Cahiliyyenin Ellerinde Yetişen Adalet


inci çiçegi

Beşerî düzenler, kanunlarını inkılaplarıyla destekler ve topluma rağmen toplum için insanların canlarını üzerinden devrimler yapar.

İslam, sömürü ve himayeyi asla kabul etmez. Filistin’deki Siyonist zulûm Filistinlilerin İsrail himayesine girmemelerinden kaynaklanmaktadır.

Yarattıklarımız içinde, Hakikate giden yolu gösteren, ve onun sayesinde Adaletle davranan kimselerde vardır. (Araf: 181)

Adalet; bir denklem kurma çabasıdır. Genel olarak tüm varlığın özel olarak da devletin, toplumun ve dünyanın denklemini kurmaktır. İnsanoğlu bu denklemi bozmakta veya bozmaya çalışmaktadır. Adalet bozulan bu denklemi kurma uğraşısına denir. (İhsan Eliaçık, Adalet Devleti, Bakış Yay.) Adalet, egemenliği elinde bulunduran topluluğun mazlum, ezilmiş ve güçsüz bırakılmış bir mustaz’af da olsa haklıysa haklının hakkını vermektir. Adalet, gücü nispetince teraziye müdahale edenlere engel olup teraziyi dengede tutmaktır. Adalet, sermayeyi tekelleştirmeden dağıtmak, obezi obez olmaktan, sıskayı aç kalmaktan kurtarma çabasıdır. Adalet yeryüzünü yaşanabilir kılmak için “mutlak adalet sahibine” teslim olmaktır.

İslam şeriatı kanunlarını Allah’ın yasaları doğrultusunda insan fıtratına uygun olarak ortaya koyarken, yasalar toplumu korumak ve hakkı ayakta tutmak için konur. Örneğin hırsızın elinin kesilmesi caydırıcılık özelliğinden dolayı adaletin kendisidir. İslam toplumu istihdam alanı oluşturmadan hiçbir hırsızın elini kesmez. Zinadaki ceza da yine toplumun temeli olan aileyi esas alır. Aile bozulmaya başlarsa toplum zarar görecek ve en önemlisi takva toplumu dağılmaya başlayacaktır. İçki içen birisi şuuru yerinde olmadığından topluma zarar verecektir. Bu yüzden şeriat bu konuda da caydırıcı cezalar verir. Namaz kılmayan birisi kötülük işlemeye meyyaldir çünkü namaz kötülükten alıkoyar. Namaz temelli bir toplum kendini tüm şeytanî cazibelerden uzak tutar. İslam’ın da asıl gayesi takva üzere kurulmuş bir toplum olduğundan, İslam toplumu namaz kılmayanı da cezalandıracaktır.

Beşerî düzenlerin ilk gayesi iktidarlarını korumaktır. Beşerî düzenlerde kanun koyucuların öncelikleri farklıdır. Kanun yapıcı; toplumunun örf, adet ve geleneklerini, kanunun ahlakiliğini, azınlıkların hak ve hukuklarını dikkate almak zorunda değildir. Öncelikli koruması gereken sürdürmeye çalıştığı ideoljisinin bekası ve emniyetidir. Beşeri düzenler temellerini genellikle kanla sulandırarak, binlerce insanın canına son vererek, çocukları anasız, anaları kocasız bırakarak kurulur. Devletin temelinde ki amaç; insanın sûkunet içerisinde yaşamasını sağlamak değil, taptıkları ilahlarının ortaya koydukları ideolojiyi hayata hakim kılmaktır. Kanunları, toplumun değişmesini teklif bile edemeyeceği temel dinamiklerle koruma altına alınmıştır. Bu sayede demokrat olduklarını bile söyleseler krallıktan pek farklı bir çizgi gütmemiş olurlar.

Beşerî düzenlere göre adalet; güçlünün bekasının devam etmesidir. Toplumsal güveni zedeleyici, hırsızlık vakalarının sıradan bir meşkuliyet halini aldığı beşerî düzenler, suç ve cezalara ilişkin düzenlemelerini haklıdan yana değil güçlüden yana kullanır. Ona göre asıl haklı kaçakçılık da yapsa vergisinin bir kısmını verendir. Vergisini kaçırdığını bilmesine rağmen firmaları cezalandırmaz, çünkü ona göre kaz gelecek yerden tavuk esirgenmemelidir. Çeklerini ödeyemese de müşteri ayakta kalmalı olduğu için, ödemesini küçük bir talimatla men eder ve alacaklının maduriyeti borçlunun adaleti olmuş olur. Bir başka taraftan açlıktan ekmek çalmak zorunda kalan bir çocuğada hak (!) ettiği ceza verilir.

