Kadınlar, Dikkat!


rose rose

Bir ‘erkek hareketi’ olarak feminizmin kadına verdiği zarar onu erkekleştirmesi, erkeğe verdiği zarar onu kadınlaştırması, aileye verdiği zarar taşları yerinden oynatması, çocuklara verdiği zarar onları ‘babalaşmış anneler’ ve ‘anneleşmiş babalar’ ile yüzyüze getirmesidir. Rabb-ı Rahîm’in çok hikmetler ile koyduğu ve birbirini tamamlar nitelikteki farklı özellikler, feminizmin elinde bir rakibe dönüşmüş; sonuç itibarıyla, kadınlar erkekleşmiştir.

Feminizm bir erkek hareketidir, dedik. Çünkü, feministlerin tezlerine ve icraatlarına bakarsak, bütün yapıp ettikleri, erkeğin yaptığı işleri kadının da yapabildiğini göstermektir. Kadın da erkek gibi işadamlığı yapabilir, onun kadar hızlı koşabilir, onun kadar iyi siyasetçi olabilir, vs. vs. Feminizm, güya kadını ‘aşağı’ mevkiinden kurtarma uğruna ona hedef olarak erkeklerin yaptığı işleri gösterdiğine göre, feminizmin ölümcül zaafını tesbit etmek hiç de zor değildir. Feminizm, erkeklerin konumunu yücelten, o yüzden kadını da ‘yücelmek’ için erkekleşmeye zorlayan bir harekettir. Saikleri itibarıyla, bir ‘kadın hareketi’ değil, bir ‘erkek hareketi’dir; erkekleşme hareketidir.

Bu hareketin taşıdığı böyle apaçık bir zaafa ve fıtratı değiştirmeye çalışma gibi müthiş bir zorlama ve zorbalık boyutu da taşımasına mukabil, milliyetçilik, devletçilik, hooliganism misali tüm cahilî asabiyetler gibi, onda da meş’um bir lezzet boyutu var ki, şu “asr-ı enâniyette” tüm dünya kadınlarını peşinden sürüklüyor. İşin garibi, mü’mine kadınlarda dahi, apaçık feminist bir söylem dile getirenler kadar, neredeyse büyük kısmında – söylem itibarıyla ‘feminist’ olmasa bile – feministçe bir tavrın ihtiyar edildiği gözleniyor.

Nitekim, İsmet Özel’in bir vâkıanın veciz bir özeti olarak belirttiği üzere, “Kadınlar yapamaz, fakat yaptırır” sırrı tahakkuk ediyor nice mü’min evlerinde. Öyle ki, duyduğu ve gördüğü öyle şeyler var ki, çokça yazılan “İslâm’da Kadın Hakları” türünden kitaplara bedel, “İslâm’da Erkek Hakları”na dair kitaplar yazma ihtiyacının husule geldiğini bile düşünüyor insan…

Evlerde olandan da daha hazini, dışarıda yaşanıyor. Bir yanda, kadının para için çalışma hayatına atılması gibi bir vâkıaya mestûre hanımların da kemâl-i hâhişle râm olmasının beraberinde gelen arızalar mevcut. George Gilder gibi iktisatçıların hesaba vurarak ortaya koyduğu ve herkesin de fiilen tecrübe ettiği üzere, çalışan kadın, ‘aile bütçesine katkı’dan daha ziyade, kapitalizmin ‘kâr maksimizasyonu’ çarkına katkıda bulunuyor. Bu vesileyle, elbiseden deodoranta, ayakkabıdan kreş ve yuvalara bir dizi ‘harcama’ kalemi ortaya çıkıyor meselâ. Ama, asıl, iş hayatında kadınlar erkekleşiyor; ve bu erkekleşme, evde kocasına karşı nüşûzelik sûretinde belli ediyor – dışarıda çalışmıyor bile olsa, sırf feminizmden aldığı cesaretle, aynı ‘erkekleşme’yi sergileyen ev hanımları cabası!

Feminizmden doğrudan veya dolaylı etkilenmeler ile gelen bir husus ise, kadınları erkekleştirip erkekleri kadınlaştıran ve böylece birbirini tamamlayan iki karşı cinsi, birbirinin benzeri bir ‘tek cins’e dönüşme gibi gayrifıtrî bir yöne zorlayan bu gelişme paralelinde, kadınların erkeklerle münasebet ve muhatabiyette sergilediği rahatlık. Birçok ehl-i dinde dahi, bu rahatlığın lâubâlîlik ve lâçkalık boyutlarına uzanan tezahürlerini ‘İslâmî radyo’ları arayan kadınların – ve bilhassa genç kızların – önemli kısmının sergilediği fütursuzlukta, keza işyerlerinde ve yolda-beride gördüğümüz şakalaşmalarda apaçık görebiliyoruz. Hele hele, bir ucundan şöhret edinmiş birçok mü’minin eşlerinden, bu fütursuzluğun aile hayatının vazgeçilmez lâzımı olan sadakat ve emniyeti sarsan tezahürleri dahi olduğunu öğreniyoruz–bir mü’mine hanımla da çözebileceği sıradan konuları şöhretli bir mü’min erkeğe yöneltme; hatta bunu evini telefonla arayarak gerçekleştirme.. gibi. Buna karşılık, o kişinin yardımcı olacağı bir mesele de olsa, onu hanımına iletip, “Siz beyinize de arzetseniz. Sonra ben sizi arasam da, istişarenizde nasıl bir kanaat hâsıl olduğunu bildirseniz” şeklinde bir formül de pekâlâ uygulanabilir olduğu halde!

Feminizmle gelen ‘fıtrata doğru’ değil, ‘fıtrata karşı’ özgürleşmenin; ve bunun bir uzantısı olarak kadının erkekleşip erkeğin kadınlaşması ile gerçekleşen ‘tek-tipleşme’ vâkıasının mü’mine kadınların akıl, kalb ve nefislerindeki tesirleriyle gelen bu tablonun sıhhatsizliğini apaçık görerek tedaviye başlamak, öyle görünüyor ki, kadının kadın ve erkeğin erkek olarak kemâl bulması ve de ailenin huzurlu, çocukların dengeli olması için vazgeçilmez bir şarttır.

Resûl-i Ekrem’in, mescidde “erkekler safının en hayırlısının en öndekiler, kadınlar safının en hayırlısının ise en geridekiler olduğunu” buyuran hadis-i şerifinden, feminizmden ziyadesiyle nasiplenmiş bugünün mesture hanımlarının alacağı bir ders herhalde vardır. Kadının evinde kıldığı namazın, mescidde kıldığı namazdan kat kat sevaplı olduğunu bildiren hadis ise, meseleyi herhalde tamamlamaktadır.

Metin Karabaşoğlu

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s