Ailenin Bir Parçası Olarak Kadın


islak orkide

Kur’an’da kadın ve erkeğe hitap aynıdır. Kur’an’da anneye en üstün değer verilmiştir. Evlilik hayatında kadına üstün değer verilmiştir.

Ol deyince olduranın, rahmetine bandıranın adıyla…

Kur’an’a göre kadın

Kur’an-ı Kerim’e göre, insan neslinin yeryüzündeki var oluş sebebi, yaratıcıya halifelik yapmak veya O’na layık kul olmaktır. İnsanoğlunun başlangıcından bahseden Kur’an âyetlerinde, kadın ile erkek cinsiyet farklılığına herhangi bir fazilet tanımamıştır. İnsanı tek bir nefisten yaratan Allah, sonra eşini de ondan yaratmış, bu ikisinden pek çok erkek ve kadın var etmiştir. Dilediğine kız, dilediğine de erkek çocuk veren Allah’tır. Bir kimseyi kısır kılan da Allah’ın iradesidir.

Kur’an-ı Kerim, kadın ve erkek cinsi için “Nâs” ismini kullanmıştır. İslam peygamberi, kadınıyla erkeğiyle bütün beşerin peygamberidir.

Allah katında tek üstünlük ölçüsü takvadır. İslam ahlakında kadın ve erkek eşittir. Kur’an’da kadın ve erkeğe hitap aynıdır. Kur’an’da anneye en üstün değer verilmiştir. Evlilik hayatında kadına üstün değer verilmiştir.

Erkek egemen bir kültür içerisinde kadınlar koruma altına alınmışlardır. Kur’an, boşanmaları esnasında kadınların gönülleri alınarak ve hoşnut bırakılarak boşanmalarını emretmiştir. Kur’an, kadınların boşandıktan sonra maddi olarak güvence altına alınmalarını istemiştir. Kur’an, kadına verilen malların boşandıktan sonra geri alınmamasını tavsiye etmiştir. Kur’an, boşandıktan sonra kadınların barınmalarının sağlanmasını istemiştir. Kur’an, kadına zorla mirasçı olunmamasını emretmiştir. Kur’an, yetim kadınların haklarının korunma altına alınmasını istemiştir.

Bütün bu saydıklarımızdan başka yine Kur’an eksenli düşünüldüğünde ideal Müslüman kadın karakteri şöyle ortaya konmuştur:

Müslüman kadın Allah’a teslim olmuştur. Rehberi Kur’an ve Peygamberimizin sünnetidir. İdealleri çok büyüktür. Asildir. Güçlü ve iradeli bir karaktere sahiptir. İtidalli ve dengelidir. Samimi ve doğal bir kişiliğe sahiptir. Dürüsttür. Cesurdur. Boş sözlerden ve boş işlerden kaçınır. İffetli ve onurludur.

Ayrıca Allah’ın Kur’an’da dikkat çektiği kadınlar da vardır: Örneğin;

İnkârcı kadınlara örnek: Hz. Lut’un ve Hz. Nuh’un eşleri; En güzel ahlak abidesi olarak Firavun’un eşi Musa’nın dadısı, karanlıklar içinde bir nur: Asiye; İmran’ın karısı, Hz. İsa’nın annesi, lekesiz bir çicek Meryem, Hz. İbrahim’in ailesi, Hz. İsmail’in annesi, siyah bir kadın Hacer, Sebe Melikesi Belkıs ; Hz. Yusuf dönemindeki Mısır’lı Aziz’in karısı Züleyha.

Geçmişte ve günümüzde kadın

Ne var ki eşref-i mahlûkat olarak yaratılan insan çekirdeğinin ayrılmaz bir parçası olan kadın, tarihi seyir içinde, hep birbirinden kötü ve insan onuruyla bağdaşmayan muamelelere tanık olmuştur. Çünkü o, vahiyden sapma sonucu, ya affedilmez bir suçlu, ya herkesin ortaklaşa kullanabileceği bir meta, ya insanlığı tartışılan bir yaratık, ya yeryüzündeki tüm kötülüklerin yegâne sebebi bir varlık olarak görülmüştür. Örneğin Mazdek, geçmişte kadını, tıpkı havanın, suyun ve ateşin ortak kullanımı gibi müştereken kullanılması gereken bir yaratık olarak görmüştür.

