Çocuğun Manevi İhtiyaçları – 5


Gazze’ye yapılan son saldırıların toz-dumanında, çocuk eğitimiyle ilgili bir yazıya dikkatini vermek belki okuyuculara zor gelebilir. Ancak, bugünlere gelinirken yaptığımız en büyük hatalardan birisinin de, İslami şahsiyetin birey ve toplumda gelişimine kafa yormamış olmamız olduğunu düşünürsek; “zararın neresinden dönersek kârdır” deyip kolları sıvamak zamanı olduğunu idrak ederiz. Siyonistler Filistin’de toprağın tapusu olarak bilinen zeytin ağaçlarını sökmeye, Mescid-i Aksa’nın altına tüneller kazarak çökmesini beklerken; bu coğrafyada da halkımızın şahsiyetinin gelişimi ve onun İslami olarak biçimlenmesini engelleyecek her türlü tedbire başvurdular. Mescidi Aksa’yı bekledikleri gibi, Dünya çapında Müslümanların manen çökmesini bekliyorlar. İşte bize emanet edilmiş zeytin ağaçları olan çocuklarımıza ihlasla yapacağımız her fedakarlık; onların İslami şahsiyetine koyacağımız her harç ve tuğla şeytanın dostlarının beklentilerini kursaklarında bırakacak ve yarınların bugünden de kötü olması planlarını boşa çıkaracaktır inşallah. Kaldığımız yerden devam edelim.

Disiplinin amacı, çocuğa rehberlik etmek, uygun sınırlar içinde daha geniş özgürlük vermek,(1) çocuğun benlik saygısını zedelemeden, kendi kendini denetleme yeteneği kazandırmaktır. (2) Çocukla ilgilenildiğinin, sevildiğinin, korunmaya çalışıldığının bir isbatıdır disiplin. (3) Ağaç için kabuğu neyse, çocuk için disiplin odur. Ağacın usaresini koruyan, yöneten ve yönlendiren kabuktur. (4) Medeniyet dahi, her şeyden önce disiplindir; fizyolojik, ahlaki, sosyal ve ilmi bir disiplin. Barbarlık ise, aksine disiplinsizliktir. Çocukluğundan itibaren akıllı bir disipline tabi tutulan, bazı mahrumiyetlere katlanan ve aksi şartlara alışan insanların maddi ve manevi yönden çok daha dayanıklı olduğu bilinmektedir. (5)

Çocuğa uygulanacak disiplin anlayışı konusunda bizde ve bugünkü Batı toplumunda, anlayış farklılığı bulunmaktadır. Bizim toplumumuzda çocuk küçükken çok serbesttir, yaptığı yaramazlıklar hoş görülür ve “o küçük” denilir. Büyüdükçe özgürlüğü kısıtlanır, her şeyi yapmasına izin verilmez, “artık sen büyüdün” denilir. Batılılar, çocuğun disiplinli bir şekilde yetişmesi için çok küçükken bazı yaptırımları uygularlar. Örneğin, çocuğun belli saatlerde yatması, uyuması, emmesi önemlidir. Ancak çocuk büyüdükçe ona özgürlük verilmelidir. Hatta ona doğru ve yanlışın öğretilmesi bile onun özgürlüğüne müdahaledir!.. Batıda gittikçe yaygınlaşan varoluşçu ve hümanist eğitim görüşünün bir yansıması olan bu uygulamayla ahlaki değerlerden yoksun olarak sosyal hayata karışan gençlerin, birbirlerini ve kendilerini mutlu edemedikleri tecrübelerle ortadadır. Özgürlük, bütün kurallara kayıtsız kalmak değildir. Bilakis başkalarına bağımlı olmadan; kendi kendine karar verebilme ve davranabilme erkidir; yani özgün bir şahsiyet oluşturabilme yeteneğidir. Disiplinin yukarıdaki tanımlarıyla beraber düşünüldüğünde özgürlüğün; disiplinle çatışma değil, tatlı bir uyum içinde bir kavram olduğu görülür. (6)

Dengeli disiplin, çocuk eğitiminde oldukça önemlidir. Anne babalar, eğitimciler, disiplini sağlamak uğruna çocuğu kendinden soğutacak hatta düşman edecek şekilde sert davranmamalı; ancak, hiçbir değer ve kuralı tanımamaya varacak özgürlüğü de çocuğa tanımamalıdır. Bilakis, bazı kısıtlamalar olmazsa çocukta özgürlük kavramı gelişmez. Aşırı hoşgörü gören bir çocuk, çoğunlukla iç kontrol mekanizmalarını geliştirmekten yoksun kalır ve davranışlarında yıkıcılık baskın olur. (7) Ne yazık ki, bu iç kontrol mekanizmaları aşırı kontrol ve baskı altında yetişen çocuklarda da gelişememektedir. Burada denge konusu yine karşımıza çıkar. Eğitimcinin görevi; çocuklardaki canlı kuvvetleri söndürmek değil; o kuvvet ve yetenekleri disiplinize etmek; mecralarını göstermektir. Aynen ağaçların budanma, düzeltme işlerini yapan ancak Allah’ın her ağaca bahşetmiş olduğu taşıma gücüne müdahale etmeyen bahçıvan gibi. Sevgiye dayalı disiplinde amaç çocuğu sıkmaktan ziyade iyileştirmek, boyunduruk altına almaktan ziyade gönlünü kazanmaktır. Böyle bir disiplin, çocuğun iç haline, şuuruna dokunmak; yüzeysel ve geçici sükuneti değil, iç düzeni; çocuğun kuralla barışık olmasını, kendi kendini yönetebilmesini hedefler. (8)

