Özür dilerim


meyve-cicegi

‘Özür dilerim.’ Kulaklarımda kaç kez yankılanmıştı bu ses. Saniyenin kaçta birini yaşıyordu şu anda kaç an saklıydı ve ben hangisini yaşıyordum. Ve ben bu hiçbir şeyi sığdıramayacağım ana kaç yıl gizlemiştim de üzerinin bu kadar tozlu olduğunu bu cümle silmişti. Silmiş miydi, siler miydi, silmeli miydi?

‘Özür dilerim.’ Kulaklarımdan yüreğime inerken harfler gözlerime uğramasalardı. Ahh! Şu ana sığdırmak istemediğim hüznümün siyah incileriydi onlar. Daha fazla görünmeselerdi, saklansalardı, kaybolsalardı. Akmamalılar. Akmasaydılar.

‘Özür dilerim.’ Kaç hayat değişti bu cümleyle? Kaç ömür yine yeniden diyerek başlamıştı vaktiyle üç nokta koyduğu tebessümle başlayıp da sonunu getiremediği cümlelerine?

‘Özür dilerim.’ Haklılığın kanıtı olan bu cümle dokunur muydu bu kadar? Geç kalınmışlığına mı yoksa yavanlık koktuğuna mıydı kahrı gözlerimin? Kaç kişi haklılığına ağlamıştı, haklı olmak akla gelecek en son şey mi olmalıydı, istenmeli miydi, verildiğinde mi alınmalıydı, verilse de verilmese de önem arz etmemeli miydi? Haklılık kimlerin yanında hak, kimlerin yanında haksızlık olmalıydı ve benimkisi kaç yerde haksızlıkken Hakk’ın yanında hak mıydı? Şimdi ne demeliydi bu bilmeceye, ne isim okunmalıydı kulağına, tanımsız mı? Adı olmayana ne denirdi sizin oralarda? Ben kaç kez adsız olmuştum ki haksızlıklar arasında koşuştururken…

Kaç vakit geçmişti bu cümle yüreğime dolanalı. Kaç gün, kaç saat, kaç dakika… zamana isnat edilmeyen anlar da olur muydu benim hayatımda? Kaç ömrü kaç kişi yerine yaşamıştım kaç vakittir. Allah’ım! Hala bunları düşünebildiğime inandır beni.

‘Özür dilerim.’ Bütün harfler yüzüme çarpıyor şimdi. Noktası konulmamış ve yerini iki noktaya bırakacak hislerden uzak harfler duymalıydım. Sessiz çığlıklarım beni bana boğdururken, başkalarının yerine infazımı verirken ve hala bir cümlenin tesiri beni zamansızlığa, mekânsızlığa taşımışken ikinci bir cümle: ‘Ben senle, sendeydim, sensizken sessizce…’ Sonu olmalıydı, üç nokta olmamalıydı buraya, bitmeliydi. Yeni yarışlara yeniden diyecek ruh taşımıyordum artık. Harfler koşuyordu yüreğime; kaç tanesi ıskalamıştı, kaç tanesi hedefine varmıştı ki. Bana ait değillerdi. Benim demeyeli ne çok mu vakit olmuştu, ne çok vakitmiş gibi mi gelmeliydi, kaçına karşılık vermeliydim, bir virgül kullanmalı mıydım?

Ben-sen-sende-sensiz-sessiz… Hiçbiri ben değildi bunların. Ben yoksam burada senin ne işin vardı burada. Hem benim de değildi ki bunlar. Ben, bende değilken başkasında nasıl olabilirdim, ya da başkası bende ne arıyordu ki benle. Bütün yollar uzun, karanlık ve korkunç bana. Hangi azık karnımı doyururdu bu yolda, kaç nefes soluklandırırdı beni ve Yusuf gelir miydi benim de kuyularıma…

Kimsede kalmak istemedim ki ben, kimseye kalmak, kimseyle olmak. Ben bana bırakılmayı arzuladım, yeteri kadar ben yok muydu bende? Haricimdekiler bana ortak olmasalardı, beni bizleştirmeye çalışırken beni benden ve haricimdekilerden ötekileştirmeselerdi. Şimdi ben hala bende miyim?

Söylediklerimize inanmadığımız için mi kaybolmuştuk? Peki söylemeseydik de kaybolmaz mıydık? İnandık da yetmedi mi sözümüz? Kınası çoktan yakılmıştı umutlarımızın, ölmeye de öldürmeye de niyet etmiştik çok evvel. Sen sakladın mı umutlarını, yakmadın mı, kınalamadın mı, inanmadın mı, sustun mu? Sen ne yaptın böyle umutlarımıza da beni kendinde bu hale getirdin?

Sen miydin yaşadığım? Sende beni bulduranı mı yaşadım? Sen bunca vakit gelmemişken bana, beni bırakmayan değil miydi beni yaşatan? Şimdi bu aşkın hangi haliydi ve hangi aşka bu hal yaraşırdı en çok sen söyle?

Sizin oralara da yağmur yağdı mı hiç benden sonra? Islandın mı bana, kandın mı, damlalardan düşer diye ben, korkup hiç kıpırdamadığın oldu mu senin de? Koktu mu toprak benim gibi, yemek istedin mi? Huzur uğramadı mı ardından gönlüne? ‘Elhamdülillah’ diye bir nidayla yüreklendirdin mi damlaları titreterek?

Kaç vakit karşımda suretin bana sır anlaşılan. Zamansızlıkta ve mekânsızlıkta bir an. Adı yok sanı yok… Sır… Nihan…

Bütün bu soruların bir yanıtı vardır elbet. Lakin ne soracak takatim var ne de kendimi tekrar kaybedecek. Aşkın hangi haliydi bu, hangi hale yakışırdı bu aşk? ‘Adı her neyse beni bana buldursun ve bütün kaybedişler sonlansın. Umutların kınası kurumasın.’ demek geçiyor içimden. İçimden geçerken kelimeler aitsizlik yaşayıp yabancılık çekmesinler istiyorum sende. Ondandır kelimelerimi en derinime gömüyorum.

Yol mu? Uzun. Azık mı? Su mu? Aşk mı? Kaç yangın daha alevlidir ki? Kaç aşk daha sancılı, kaç ben daha bensiz, daha susuz, daha aç, kaç cümle daha anlamlıydı bu hal karşısında ve kaç sen, sana dair olan daha bilmem kaç…

Sen sensizliği sende bulurken bensizliği bırak bana. Esaretinin prangalarını benle kilitleme. Şimdi yol mu sana da uzun, su mu senin de susuzluğun, aşk mı bensizliğin, özür mü tövben, sessizliğin mi yakarışın, yağmurun. Damlalarımdan son kez çekilme ben gidene kadar yoluma. Bir âmin de benim için yükselsin avuçlarından göğe…

Özlem Zümral Biçici
Ay vakti dergisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s