde kabul etmeyen bir toplumda iyiliği yaygınlaştırma ve kötülükten alıkoymanın dayanabileceği bir temel yok demektir.

Bu da tevhidi bir imana ihtiyaç gösterir ki, bu imanın gerçek yapısını kavramayı ve onun hayat düzeni üzerindeki işlevini anlamayı gerektirir. İşte bu seviyedeki bir iman, güvenin tamamını Allah’a yöneltebilir. Yol ne kadar uzarsa uzasın, Allah’ın iyiliği muzaffer kılacağına tam olarak güvenir, karşılığın Allah katında olduğundan şüpheye düşmez. Bu görevi üstlenen kimse bu dünya hayatında herhangi bir mükafat beklemez. Sapık toplumun kendisini takdir etmesini ve herhangi bir yerde cahiliye taraftarlarının kendisine destek olmasını beklemez.

Kur’an-ı Kerim’in ve peygamberin marufu yaygınlaştırma ve kötülüğü engellemeye ilişkin bütün emirleri, müslüman toplumda müslüman bireyin görevleriyle ilgilidir. Yani bazı durumlarda bir takım idari zulümler, bazı zamanlarda kötülüklerin yaygınlaşmasına rağmen temel ilke olarak, Allah’ın hakimiyetini kabul eden ve onun şeriatını esas alan bir toplumda yaşayan müslümanın görevini dile getirmektedir. İşte böylece biz peygamberimizin (salât ve selâm üzerine olsun) “En üstün cihad zalim bir yöneticinin karşısında doğru sözü dile getirmektir” buyurduğunu görmekteyiz. Yani karşısında hak söz dile getirilen “imamdır” (hükümdardır). Kişi Allah’ın hakimiyetini ilke olarak kabul etmeyip onun şeriatını yürürlüğe koymadıkça zaten İslâm devletinin hükümdarı, imamı olamaz. Yani Allah’ın şeriatıyla hükmetmeyene “imam” adı verilmez, onu Cenab-ı Allah, “Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler kafirlerin kendileridir” şeklinde nitelemektedir. (Maide Suresi, 44)

Bu yüzden günümüzde cari sistem içerisinde yapısal bozukluklara ve yolsuzluklara mücadele etmek, ana meseleyi çözmeden yani, Allah (c.c.)’a hakkı ile iman anlaşılmadan toplumların değişmesini beklemek, cahili sistemleri restore etmekten başka hiçbir şey değildir. Allah’ın şeriatını mer’iyete koymayan cahili toplumlarda ise en büyük kötülük, tüm kötülüklere kaynaklık eden, temel kötülük Allah’ın hayat için koymuş olduğu kanunları reddetmek suretiyle Allah’ın ilahlığını reddetmektir. İşte dar kapsamlı kötülüklerle mücadeleye girişmeden önce reddedilmesi gereken bu, her türlü kötülüğün kaynağı olan temel ve köklü kötülüktür. Çünkü diğer kötülüklerin tamamı onun peşinde gelmekte, onun bir uzantısı olmaktan öteye geçmemektedir.

Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?” (Tin/8)

Yaratılanlar hakkında böyle hüküm verdiğinde yüce Allah adaletli davrananların en adaletlisi değil midir? İşte bu temel mesele inanılıp kabul edilmediği müddetçe siyasi tevhid ve siyasi imanlarımız hak olana değil de batıllara olacaktır.

Yoksa istedikleri, cahiliyye düzeni midir? İyi anlayan bir toplum için, Allah’ın düzeninden, Allah’ın verdiği hükümden daha iyisi düşünülebilir mi hiç?

Cahiliyye -Allah’ın belirttiği, Kur’an’da ifade edildiği üzere- yaratılanların yaratılanlar için hüküm belirlemesi, insanın insana mabud kılınması, Allah’a kulluğun bırakılması, Allah’ın ilahlığının reddedilmesi ve de buna karşılık, kimi insanların ilah kabul edilmesi ve -Allah’a değil- onlara tapılmasıdır. Nerede ve hangi zamanda olursa olsun eğer insanlar, tek bir konuda bile ödün vermeksizin Allah’ın şeriatına göre hükmediyorlarsa, bu şeriatı benimsiyorlar ve ona gerçek anlamda teslim oluyorlarsa, Allah’ın dinine mensup olmuş demektirler. Yok eğer, beşer aklının ürünü olan bir şeriat, bir öğretiye göre hüküm veriyorlarsa -hangi şekilde olursa olsun- söz konusu öğretiyi benimsiyorlarsa, onlar cahiliyye sınıfındadırlar. Onlar, öğretisi doğrultusunda hüküm verdikleri kişinin dinini benimsemiş durumdadırlar, Allah’ın dinini değil! Allah’ın hükmünü istemeyen, cahiliyye hükmünü istiyor demektir. Allah’ın hükmünü reddeden, cahiliyye düzenini kabul ediyor, cahiliyyeyi yaşıyor demektir.

Abdullah Hakan
Vuslat dergisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s