İslam Cemaatinin Ferdi Olmak


temasa

Ey iman edenler, Allah’tan nasıl korkmak gerekiyorsa öylece korkup gerektiği gibi sakının ve kesinlikle Müslüman olarak can verin!

Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, sakın ayrılığa düşmeyin, Allah’ın size bağışladığı nimetini hatırlayın. Hani bir zamanlar düşman olduğunuz halde O, kalplerinizi uzlaştırdı da O’nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Hani siz bir ateş kuyusunun tam kenarındayken O sizi oraya düşmekten kurtardı. Allah size ayetlerini işte böyle açık açık anlatır ki, doğru yolu bulasınız.

Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir ümmet olsun. İşte kurtuluşa erenler bunlardır.

Sakın kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra parçalanıp çatışmaya düşenler gibi olmayın. Böyleleri için büyük bir azap vardır.” (Ali-İmran 102-105)

Bir Müslüman’ın hayatının amacı sadece ve sadece Müslüman olarak can vermektir. İman üzere hayata gözlerini yumarak emaneti sahibine aslı üzere teslim etmektir. Yukarıdaki ayetlerde Müslüman’ca var olup, Müslüman’ca can vermenin temel şartını bildirir Rabbimiz: Hep beraber Allah’ın ipine sarılmak yani cemaat olmak. Evet, Allah’ın ipine (Kitabına) sımsıkı sarılmak ve ayrılığa düşmemek. Kısacası aralarındaki ilişkileri Allah’ın kitabının belirlediği O’nun ipine sımsıkı sarılmış ve cahiliye hayatına dönmeği ateşe atılmakla eş tutan bir topluluk olmak.

İslam daveti boyunca Peygamber (s.a.v)’ın en büyük gayretinin böylesi bir toplumu meydana getirmek olduğunu görmekteyiz. Yukarıdaki ayetlerin nüzul sebebini teşkil eden Yesriblilerin Peygamber’in (s.a.v) kentlerine teşrifinden önce birbirine hasım iki kabile iken Ensar olma şerefine ulaştıran İslam kardeşliği ekseninde oluşan bir İslam topluluğunun inşası. Asırlar geçse de unutulmayacak bu güzide topluluk, daha ilk nüvesini verdiği Mekke’nin o kızgın kayalıkları arasından sıkışıp kalmış bir avuç inanmış mazlum ve mahrum ya da aynı kente sağlam ve emin adımlarla fetih için yürüyen muzaffer bir ordu iken de hep aynı ruh ve kardeşlik bağı ile bağlanmış, kalpleri uzlaşmış bir topluluk olmuşlardı.

İslam toplumunun temellerini, bu toplumun tüm zaman ve mekânlardaki yegâne önderi olan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) atmıştır. İslam dairesine giren her fert O’nun ümmeti olarak bu toplumun parçası olmuştur. Fakat bu aidiyetinin boyutu kişinin bilinç düzeyine göre oluşacaktır. Bu bilinç ruhi olduğu kadar toplumsal bir yön de taşımaktadır. Yine Ashabın yüzlerce örnekle bezeli kardeşlik destanlarına baktığımızda bu sosyal yön karşımıza çıkar. Medine’de kardeş ilan edildiklerinde tüm samimiyetleri ile her türlü maddi varlıklarını kardeşleri ile paylaşarak nasıl bir cemaat olduklarını göstermişlerdir. Demek ki, cemaat olmak demek, hedef birlikteliği ile bitmeyen aslında çok daha kapsamlı ve çok yönlü bir birlikteliğin ve yürüyüşün adıdır.

İnsan fıtraten topluluk halinde yaşamak durumundadır. İnsan, her zamankinden daha çok bireyselleştiği bu çağda belki devlet aygıtıyla bu ihtiyacını minimize etse de toplum halinde bulunmaktan kaçınamamıştır. Hangi düzeyde ya da bağlamda olursa olsun topluluğun parçası olan insan, maddi-manevi ihtiyaçlarını karşılayabilir ve varlığını devam ettirebilir. Bununla birlikte İslam toplumunun ya da cemaatinin ferdi olmak salt bu maddi ya da manevi ihtiyaçların karşılanmasının ötesinde daha yüksek ideallerin parçası olmak demektir. İslam Cemaatinin ferdi olmak hem ruhi, hem maddi, hem de sosyal birlikteliğin parçası olmak demektir. İşte İslam kardeşliği olarak tanımlanan bu olgu, imanın yüce ikliminin tatlı bir meyvesi olarak İslam bahçesinde oluşur ve olgunlaşır.

