Medeniyetin En Küçük Yapı Taşı: Aile


sakayik çiçegi

Batı topraklarımızı aile kurumunu parçalayarak, evladı anneden babadan soğutarak, hatta düşman ederek, işgal ediyor.

Sizin hayırlı olanınız aile efradına hayırlı olanınızdır…
Hadis-i Şerif

Bir memleketin yükselmesi ev ve aile muhabbetine bağlıdır.
Charles Dickens

Modern hayat insanın mutluluğunu ve anlamını hesaba katmadan sadece konforunu arttırdı. Modern hayatta, insanın dışı güzelleştikçe içi çirkinleşmekte, dış dünyası zenginleştikçe iç dünyası yoksullaşmakta, dış dünyasında kurduğu sanal ilişkiler arttıkça, ailesiyle iç dünyasında bulacağı huzur, kuracağı muhabbet bağları azalmaktadır. Bireyselleşme, insanı tutsak etmektedir.

Teknoloji zafer kazandıkça, iletişim araçları çoğaldıkça insan anlam kaybına uğradı. İnsan eşyaya köle oldu. İnsanın imtihan araçlarından biri olan eşya, hiç bu kadar insanı kendisine bağımlı ve köle kılmamıştı. Mesela, internet, cep telefonları, bilgisayarlar, televizyonlar insanı aileden koparıp yalnızlaştırmadı mı? Burada terslik insanın eşyaya sahip olup onu kullanmasında değildi, eşyayla kurduğu ilişkinin niteliğindeydi. Bu terslik, olması gerekenin tam tersi bir sonuç doğurarak, eşyayı insanın sahibi ve efendisi, insanı da eşyanın kölesi kıldı. Sonunda eşya özne, insan nesne durumuna düştü.

Her geçen gün kendimizden uzaklaşıyoruz. Her geçen gün hakikatten uzaklaşıyoruz. Her geçen gün daha fazla parçalanıyoruz ve aile bağlarımız zayıflıyor. Batıdan ithal edilen modern hayat tarzıyla fedakârlık, yardımseverlik, dostluk ve sevgi üzerine inşa edilen sıcacık yuvalar yerine, bireysel özgürlük ve bireysel yaşam tarzlarının yaygınlaştığı bir çağda yaşıyoruz. Aile ortamlarında paylaşılan muhabbetlerin, anıların, sevinçlerin ve hüzünlerin geçmişlerde kaldığı, her şeyin karmaşaya dönüştüğü, aile kavramının işlevini yitirdiği bir çağda yaşamanın verdiği sıkıntılar, elbette insan hayatında tedavisi mümkün olmayan yaralar açmakta, modern hayatın ilk anda fark edilemese bile, kısa süre sonra farkına varılan çeşitli hastalıklara sebep olmaktadır.

Geleneksel aile yapımızın değişmesinde modernleşme çabalarının, insanları kalabalıklar içerisinde yalnızlaştırma senaryolarının büyük payı olduğu söylenebilir. Gelenekle modernlik arasında sıkışmış insanımız ne geleneğin yanlışlarını düzeltebilmeyi ihtiyaç olarak gördü, ne de Batı dünyasından ithal ederek güzel gördüğü bireyci yaşam biçimine uyum sağlayabildi. Arafta kalmış bir aile yapısı, sadece çocukların aileyle ilgili bağlarını değil, anne-baba ilişkisini de bozacağı aşikârdı.