Disiplinde ödül ve ceza

Çocukta görülen iyi davranışların karşılığı olarak, o davranışın aynısı veya daha fazlasıyla karşılık vermek; böylece çocuğu sevindirmek ve davranışların alışkanlık hâline gelmesini temin etmekte ödül vazgeçilmez bir güdüleme aracıdır.(9) Ödülün temel özelliği, onun yüce amaçlar için kullanılan bir araç oluşudur. Onun bu özelliği hiçbir zaman göz ardı edilmemeli; çocuk için bir amaç hâline dönüşmemelidir. Ayrıca günlük hayatın bir parçası olan davranışlara ödül vermek de eğitim açısından yanlış bir tutumdur. Ödül, ancak göze batacak derecede yapılan iyi bir şey üzerine verilmelidir. Çocuk, iyi şeyi, ödül beklediği için yapmamalı; ödülün iyi şeyler üzerine kendiliğinden geldiğine inanmalıdır. (10) Örneğin, bir çocuğun kendi yatağını ve odasını düzelttiği için ödüllendirilmesi mümkündür. Ancak bu çocuğun inatlık, tembellik, huysuzluk vb. nedenlerle bunları yapmaması durumunda, ona bir şeyler vaad etmek doğru değildir. Böyle durumlarda alınan bu tedbirler çocuğun inadını, tembelliğini güçlendirmekten başka bir işe yaramaz.

Ödül maddî olabileceği gibi manevî de olabilir. Ödül verirken çocuğun yaşına ve ödülün ölçülü olmasına dikkat edilmelidir. Özellikle küçük yaşlardaki çocukları maddî şeylerle ödüllendirmek, onlarda iyi davranışları geliştirmeye büyük çapta yardımcı olur. Çocukların yaşı ilerledikçe, bilinçleri güçlendikçe ve duyguları derinleştikçe maddî ödüllerin yerini manevî ödüllere bırakması gerekir. Manevî ödüller, kişinin onurunu yüceltip, düşünce ve duygularının yücelmesini sağlayabilir. (11) Ödül konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, ödüllendirilen hareketi, anne babanın açık bir dille takdir etmesi, o davranışı beğendiğini belirtmesi, sevincini göstermesidir. Bu daima ödülün önüne geçirilmeli, çocuk bir yandan ödül almanın heyecanını duyarken, ondan daha çok, anne babayı sevindirmenin zevkini yaşamalıdır. (12) Böylece ödül bir teşvik aracı olabilir.

Ceza da sıkça tartışılan bir konudur. Yapılan araştırmalarda, sadece başarısızlık durumunda cezalandırılan; sadece başarı durumunda ödüllendirilen ve hiçbir ceza ve ödül verilmeyen üç grup denkten en fazla başarıyı ödül grubunun gösterdiği; en başarısız olanın ise hiç bir eylem yapılmayan grup olduğu ortaya çıkmıştır. Bu örnek, cezanın ödül kadar olmasa da güdülenmede etkisi olduğunu göstermek içindir; yoksa ne bu yazının amacı; ne de hayatımızın amacı çocuklarımızda sınavlarla ölçülebilen bir başarıyla sınırlı bir anlayışı ikame etmek değildir.

“Namaz için dövme” çocuklara şiddet uygulanması meşrudur anlamına gelir mi?

Ceza deyince, “Cennetten çıkma” gibi sözlerle geleneksel kültürümüzde yüceltilen fiziksel şiddete değinmemek olmaz tabii ki. Ülkemizde ne yazık ki disiplin ya da eğitimle neredeyse eş tutulan dayak cezasının, gerçekte çok istisnai durumlar haricinde eğitimde yeri olmamalıdır. Enes bin Malik (ra) yaramaz bir çocuk olmasına rağmen hayatında ona “of” bile dememiş olan Rasulullah (sav) (13) , dayağı sadece hafifçe namaz kılmama durumunda meşru görmüştür (14) ki, geçen yazılarımızda belirttiğimiz gibi, aklı başında bir aile buna mecbur kalacak şekilde treni kaçırmaz ve hadisi şerifteki işarete de uygun şekilde küçük yaştan itibaren namazı çocuğa sevdirir.