Tarihi rivayetlere göre, dünyada dökülen ilk kardeş kanının görünür sebebi İklima adındaki bir kadındır.

Hıristiyanlık inancına göre, Hz. Âdem’in cennetten kovuluşuna sebep olan ve insanoğlunun o günden bu güne kötü bir miras gibi hep taşıyageldiği ilk suçun sebebi Havva adındaki bir kadındır. O yılandan daha tehlikelidir.

Papazlara göre, içinde bir kadın olan eve erkek girerse, kadını görmese de günahkâr olur; hatta iki katlı bir evin üst katında kadın varken bir erkek alt katına girerse yine günahkâr olur, çünkü Havva, kadınların günahını yayar.

St. Thomas’a göre, eğer Tanrı bir erkeğin yüzünden bir kadına olan aşkı görürse, bu kadın onun karısı olsa bile ona kızar, çünkü Tanrı aşkından başka hiçbir aşk insanın kalbine girmemiştir. İsa hiçbir kadın almadan yaşamıştır. Bu nedenle hiçbir kadına dokunulmamakla gerçek bir Hıristiyan olunabilir. Hıristiyan kardeşlerin, manevî pederlerin hatta Hıristiyan kız kardeşlerin bile evlenmemelerinin sebebi budur. Çünkü evlilik Tanrı’nın öfkesini çeken bir bağdır. Biz ancak İsa Mesih aracılığıyla Tanrı’ya ulaşabiliriz; çünkü bir kalbe iki aşk sığmaz. Kutsal ruhu ancak evlenmeyenler taşıyabilirler.

Cahiliye devrinde kadın, alınıp satılan bir mal durumundaydı. Bu dönemde kadına hiçbir değer verilmezdi. O, sadece erkeklerin nefsanî arzularını tatmin etmek için vardı. Öyle ki adet günlerinde onunla beraber oturulmaz, birlikte yiyip içilmezdi.

İslam öncesi Araplar, hanımlarıyla cinsel ilişkilerde bulunduklarında ruhunu ve bedenini cinlerin kapladığına ve yıkanmak için su buluncaya kadar cinlerden kurtulmadığına inanırlardı.

Boşanılan kadına eziyet olsun diye onun başkasıyla yeni bir yuva kurmasına engel olunurdu. Hanımını boşayan erkeklerden bazıları, boşadığı kadının iddeti bittiğinde onu tekrar alır, sonra tekrar boşardı. Boşanmış kadının iddet süresi bir yıldı. Kocası ölen kadın en değersiz elbisesini giyer, evin en karanlık yerine çekilir, bir sene tam bir hapis hayatı yaşardı. Bu süre içerisinde yıkanmaz, tırnaklarını kesmez, vücudunun temizlenmesi gereken yerlerini temizlemez, güzel koku sürünmezdi. Kocası ölen kadın babasının evine gelir, babası elbisesini onun başına geçirirdi. Bu onun insanlarla görüşmesinin yasak kılındığı anlamına gelirdi. Kız, babasının evlendirmek istediği kimseyle evlenmez ise o ölünceye kadar hapsedilirdi.

Bir erkek istediği kadar kadınla evlenebilirdi. Bunun hiçbir sınırı yoktu.

Arapların yaptıkları en kötü şeylerden biri de üvey analarla evlenmeleriydi. Büyük evlat, baba ölünce üvey annesinin üzerine elbisesini atar, isterse hiç mehir vermeden onunla evlenir veya bir başkasıyla evlendirir ve onun mehrini kendisi alırdı.

Kadınlar ve çocuklar mirastan mahrumdu. “Savaşıp yurdunu savunmayan mirasçı olamaz” diyen Araplar kız çocuklara bir şey vermez, mirası sadece erkek evlatlar alırdı.

Araplar, himayelerinde bulunan yetim kızların malına veya güzelliğine göz dikerek, başkalarıyla evlendirmezler, onları kendi nikâhlarına almak isterlerdi.

Sayıları on kişiye varan erkekler, bir kadınla yaşayabilirlerdi. Kadın hamile kaldığında o erkeklerden hoşuna giden birine, “Ey filan, bu çocuk senindir” derdi. Artık onun bu çocuğu kabul etmesi ise şart olurdu. O çocuğu kendi çocuklarından sayardı.