Geçtiğimiz günlerde İngiliz Anglikan Kilisesi’nin ileri gelenleri arasında bulunan 5 piskopos, hükümeti, ailenin daha çok parçalanmasına, halkın daha çok borca batmasına ve zenginle fakir arasındaki uçurumun derinleşmesine yol açan politikalarını gözden geçirmeye çağırmıştı. Sunday Telegraph gazetesine makale yazan piskoposlar, hükümetin politikalarının ahlaki açıdan sorgulanmaya muhtaç olduğunu belirtirken, “halkın her geçen gün daha sağlıksız bir borç yapısı içine girmesinin, ailelerin parçalanmasına yol açtığını” kaydetmişlerdi. Frantz Fanon’un deyimiyle: “Yeni bir ırk, yeni bir kimlik ve düşünce sahibi bir insan…”; yeni bir insanlık ailesinin oluşması için adım atmışlardı. Soğuk savaş döneminden kapitalistleşmenin sonucuyla tatminsizleşmenin, hissizleşmenin, sevgiden uzak oluşun, çocukların şiddete meyyal büyümelerinin ailenin parçalanmasından kaynakladığını anlayan Batı, aile kurumunun parçalanmadığı toprakları, bu kurumu parçalayarak, evladı anneden babadan soğutarak, hatta düşman ederek, işgal ediyor. Yeniden bir dirilişin gerçekleşebilmesi için silkinemeyen ve aynanın karşısına çıkamayan bizler, her geçen gün ailenin bereketinden uzaklaşıyor, aile ortamının hikmetinden mahrum kalıyoruz.

Hürmet kavramından uzaklaşan Batı, çocukları tarafından terk edilerek huzurevlerinde zorunlu ikamete maruz bırakılan anne ve babalar için eğer varlıklılarsa, haftanın belli gün ve saatlerinde kendileriyle sohbet edecek paralı göstermelik insanlar tutuyor. Amaçsa ortada; belli bir süre içine düştükleri yalnızlık psikolojisinden biraz olsun kurtulmak. Bizde de son zamanlarda buna benzer manzaraların meydana gelmeye başlamış olması, bir Müslüman olarak tüylerimizi diken diken ediyor.

Tarih boyunca birçok âlim, eğitimci, filozof ve idareci ailenin önemi üzerinde durmuş ve imkânları ölçüsünde bu konuda yazılar yazmış, projeler üretmiş, emirnameler çıkartmıştır. Fransız sosyal bilimci Jean Baudrillard, “Geleceğin ilkel toplumu” dediği, kapitalistleşmenin zirvesinde olan Amerikan kültürünü, “Bir çöl gibi trans-estetiktir” diye tanımladıktan sonra şu çarpıcı tespiti yapar:

“Tüketicinin zihninde, otomobilin maddi gerçeğiyle metafizik mutluluk kavramı aynı şeydir.” İşte mutluluğun metalaştığı, hayatın içinin boşaltılıp koflaştığı, ailenin parçalanıp insanın canavarlaştığı nokta. Hakikat karşısında bunca kayıtsız kalan bir hayatın, insanlık haysiyeti, cinsellik, emek, inanç, insan ve tabiat da dâhil tüketmeyeceği hiçbir şey yoktur. Çünkü ailenin parçalanması, insanın kimliksiz, kişiliksiz, şahsiyetsiz yetişmesinin önünü açmış, insan anlamını yitirerek modernitenin dayattığı sele kapılmıştır. Baudrillard, bu dehşetli sel ile alakalı sözünü şöyle tamamlar: “Bir tek istisnası var: İslam. Dünyayı süpüren radikal kayıtsızlık seline karşı yegâne tehdit.

Aile bağlarını güçlendirerek müthiş bir toplumsal güç meydana getirebilecek, toplumu en küçük halinden; çekirdekten başlayarak ıslah edecek; inşa edecek, insanın insana hürmetini, sevgi ve saygı bağlarını güçlendirerek insanı eşref-i mahlûkat yapabilecek olan ancak İslam’dır. Sırtımızı döndüğümüz, küçümsediğimiz, uzaklaştığımız medeniyetimizde, bir madalyon gibi boynumuzda taşımamız gereken değerlerimizle yeniden tanışarak, Ali Şeriati’nin ifadesiyle özümüze dönerek aile içi muhabbetimizi, aile bağlarımızı yeniden sorgulamamız gerekiyor. Annemizin, babamızın, ebeveynlerimizin gönlünü alarak, onları incitmeyerek –Kur’an’ın ifadesiyle onlara “öf” bile demeyerek– aile içi muhabbetimizi tekrar dirilterek, aile sohbetleriyle şahsiyetimizi inşa ederek, aile bağlarını güçlendirebilecek, işte o zaman dünyaya şefkati, merhameti, fedakârlığı medeniyetin dinamikleri halinde insanlığın yol haritasını sunabileceğiz.

Yunus Emre Tozal
Kur’ani hayat dergisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s