Yaşamayı Unutmak…


2767699082836bdaac46bh4dl3

Yaşamayı unutarak yaşıyoruz. Gözlerimizin içine içine bakan hayatın neresindeyiz çok zaman? Size, gözlerini (yerinden) oynatırcasına bakan bir çocuğa bakmadan bir adım atabilir misiniz! Kaç çocuk bakışı her an bir köşebaşından sana. Her an kaç aşk bakışıyla bakar yaşamak sana… Bunu bir söyleyen olmadı mı Allah aşkına? Nefeslerin söylemiştir de; duymamışsındır. Duymamışsındır; günün gecenin selamını. Oldu mu şimdi! İşin ne senin öyle koşturuyorsun da… Ne çocukların gözyaşını silmeye gücü yetiyor yaptığın işler, ne de bir annenin feryadını dindirmeye…

“Yaşamak nedir?” diye sorduğun oldu mu kendiciğine? Bir daha, bir daha, yeniden, kaç defa? Yoksa “sen” aldığın nefeslerin, dallarda şen şakrak kuşların, alnına sıvanan rüzgârların farkında falan değil misin? Bir yalan, bir inkar, bir inat, bir olmaz murat için/de koşuyor olmayasın!

… ve ah ki… vah!
Gündelik işlerin… Seni delik deşik eden manşetlerin şehvetinden başını çeviremeyişin hayra alâmet değil. Adalet de değil bu. Sözlerini “geveze” ettiğin yetmediği gibi…
Bakışlarını da…
Adımlarını da…
Duyuşlarını da… “geveze” etmişsin; iyi etmemişsin.

İstersen “bir bilene” sor. Bir bileni bulman için de s/ana “kılavuz” gerek.

Öf, yordun beni!

Bu ne gürültü böyle! Kanser mi oldu âlem! Yalanla doğrular bu kadar karışmış mıydı? Ekmekler bu kadar tatsız olmamıştı belki.

Bu kadar suni/yapay/yapmacık/gayr-ı fıtrî… bir zamanın şahidi olmak da varmış! Varmış işte! Hayatımızın bunca rol; rolümüzün bunca hayat oluşu… Perdeli/nerdeli… Ve en can alıcı yanlarımızın rendelene rendelene… Ve “yine” bir cümleyi bitir(e)meden… Hayatımızın cümlesini kur(a)madan çalarsa kapı/m diye…
… korkuyor, korkuyorum.

Bunlar bir karamsarlık fotoğrafı olsun diye değil; adını koymak adına… Bir hayal olsa/ydı gördüklerim. Bu nezaketsizliği, hissizliği, arsızlığı, yarsızlığı bunca sahipleniş neyin nesi?!…

İnsana nefes başı insanlık yaraşır. Adım başına lazım şeylerin ne/ler olduğunu koynumuzda gezdiriyor muyuz?
Bize yaraşan şeylerin mi… yoksa nelerin yarışındayız?
Yoksa dem be dem ağlarız; dem bu demin her an taptaze demlenmiş gelen mevsimlerin, hayatın merhabasını duymaz isek… Her an: “Ne oluyoruz?!…” diye yüreğimiz elimizde… patlayacak bombaların “patlamadan” ölüsü oluruz. En iyisi “yaşamayı” unutmadan yaşamak.

Kaldır başını! Bak gökyüzü, bulutlar, güneş, yıldızlar… Belki ihtiyacın var! Ha bitti bitecek bir hayatın var. Git, bir çiçeği kokla! Pencerene gelen kumrulara buğdayın, merhametin yok mu? “İnsan” olduğunu nerelerde hatırlıyorsun en çok? Bir çetele tut! Bir dânen var mı toprağına usulca bırakacağın? Ne bir besten var ne de ziyaret edeceğin bir hastan… Öf, yoruyorsun beni ve kendini; haberin yok! Aynaya bak! Gözlerin yuvalarından çıkmış! Çok da malın mülkün var. Dağıt da bunları; hafifle! Ellerini ve kalbini elden/gözden geçir! Hayatı kokla! Sık sık çal kalbinin kapısını…

… orda mı?

Ali Hakkoymaz

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s