Para karşılığında cariyeler fuhşa zorlanırdı.

İslam gelince, diğer konularda olduğu gibi kadın konusunda da hikmeti gereği, tarihi seyri içindeki bu ve buna benzer sapmaları, ana rotasına yeniden oturtmuştur. Çünkü İslam kadının bir insan olduğunu görmüş ve ona insan olarak değer vermiştir. Onu erkekle anlamlı kılmış, erkeğin yanından ayırmamıştır. Toplumdan ise hiç koparmamıştır.

İslam’da ilk Müslümanlar arasında zikredilen (Hz. Hatice) ve İslam yolunda ilk şehit düşen (Sümeyye) bir kadın idi. Öyle ki İslam’da kocasından önce Müslüman olan, doğru yolu bulan kadınlar, İslam uğruna çöle düşen genç kızlar da vardı.

Kur’an’ın, 114 sûresinden birine “Kadınlar (Nisa)”, bir diğer sûreye de Hz. İsa’nın annesi Meryem’in ismi verilmiştir. Ayrıca Kur’an, Firavun’un hanımı Asiye’den övgüyle bahsetmiş, Nûr Sûresi’nde ise Hz. Aişe’ye yapılan iftira reddedilmiştir.

Kur’an, Âdem’in hemen yanı sıra Havva’yı zikretmiştir. Ayrıca mü’min erkek ve mü’min kadınları birbirlerinin velileri olarak göstermiştir:

Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridir. Marufu emreder, münkerden alıkoyarlar, namazı kılar, zekâtı verir, Allah’a ve peygamberine itaat ederler…”Yine Kur’an mü’min erkek eşlere; “Kadınlarla haklarını gözeterek ve güzellikle geçinin…” emr ü fermanını vermiştir.

Dikkat ediniz! Kadınların sizin üzerinizde hakları vardır. Dikkat ediniz! Kadınların sizin üzerinizdeki hakları, yeme, içme ve giyinmelerini layıkıyla yerine getirmenizdir.

Batıda, çağın kurbanı kadına gelince yukarıda da belirtilmeye çalışılan Hıristiyanlık tarihinde Avrupalı kadına karşı işlenilen cinayetler ve uygulanan gayr-i insani baskılar neticesinde bir tepki doğurmuştur.

18, 19 ve 20. yüzyıllarda, özellikle ikinci dünya savaşının ardından kadınların sosyal hakları sorunu, bilimsel merkezlerin, sosyal ve siyasal akımların ve dünya üzerindeki tüm hareketlerin en önemli uğraşılarından biri haline gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kadın sorunu Batıda çok önemli ve hassas bir sorun haline gelmiştir. Savaş, aile ilişkilerinde ve geleneksel ailelerin birbiri ardı sıra çöküşünde en önemli etken olmuştur.

Bugün Batıda, erkekler ve kadınlar cinsi arzularını istedikleri zaman istedikleri yerde serbestçe doyurabilmektedirler. Batıda filmler, öfke ve cinsellik gibi iki öğeye dayanmaktadır. İşte bunlar Batıya ikinci Dünya Savaşı’nın birer yadigârıdırlar.

Bugün, insanlığın bağlandığı tüm çekici görüntülerin ardında Batının modern şirk üçlemesi (teslisi) yatmaktadır: Sömürü, Köleleştirme, Despotizm.

Bugün, kapitalizm, kadını iki amaca hizmet etsin diye şekillendirmiştir:

A) Boş ve amaçsız bir gelecek hazırlamak,

B) Kadını eğlence için bir araç olarak kullanmaktır.

Bu nedenle kapitalizmde kadın yalnızca cinsel bir varlık olarak sunulmuştur. Aşkın yerini cinsellik almış, eski sevdalar tarihe karışmıştır.