İslam Toplumunun Temelleri

Yukarıda belirtildiği şekliyle İslam Cemaati sıradan bir topluluk ve birliktelik değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve kutlu sahabesinin hayatı etraflı bir şekilde incelendiğinde pratikte bunun ne anlama geldiği derinlemesine anlaşılabilir ama burada temel ilkeler şu şekilde özetlenebilir:

Birliktelik: Cemaat olmak demek, birliktelik demektir. Yani haberdar olmak; yani yan yana, el ele, kol kola olmak demektir. Kardeşinin derdini bilmek ve o dertle dertlenmek demektir. Kardeşinin sevincinde onunla sevinmek, sıkıntısı halinde hemen yanı başında olabilmektir. Birliktelik, içten pazarlıklı olmamak demektir. Müslüman cemaatinin her ortamda parçası olduğunun bilincinde olmak ve bu aidiyetle var olmak demektir. Birliktelik, kendi nefsine cemaatin hukukunu tercih etmemek; vazife ehli olmak demektir. Birliktelik tüm bir ümmeti gözü gibi korumaya ve kollamaya hazır olmak ve ümmetin her ferdinin üstüne titremek demektir. Birliktelik, eğer zeminini Allah’ın Kitabı oluşturuyorsa eşsiz bir nimettir; kıymetini bilmek gerektir.

Uzlaşma: Müslümanlar ile uzlaşmak İslam’ın en temel emirlerindendir. “Müminlere karşı şefkatli kâfirlere karşı izzetli olmak” emrini bu bağlamda anlamakta fayda vardır. Yani Allah’ın ahkâmının aşılmadığı durumlarda geniş yürekli olmak ve hataları affetmek, ayrılıkları problem haline getirmemek gerektir. Cemaat içinde herkes aynı kavrayış ve algı düzeyinde olmayabilir. Ya da herkesin aynı ahlaki karaktere haiz olması beklenemez. Öyleyse uzlaşma insanların birlikte yürümeleri için önemli bir düsturdur.

Ayrışma: İslam Cemaati cahiliyeden ayrışmalıdır. Bu ayrışma temelde akidevi bir ayrışmadır. İnançtaki ayrışma eylemde de kendini gösterecektir kuşkusuz. Cemaat ilkeleriyle, hal ve harekatıyla şirk ve türevlerinden uzaklaşmalıdır. Her fert bu konuda kendini ve ehlini korumakla mükellef olduğu kadar yanındaki kardeşinin ve tüm bir Cemaatin bu konuda sorumluluğunu taşımaktadır.

İyiliği emredip kötülükten sakındırma: İslam Cemaati, toplumun tamamını ıslah için durmadan çalışmalıdır. Ayrışarak farklılaştığı ve kendini temizlediği gibi tüm bir insanlığın temizlenmesi adına sırtına yüklenen vazifenin bilincinde hareket etmelidir. Bu şekilde Müslüman fert daha da arınacak ve böylesi seçkin bir topluluğun parçası olarak yazının başında alıntılanan ayetlerdeki “kurtuluşa erişenler” zümresine dâhil olacaktır.

Ayrılığa düşmeme: Fitne, her çağda var olagelmiş bir bela olarak günümüzde de toplumları etkilemeye devam etmekte. Fitneye düşmemek, ancak bilinç ile mümkün olacaktır. Birlikteliği korumak Rabbimizin kesin emridir. “Sakın kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra parçalanıp çatışmaya düşenler gibi olmayın. Böyleleri için büyük bir azap vardır” ayeti net bir şekilde ayrılığı yasaklamaktadır. Tabi ki ayrılığa düşmeme adına aleni yanlışlara rıza gösterilmemelidir. Ama nefsi ve teferruata karşılık gelen konularda ayrılmak Müslümanlar için en büyük hatalardan biridir. Nefsimize ağır da gelse, fikri ya da yoruma dayalı konularda Müslümanlardan kopmadan doğruyu aramaya devam edebiliriz.

İnsan hayatı kısa ama yürünülen yol uzun. Nehirdeki bir damla su misali bırakmalı insan kendini akıntıya ve “artık bir damla su değil nehir oldum” demeli. Salihler meclisinde yarenlik etmek ancak bu nehre dalıp, onda yok olmakla mümkün. Nehre ram olanlara selam olsun…

Mehmet AKİFOĞLU
Rahle dergisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s