Devlet ailenin, özellikle annenin ve çocuğun korunmasından bahseder; zinayı serbest, çok evliliği yasak eder. Çok evlilik yasak olmasına rağmen evli bireyler bir çok evlilikler yaşar. Toplumun gözü önünde flört yaşantısı özendirilir, yarının geleceği olduğunu bildikleri çocuklar bu ahlaksızlardan ev kurma dersi alır! Ailenin korunması hakkında nutuk atan beşeri ideolojiler, hayat kadınlarının çalışması için evler açmaya müsaade eder ve gerekirse o evlerin sahiplerini vergi rekortmeni diyerek ödüllendirir.

Beşerî düzenler, kanunlarını inkılablarıyla destekler ve topluma rağmen toplum için insanların canlarını üzerinden devrimler yapar. Kimi zaman toplumun yazısını, kimi zaman dilini, dinini ve hatta ırkını bile değiştirmesini emreder. Toplumların huzur ve refahı için (!) giyimlerine müdahale ederek onların kırmızı çizgiyle çizdikleri çizgilerin ötesine geçmelerine izin dahi ver(e)mez. Kimi zaman toplumda kullanılan lakaplara hatta ünvanlara dahi müdahale ederek, bir mühendislik görevi üstlenir ve toplumu refah seviyesine yükseltmek adına baştan aşağı yenileme görevi görür.

Beşerî düzenler adaletten uzak tektipleşmek üzerine kurulmuştur. Eğitim, iş disiplinleri, kamusal alanları ve giyim tarzlarına kadar zorunluluklar ortaya koyar ve üretilmiş prototipleri heryerde zoraki olarak insanlarda uygular. Yüksek uygarlık seviyesinde olduğu düşüncesi ile batının futbol, festival ve film putlarını toplumlarına empoze ederken, papazlar kurtarıcı, imamlar uyutucu olarak insanlara sunar. Din işlerinden ev işlerine, yeni doğan bebeklerin konulan isimlerine kadar müdahale eden ideolojik devlet düzenleri Adalet Devleti diyerek devletine isim bile koymuş olsa, içi boş ve anlamsız slogandan öte bir anlam ifade etmemiş olur.

Sözün asıl sahibi olan Allah’ın kanunlarında ki temel prensipler ise İnsanlar arasında tam bir eşitlik, mutlak adalet, en geniş manasıyla hürriyet, kardeşlik, birlik ve beraberlik, yardımlaşma, haramlardan kaçınma, güzel ahlak, milli geliri bölüşme, iyilik etme ve kötülükten sakındırma, istişareyle yönetme şeklindedir.

İslam, sömürü ve himayeyi asla kabul etmez. Filistin’deki siyonist zulûm Filistinlilerin İsrail himayesine girmemelerinden kaynaklanmaktadır. Emperyal güçler, topraklarını ele geçirmese de eğer bir devletin iç denetim ve yönetimine müdahale edebiliyorsa, onlarla sorun yaşamamaktadır. Ama İslamı yaşama şekli olarak gören müslümanlara kafirlerin himayesine girmesi yasaklanmıştır. İslam, müslümanların emperyalistlere karşı cihad etmesini, İslam topraklarından çıkarılıncaya kadar onlarla savaşmasını farz kılar. Müslüman kafiri dost edinmez, onları sevmez ve onlarla aynı masaya oturmaz, bunu bildikleri için Siyonistler veya beşerî düzenler müslümanları günümüzde terörist ilan eder ve müslümanların katledilmesi için ellerinden gelen tüm gücü harcarlar.

Müslümanın adil olması; Filistin’de, Keşmir’de, Afganistan’da, Mora’da, Darfur’da bulunan kardeşlerinin yanında olması, onlara destek olması ve cihadlarına ortak olmasıdır. Sözle adalet değil eylemde adalet aslolandır.

Ümit Uçar
Rahle dergisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s