Ne Çok Gitmeler Vardır Ömrümüzde…


frangipanier_

Ne çok gitmeler vardır ömrümüzde ve ne çok çakılıp kalmalar olduğu yere. Seyredilen bir film, okunan bir kitap, bir şiir, haber bültenlerinde gördüğünüz annenin; yavrusunun üzerine kapanarak yaktığı ağıtları duyuyor olmanın akabinde, çekip gitmek dürtüsünün hummalı fırtınalarına kapılır da sürükleniverir insan. Ardından, alışılmışlıklar zamkının kerpeten parmaklı pençeleri, kahrolası kirli tırnaklarını sımsıkı geçiriverir bedeninize de yine çakılıp kalır olduğu yere.

Okuduğunuz Kuran surelerini içselleştirme çabası ile dalıvermişken en derinlere ve yakıcılığı hoş bir hüzünle yudumlarken kutsal kelimeleri, boğazınızda düğümleniverir Kıyamet suresi. Artık her surede gidilmesi gereken bir adres, her ayette ziyaret edilmesi gereken bir mekan vardır sizin için. Bu halin ardından, gördüğünüz küçücük bir tepecik bile Nur dağının şefkatli gözleriyle bakar olur size de, kendinizi atıp sığınmak istersiniz eteklerine… Yan yana duran iki ağaç, bağrına basmak için açılmış iki kol gibi görünse de gözünüze, yine derin bir özlemle başınızı eğersiniz önünüze. Her zaman olduğu gibi, gidememenin/gitmemenin elindeki paslı hançer saplanacaktır sinenize.

İşte bu halleri yaşıyorken; yudumladığınız çayın üzerindeki duman, daha yeni bombalanmış kardeş toprağının üzerinde olmak arzusu ile efkarla burnunuzda tütüverir. Esen rüzgarlar hep ötelerin kokusunu getirir. Soluk alış verişleriniz bile sizi hep oralara götürüp götürüp gelir… Yüksek bir tepenin üzerinden bilinçsizce yönelttiğiniz derin ve donuk bakışlar, Aksa’nın yıkılan duvarlarının altında ezilir. Duyduğunuz çıtırtılar kulaklarınıza uzak coğrafyaların kalp atışlarını verir. Saksağanların çığırtkan sesleri, mazlum çığlıklarını kulaklarınıza taşıyıverir. Her yeriniz bir yerlere gider ve her müşahade ettiğiniz size bir başka coğrafyanın başka bir anını getirirken, gitmeyen tek yanınızsa yine bedeninizdir. Bir de devamlı bir yerlere gidip gelen iç çekişmeleriniz… Ne çok gitmeler vardır ömrümüzde ve ne çok çakılıp kalmalar olduğu yere.

Güçsüz ve zayıf hissettiğimiz zaman meylettiğimiz gitmelerimiz vardır bir de. Kızdığımız, başaramadığımız zamanki gitmelerimiz. Aslı, gitmekten öte olan kaçış eylemlerimiz. Gittiğimiz yerde karşımıza çıkacak en büyük hasımsa yine kendimiziz… Küsmelerimiz ve incinmelerimizin ardından vuku bulan ve gittiğimiz yerde de asla kalıcı olamayacağımızın tüm işaretlerini, ceketimizi alırken sarfettiğimiz sözlerle deşifre ettiğimiz gitmelerimiz… Güdemediğimiz devenin huysuzluklarının ardına sığınarak, güdemeyeceğimiz yeni bir deveyi menzil edindiğimiz zaman “başımızı da alıp” gideriz. Başımızı almadan gidebilsek eğer belki sorunu çözebiliriz. Ama “başımızı da alıp gidince” kaçan da biz kaçılan da biziz. “Nereden gelip, nereye gittiğimiz” sorusunun cevabını bulamadığımız için başıboştur bu tür gidişlerimiz. Gizlemek için hatalarımızı, yeniden başlamak ve en başa sarmak için hayatı tekrar ederiz.

“Ben durduğunuz yerden sıkıldım, başka bir yere gidiyorum” da diyebiliriz. Bu cümlenin başında kırk tilki dolandığı için biz buraya girmek istemeyiz.

Menzili Medine olan gitmeler vardır bir de. Ardında bıraktığın iyilerin “gitme”, karşılayacak olanların da “gel” dedikleri. Gelmen için yoluna gül dalı serdikleri. Vuslat için uğruna nice can verdikleri gitmeler vardır. Şayet gittiğin yer çöl bile olsa ve eğer gitmen gerekiyorsa, kendini Mecnun bilmeli ve muhakkak gitmelisin… Bu durumda en kötüsü gidememektir zira… Gitmesi gerektiği halde gidememeler yok mu? Yıllar geçip de tüm gitmeler bir kambur gibi üst üste binince, gitmenin adı da “hasret” olur yar’e. Belki de bir süre sonra o bile kalmayacaktır şu zavallı ihtiyare.

İnsan, gelen ve gidendir nihayetinde. İlk gelişten son gidişe kadar hep bir yerlere gidip gelmelidir. Çakılıp kalmak olmaz olduğu yere.. Nasıl geldi ise öylece kalabilmek için, gitmelidir gerektiğinde. “Nereden gelip nereye gittiğini” arayıp bulmalı ve ilk geldiği anın hüznünü muhafaza etmeli yüreğinde… Her gittiği yerde, ilk geldiği anki sevinçle karşılanmak için gitmesi gerektiğinde gitmelidir.. Tüm gidişleri, son gidişin güzel oluşuna hazırlamalıdır o’nu. Son gidişinden sonra bir daha asla gelemeyeceğinin bilinci içinde Güzele gitmeli ve güzelce gitmelidir.

İlk geldiği gün gelişine sevinenleri aldatmamak için, son gidişinde ağlatmasını bilmelidir. İlk gelişinde niçin ağladığını bilerek yaşayanlar, giderken gülmesini bilenlerdir…

Selim Sevkioğlu

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s