Bizde camide çocukları döven ya da kovan amcaların aksine, Rasulullah’ın (sav) mescidlerinde çocuklar baş tacıydı. Resulullah (sav), birçok defa omuzunda torunu Ümame olduğu halde cemaate gelir, o şekilde namaz kıldırırdı. Torunları Ümame, Hasan, Hüseyin yanında; İbni Abbas, Enes (ra) gibi o zamanın çocuk sahabileri, mescidin müdavimleri idiler. Bunları genelde Allah’ın Resulü beraberinde getirirdi. Bunu gören sahabiler de çocuklarını getirmeye başladılar. Böylece cami cemaatinin önemli bir kısmı çocuklardan oluşmuştur. Ebu Malik El Ensari der ki; “Size Resulullah’ın namazından söz edeyim mi? Arkasında erkekler, onların arkasında da çocuklar olduğu halde namaz kılardı”. (15)

Kaldı ki, namazın ibadetlerde ayrı bir yeri vardır ve namaz konusunda fiziksel cezada büyükler çocuklardan daha fazla müeyyideye muhataptır. Müslüman olma iddiasına rağmen yapılmadığında kocanın hanımını, (16) ve bildiğim kadarıyla meşru idarenin ferdleri tazir etme yetkisi olan yegâne ibadet namazdır. Câbir radıyallahu anh şöyle dedi: – Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i:
“Gerçekten kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terketmek vardır” buyururken işittim. (17)
Tâbiînden Şakîk İbni Abdullah rahimehullah şöyle dedi: Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ashâbı, namazdan başka herhangi bir amelin terkini küfür saymazlardı. (18)

Dolayısıyla, namaz için hususi bir durum söz konusu olduğunu ve Peygamberimizin (sav) hayatının hiçbir döneminde çocuklara sert davranmadığını görüyoruz. O merhamet timsali Nebi (sav) savaşın çetinliği arasında dahi müşriklerin çocuklarının sakınılmasını ashabına sıkı sıkıya tembihlemişlerdir. (19)

Çocuklarda aşırı kaygı ve sinirli eğilimlerin temelinde, katı ve cezaya yönelik otoriter anne baba davranışlarının var olduğu belirlenmiştir. (20) Yine böyle ortamlarda yetişen çocuklar güvensiz, uysal, otoriteye bağımlı, çekingen, tartışmaya ve başkalarını suçlamaya eğilimli, bencil, duygularında kararsız, övgü ve yergiye karşı hassas, ürkek bir kişilik geliştirir, denilmiştir.

“Din Eğitimi ve Öğretiminde Mükafat ve Ceza” konulu bir araştırma yapan Ay, ailede verilen din eğitiminde, çocuk üzerinde en fazla olumsuz etkiye, zaman zaman başvurulan dayak cezasının yol açtığı sonucunu bulmuştur. (21)

1- Jersild, Çocuk Psikolojisi, s.152.
2- Emine Akyüz, Ulusal ve Uluslararası Hukukta Çocuğun Haklarının ve Güvenliğinin Korunması, MEB, Ankara 2000, s.254.
3- Bakiye Marangoz, Çocuğumuzu nasıl eğitelim, Mektup yayınları, sf.63.
4- Paul Foulgie, Pedagoji sözlüğü. Çev: Cenap Karakaya, Sosyal yayınları sf. 103.
5- Alexis Carrel, İnsanlar uyanın, Arif bolat kitabevi, sf. 219.
6- S.Ahmet Uzun, Özgürleştiren disipli, Bilge yayınlarısf 22-23.
7- Dr. Lee Salk, Çocuğun duygusal sorunları, çev: Erzem Onur, Remzi kitabevi, sf.88.
8- C.H. Carrier, R.Ozouf, Yaşanmış pedagoji, Çev: N. Yüzbaşıoğlu, MEB yayınları sf.103.
9- Dodurgalı, Din Eğitimi, s.145; Dodurgalı, Ailede Çocuğun Din Eğitimi, s.96.
10- H. Fikret Kanad, Kısaltılmış Pedagoji, MEB, İstanbul 1977, s.86.
11- Kanad, Kısaltılmış Pedagoji, s.84-85.
12- Dodurgalı, Din Eğitimi ve Öğretiminde İlkeler ve Yöntemler, s.147.
13- Delail sf 57, Buhari ve Ahmed bin Hanbel’den naklen.
14- Ebu Davud Salat 26- Tirmizi Mevakit 182
15- Ebu Davud, Salat,94
16- Dr. Mehmet Demir, Nisa Suresi Tefsiri ve Dayak İddiası Vuslat dergisi Ocak 2008, sayı 79
17- Müslim, Îmân 134. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 15; İbni Mâce, İkâmet 17
18- Tirmizî, Îmân 9
19- Ahmed b Hanbel; Müsned; III; 435; Darimi; ‘Siyer’; 25; Elbani; Silsiletü’l-ehadisi’s-sahiha; I; 759; nr:402
20- Mehmet Emin Ay, Ailede ve Okulda İdeal Din Eğitimi, BilgeYay, sf. 39-40.
21- Mehmet Emin Ay, Din Eğitimi ve Öğretiminde Mükafat ve Ceza, s.113.

Dr. Mehmet Demir
Vuslat dergisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s