Kominizmde bu husus, kapitalizmden pek farklı değildir. Bu kesimde kadın hakları hareketinin öncüleri Marx ve Engels’den başkası olmamıştır. 1848’de yazdıkları Komünizm Beyannamesi’nde bunlar, aileyi, evlilik ve aile yaşantısını, kadını zincire vurmak, köleleştirmek için yapılmış icatlar olarak göstermişlerdir. Onlara göre, kadın, ev hizmetkârlığından kurtularak sanayide istihdam edilmeli, iktisadî bağımsızlığını ele almalıdır. Sonrakiler ise kadının da sosyal hayat içinde erkekler gibi serbest olması gerektiğini öne sürmüşlerdir. Ardından gelsin, kızlı erkekli eğitim, kadına iş imkânları, kadınlı-erkekli toplantılar, doğum kontrol hapları, olmazsa kısırlaştırmalar, olmazsa çocuk düşürmeler… İstenmeyen çocuklar umumî kreşlere, oradan devletin sorumluluğu altında gayr-i meşru çocuk sıfatıyla devlet okullarına. İşte kadın hakları hareketinin özü kısaca budur.

Sonuç olarak çağdaş cahiliye de tıpkı geçmişteki cahiliye gibi kadını sömürmüş, istismar etmiş, kadın hakları savunuculuğu görüntüsü arkasında kadının fıtratını bozmuş, kendisine yaratılış amacını unutturmuş ve bu amaçtan onu uzaklaştırmıştır. Kimi zaman geleneksel kesim de gerek tarihten devralmış olduğu kültür mirası ve kişisel bağnazlıkları nedeniyle kadını Allah’ın kendisine takdir etmiş olduğu konumdan çok farklı uzak bir konuma yerleştirmiştir. Ne var ki, bu ve buna benzer olaylar nedeniyle kimileri de çıkmış, feminizm adında bir akım oluşturmuş ve kendilerine sempatizan bile bulmuşlardır. Her ne kadar bu akıma, modernist bir takım eğilim sahiplerinin dışında geleneksel kesimden fazla itibar edilmemişse de, bu akım modern cahiliyenin bir başka yöne savrulmasına neden olmuştur.

Oysa güzel bir toplum, kadının gönlünde yeşerip ellerinde yetişir, kadının kendinde hayat bulur. Çünkü erkeği yetiştiren de kadından başkası değildir.

İslam adına her konuda olduğu gibi bu konuda da vahyin özünü temsil etmeyen bir kısım farklı yorumları bir tarafa bırakıp kadın fıtratı hakkında iyi bir bilgi sahibi olmak gerekir.

Klasik ve modern cahiliyenin yaklaştığı gibi kadını cinsel bir obje olmaktan kurtarmak ve bir insan olarak görmek gerekir. Çünkü en güzel bir surette yaratılan (ahsen-i takvim olan) sadece erkek değil kadını da içine alan insanın kendisidir. Bu yönüyle kadın alınıp satılan meta değildir. Cinsel bir obje ise hiç değildir. Onun dişiliği değil, kişiliği öne çıkartılmalıdır. İşte bu bağlamda tesettürün farz oluş gerekçesi böyle ele alınmalıdır. Çünkü tesettür, kadının dişiliğine vakur bir duruş sergiletip kişiliğin öne çıkmasını ve toplumun içinde olmasını sağlar. Ayrıca kadın, eksik ve yarım akıllı bir varlık ta değildir.

Kur’an ve Asr-ı Saadet iyi incelendiğinde, kadın da tıpkı erkekler gibi sosyal hayatın içinde ve hayatın her alanında aktif rol oynamış, görevler almış olduğunu görmekteyiz. O, vahyin insan olarak birinci muhatabı, Müslüman, insanlıkta eş, dinde kardeştir. Kendi iradesiyle iman ve küfrü seçme özgürlüğüne sahiptir. Bireysel ve toplumsal hükümlerde erkeklerle aynıdır. Cahiliye zulmünden kurtarılmış iyi bir annedir. Firavun’un karısı Asiye, İmran’ın karısı ve kızları Meryem, İbrahim’in eşi Hacer, Musa’nın annesi, Sebe Kraliçesi Belkis gibi örnek ve sembol kadınlar Kur’an’da laf olsun diye sunulmamışlardır. Mirasta hissedardır. Evlenme ve eş seçme hürriyetine sahiptir. Saadet asrında erkeklerle birlikte hicret eden, Nebiyy-i zi Şan Efendimize biat eden, emr bi’l-maruf ve nehy ani’l-münker yapan, Hacca giden, savaşlarda görev alan, namazlarda erkeklerin ardında saflara duran yine kadındır.  Vesselam.

Ekrem Demir
Kur’ani hayat dergisi

Reklamlar
Aile içinde yayınlandı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s